Gılgamış Destanı

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan 1yang
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
1
EXE RANK

1yang

Fexe Kullanıcısı
Puanları 0
Çözümler 0
Katılım
20 Kas 2008
Mesajlar
1,298
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
29
Web sitesi
www.forumexa.com
1yang
Gılgamış Destanı, Mezopotamya'da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destandır. Ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür.

Destana konu olan kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve M.Ö. 28.yüzyılda Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir.

Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 12 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında bir tablet daha bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.

Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini gözler önüne sermektedir.

İlk serüven Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahşi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaşta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur.

Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aşk tanrıçası İştar arasında yaşanır. İştar Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış bunu red eder. Onuru kırılan İştar Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boğa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boğayı öldürür. Enkidu rüyasında, boğayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiğini görür.

Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Ama, destanın dev*****n yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediği görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiştir.

Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar. Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir.

Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan, Gılgamış’ın ölüm karşısında yenilgisiyle biter.

Gılgamış destanı Nuh Tufanı'nın anlatıldığı ilk yazılı eserdir. Uruk kentinin kralı Gılgamış'ın yaş***** anlatan destan, kimilerine göre kutsal kitapların da kaynağıdır.

Çoğu tarihçi, tarihin, çivi yazısını bulan Sümerlilerle başladığını söyler. M.Ö. 4 bininci yılın ikinci yarısında Aşağı Mezopotomya'da yaşayan; Ur, Uruk, Kiş, Eridu, Lagaş ve Nippu gibi önemli kentler kuran Sümerlerden geriye, o dönemi yansıtan pek çok eser kalmıştır. Bunlardan belki de en önemlisi, içinde Nuh Tufanı'nın da anlatıldığı Gılgamış Destanı'dır. Sümer diliyle "Sha Nagba İmuru" yani "Her şeyi görmüş olan" Gılgamış, bugün Gaziantep'in Suriye'ye sınır ilçesi Karkamış'ın o dönemki adıyla, Uruk kentinin kralıdır.

İlk yazılış tarihi M.Ö. 2500-3000 yılları arasında olduğu tahmin edilen destan, Sümerce 12 tane kil tablete yazılmıştır. İlk yazılımın dışında destan, daha sonra Babil döneminde iki kez daha yazılmıştır. Toplam 2 bin 900 satır olduğu tahmin edilen destanın en önemli bölümleri ek******. Sadece yüzde 60'ı tam olarak bulunan şiir formatında yazılmış destanın bazı dizelerinin başı ve sonu yoktur. Destanın Sümerce yazımının anlaşılması oldukça zordur. M.Ö. 1800 yıllarında Babil kralı Hammurabi (M.Ö 1792-1750)zamanında tekrar yazılan Gılgamış Destanı'nın üç tableti bulunamamıştır. Destanın son yazılım tarihi tam olarak bilinemese de, son ozanının, Kassitler çağında yaşamış Sin Lekke Unnini adında bir sanatçı olduğu kabul edilmektedir.

Destanın kahramanı Uruk Kralı Gılgamış, dörtte üçü tanrı, dörtte biri insan olan bir varlıktır. Gılgamış halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu'yu yeryüzüne gönderir. Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat Enkidu'nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış'tan çok dilekte bulunan Uruk halkının başına bela olur. Gılgamış, Enkidu'yu yola getirmek için güzel bir fahişe (Şahmat) yollar ve ehlileşmesini sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır, güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer, oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış'la Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.

Güçlerini sınamak için yola koyulan ikili, kendilerine hasım olarak, korkunç sesiyle bile insanları öldürebilen Sedir ormanının korucusu dev Huvava'yı seçer. Ancak devin gürleyişi karşısında Enkidu korkudan dona kalır. Gılgamış ise etkilenmez ve devi öldürür. Bunu gören tanrıça İştar, Gılgamış'a aşık olur. Fakat Gılgamış tanrıça İştar'ı, fahişe gibi davranıp her önüne gelenle hatta hayvanlarla bile birlikte olduğu için aşağılar ve reddeder. Tanrıçanın intikam almak için Uruk kentine yaptığı saldırılar ise iki kahraman tarafından bertaraf edilir.

Günün birinde Enkidu ölüme yenik düşer. Dostunu yitirdiği için çılgına dönen Gılgamış, kendisinin de bir gün öleceği gerçeği ile karşılaştığından paniğe kapılır. Ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için "tufan"ı yaşamış ve ölümsüzlüğe ermiş olan Utnapiştim'i görmeye gider. Utnapiştim, binbir zorlukla Mutlular Adası'ndaki evine gelen Gılgamış'ı geri çevirmez ve ona tufanı anlatır. Tanrılar bir tufan ile insanları yok etme kararı alırlar. Ancak Utnapiştim, tanrı Ea'nın uyarısı üzerine ailesini, çeşitli zenaat erbabını, hayvan ve bitki türlerini içine alacak yedi bölümden oluşan bir gemi inşa eder. Yedi gün, yedi gece süren ve yeryüzünün sularla kaplandığı tufan sonunda Utnapiştim'in gemisi Nisir Dağı'nın tepesinde karaya oturur.

Utnapiştim, Gılgamış'tan, genç kalmanın sırrının, denizin diplerinde bulunan bir bitkide olduğunu saklamaz. Kral sevinçle denizin diplerine dalar ve otu bulur. Ancak Gılgamış'ın yorgunluktan uykuya dalmasından yararlanan bir yılan, otu yutuverir. Destan, yılanların her bahar deri değiştirmesini bu olaya bağlamıştır. Ebediyen varolma şansını yitiren Gılgamış deliye döner. Çaresiz bir biçimde geldiği Uruk'ta artık Enkidu'nun ruhuyla kurduğu ilişkiden başka avuntusu kalmamıştır. Gılgamış, Enkidu'ya ölümden sonraki hayata dair yönelttiği sorularla biraz olsun teselli bulurken bilgeliğin dünyanın nimetlerinden yararlanmak anlamına geldiğini kavrar ve destan da sona erer

Destan, tarihte bilinen en eski medeniyetlerden olan Sümerlerin yaşayışları hakkında bilgi verir ve kendisi de ilk yazılı destan olma özelliğini taşır.

Gılgamış Destanı'nın en önemli özelliklerinden biri de, anlattığı "Tufan" öyküsü , üç büyük dinin Kutsal Kitapları'da yer almasıdır. "Ölümsüzlük Otu" öyküsü, Türk-İslam dünyasının "Lokman Hekim" söylemine benzer.
 
DÜNYA MEDENİYETİNDE TÜRKLERİN PAYI

GILGAMIŞ DESTANI VE TUFAN

İSRAİL, devlet olmasını, FİLİSTİN'i ele geçirmesini, 180 milyon Arab'a karşı direnebilmesini, bir din kitabına dayandırarak sağlamıştır.

Schliman TRUVA şehrini bir efsaneyi inceliyerek bulmuştur. TUFAN din kitaplarından önce SÜMER kil tabletlerinde yer almıştır. Ayırımcılar Kürtler'i bizden koparmak için Kawa Efsanesi'ni öne sürüyorlar.

Öyleyse biz de TUFAN EFSANESİ, OĞUZ EFSANESİ ve ERGENEKON EFSANESİ üzerinde duralım.

TEVRAT, NUH'un gemisinin AĞRI Dağı'na konduğunu söyler. (M.Ö.4000) KUR'AN'da ise CUDİ Dağı'na oturduğu belirtilir...Bizce bu farkın sebebi, TEVRAT'ın, inmesinden 600 yıl sonra kaleme alınmasıdır. AĞRI Dağı daha yüksektir ve Yahudiler onu bu şerefe daha layık buldukları için değiştirmekte beis görmemişlerdir!..Ancak KUR'AN'ın verdiği bilgi daha gerçekçidir. CUDİ, MEZAPOTAMYA'ya, KONYA'ya daha yakındır ve ilk yerleşimler bu bölgelerde olmuştur.

TUFAN'dan sonra NUH'un gemisinin CUDİ dağına oturduğu, ve Türklerin Nuh'un oğlu YAFES'ten geldiği efsaneleri birleştirildiğinde; TÜRKLERİN İLK YURDU'nun GÜNEYDOĞU ANADOLU olduğu ortaya çıkar!..(19)

Tevrat M.Ö.500 yıllarında yazıya geçmiştir. Halbuki ÂDEM'in, NUH'un, İLYAS'ın hikayeleri o çağlarda dilden dile dolaşıyor, halk şairleri tarafından ezberleniyor, ve muhtemelen sazlarla çalınıp söyleniyordu.

İşte bu hikayeleri M.Ö. 3000 yıllarında ortaya çıkan, M.Ö.2000 yıllarında çivi yazısı tabletlere kaydedilen GILGAMIŞ DESTANI'nda da görüyoruz. Bu destanın en son ve düzeltilmiş şekli, Asurbanibal'in M.Ö. 600'lerde Ninova'da kurduğu kütüphanede bulunmuştur. İlk metinler SÜMER (TURANI) dilinde iken, Ninova'dakiler Akad(Sami) dilindedir.

Oestan'ın serüveni şöyle gelişti: 1839 yılında Austen Henry Layarda adında genç bir İngiliz, arkadaşı Rassam ile birlikte karadan Seylan'a gitmek üzere yola çıktı. Mezopotamya'ya geldiğinde Asur höyüklerinin bulunduğunu görünce, gezisini erteledi. Ninova ve Nemrut kentlerinin kalıntılarında yıllarca oyalandı. Sonunda büyük bir Asur heykelleri kolleksiyonu ve binlerce kırık kil tabletle Londra'ya döndü. Bu sırada o toprakların gerçek sahibi Osmanlı İmparatorluğu ise, kendini Batı boyunduruğuna sokacak İngiliz Ticaret Anlaşması ve Tanzimat ile uğraşmakta idi.

Layard'ın buluşunun değeri, sayısı 25.000'i bulan tabletlerinin üzerindeki kamaya benzer şekillerin çözülmesiyle anlaşıldı. Bu güç işi başaran Henry Rawlinson oldu. Kendisi Doğu Hindistan Şirketi'nde çalışan bir İngiliz subayı idi. İran'da Kirmanşah yakınlarındaki Bisütun kayasındaki yazıtı bulmuştu. DARYUS KAYDI diye bilinen bu yazıt ZENT (eski İran), ELAM ve BABİL dillerinde çivi yazısıyla yazılmıştı. Rawlinson çalışmalarını sürdürdü ve 1855'de "Batı Asya'da Çivi Yazısı Yazıtlar" adlı eseri yayınladı. 1866'da George Smith de onunla birlikte çalışmaya başladı.

Bu sırada Layard'ın arkadaşı Rassam Ninova'da kazılara devam etmiş, ve 1853'de kütüphanenin yeni bir bölümünü bulmuştu. Asurluların başka metinlerden kopya ettikleri GILGAMIŞ DESTANI bunların arasında idi!.. Bu yıllarda o toprakların ve kil tabletlerin gerçek sahibi Osmanlı İmparatorluğu, Kırım Harbi ve Islahat Fermanı ile uğraşıyordu.

1872'de Smith "İncil'e İlişkin Arkeoloji Derneği"nde yaptığı bir konuşmada "British Museum'daki Asur tabletlerinden birinde TUFAN'ın anlatıldığını farkettim" dedi. Arkasından "Kaldelilerin TUFAN Öyküsü" adlı eserini yayınladı. Kitap büyük ilgi ve yardım topladı. Kazılara dönen Smith TUFAN ile ilgili eksik bölümleri buldu. 36 yaşında ölmeden önce de, Destan'ın tercümesinin ana hatlarını tesbit etmeyi başardı. Smith Asurca "Tufan"ı yayınlarken bunun, günümüzde WARKA diye bilinen, İNCİL'de ERECH olarak geçen "URUK şehrinde, daha eskiden yazılmış bir metnin kopyası olduğunu" da belirtmişti. Aynı yıllarda Uruk'ta kazı yapan W.K. Loftus, M.Ö.3000 yılına ait mozaik duvarlar ve kil tabletler buldu. ancak bu buluntular 1920'li yıllara kadar fazla dikkat çekmedi. Yine o tarihlerde Almanlar Uruk'ta kazı yaptılar ve yeni tabletler ortaya çıkardılar.

Öte yandan 1880'lerde Amerikalı John Punnet Peters, Güney Irak'ta Nippur'da 40.000'e yakın kil tablet buldu. Philadelphia ve İstanbul müzeleri arasında bölüşülen bu tabletler arasında GILGAMIŞ DESTANI'nın SÜMER dilindeki en eski metni vardı!..Osmanlı İmparatorluğu 2. ABDÜLHAMİD zamanında biraz olsun uyanmış, ve hiç değilse tabletlerin bir kısmını alıkoymuştu. Bu arada UR kentinde yapılan kazılarda da, başka tabletler bulundu.

Eldeki kil tabletlerin en az dört ülkeye bölünmüş olması, onların okunmasını güçleştirmiştir. Ancak en eski GILGAMIŞ metninin büyük kısmı TÜRKİYE'dedir.

GILGAMIŞ Destanı'nın M.Ö. 2000 yıllarında ulaştığı ün, ETİ İmparatorluğu'nun başkenti BOĞAZKÖY arşivlerinden çıkan Akad dilindeki çeviriden anlaşılmaktadır. Destan HURRİ diline ve ETİ diline de çevrilmiştir, ki bu ikincisi bazı bilim adamlarınca Hint-Avrupai sayılır. Yalnız unutmamak gerekir ki, M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan bu SÜMER Destanı, Greklere maledilen Homeros destanlarından çok çok önce dünya edebiyatındaki yerini almıştır.

Bu metinler Campbell Thompson tarafından çeviri ve açıklamaları ile birlikte 1928'de yayınlandı. Pensilvanyalı Profesör Samuel Kramer de SÜMER metinleri üzerinde çalışmalar yaparak onların M.Ö. 3000 yıllarından geldiğini ortaya koydu.

Bilim adamları son zamanlarda GILGAMIŞ adlı bir kralın M.Ö. 2700 yıllarında gerçekeh yaşadığını ve TUFAN'dan sonraki URUK sülalesinin 5. kralı olduğunu, uzun bir süre hükümdarlık yaptığını tesbit etmişlerdir. Şurası muhakkaktır ki, GILGAMIŞ EFSANESİ kendinden daha önceki olayları anlatan hikayelerle birlikte dile getirilmiş, YARADILIŞ ve TUFAN EFSANELERİ ile rabıtası bu suretle kurulmuştur.

SÜMER TUFAN efsanesinde NUH Peygamber'in rolündeki kişinin adı ZİUSUDRA'dır ki, bu kelime "hayatı gördü" anlamına gelir. KUR'AN'a göre Hz. NUH'un 980 yıl yaşadığı göz önünde tutulursa, bu ad son derece yerindedir. Asur efsanesinde NUH'un yerini UTNAPİŞTİM almıştır. Babil TUFAN efsanesinde bu kahramanın adı ATRAHASİS'tir. Efsanenin son versiyonu olan, Babilli rahib Berossus'un M.Ö. 200'lerde yazdığı Grekçe TUFAN efsanesinde baş rol, SİSUTHROS adlı kişiye verilmiştir ki, ilk metindeki ZİUSUDRA adının grekleşmesinden (Ziusudros) başka bir şey değildir.

30 yıl boyunca Diyanet İşleri'nde çalışıp, imamlık, hocalık müftülük yapmış olan Turan Dursun, bu destanı okuyunca sapıttı. Din kitaplarındaki hikayelerin GILGAMIŞ DESTANI'ndan aşırıldığını öne sürerek İSLAM'a ve peygamberlere saldırmaya başladı. Halbuki gerçek olan bir olayın, cereyanından sonra yazılan her kaynakta dile gelmesinden daha tabii bir şey olamazdı. Kaldı ki, SÜMER ve Asur tabletlerini hiç okumamış olan AMERİKA KIZILDERİLİLERİ ve Pasifik yerlileri de aynı TUFAN'a, efsanelerinde yer veriyorlardı. Üstelik TEVRAT ve KUR'AN sadece TUFAN ile yetinmiyor, ADEM'den sonra pek çok insan ve olayla bir bütün oluşturuyordu ama, bunlar Turan Dursun'u artık etkilemedi. Belki de "hakikati (!) görmüş din adamı" şöhreti ona daha cazip geldi.

Kısacası, GILGAMIŞ DESTANI gayrımüslimlerin bile imanını arttırırken, Turan Dursun gibi şaşkınların da yoldan çıkmasına sebep oldu.

Destan ile ilgili bu bilgileri aldığımız GILGAMIŞ Destanı adlı kitaptan TUFAN EFSANESİ'ni de kısaca nakledelim:

-- Kendine bir dost arıyan GILGAMIŞ, vahşi hayvanlar ile yaşarken bir ****** tarafından ehlileştirilen ENKİDU ile karşılaşır ve onunla yaptığı bir güreşten sonra dost olurlar. Birlikte yolculuğa çıkarlar. Ormanların bekçisi dev HUMBABA'yı, sonra GÖKYÜZÜ BOĞASI'nı öldürürler. Onlara kızan Tanrıca İŞTAR da ENKİDU'yu öldürür.

Bu olay GILGAMIŞ'ın ölüm konusunda düşünmesine ve TUFAN'dan kurtulup ölümsüzlüğe eren UTNAPİŞTİM'i aramasına yol açar. Karşılaştıklarında UTNAPİŞTİM, bilgelik dolu öğütler ile ona TUFAN'ı anlatır:

-- FIRAT'ın kıyısına kurulmuş olan ŞURRUPAK kentini biliyor musun?..O günlerde insanlar durmadan arttı. Yeryüzü dolup taştı. Tanrı ENLİL, "İnsanoğlunun çıkardığı bu kargaşalık çekilmez hale geldi," dedi. Bunun üzerine tanrılar insanoğlunu yok etmeye karar verdiler. Buna karşılık tanrıca EA, beni bir düş aracılığı ile haberdar etti. "Ey UBARA-TUTU'nun oğlu, kendine bir tekne yap. Yeryüzünün nimetlerini bırakıp canını kurtarmaya bak. Yapacağın teknenin eni boyuna eşit olsun. Yapıp bitirdikten sonra gemiye bütün canlı yaratıkların tohumunu al," dedi.

Zifti çocuklar, geri kalan nesneleri erkekler getirdi. 7 güverte yaptım. Güverteleri tahta perdelerle 9 bölmeye ayırdım. Ailemi, hem yabani hem evil hayvanları tekneye aldım. Vakit gelip çatmıştı. Fırtınanın binicisi yağmuru gönderdi. Hava gerçekten korkunçtu. Gemiye binip her tarafı sımsıkı kapattım...

6 gün 6 gece boyunca yeller esti, sel, bora, su taşkınları yeryüzünü kastı kavurdu. 7. gün deniz yatıştı. Gemi NİSİR Dağı'na oturdu. Tan yeri ağarırken bir güvercin salıverdim. Konacak yer bulamadan geri döndü. Sonra bir kırlangaç salıverdim. O da dönüp geldi. Sonra bir kuzgun saldım. Bulduklarını yemeye koyuldu, geri dönmedi. Bunun üzerine yiyecek-içecekten adak adadım. Yedi yere yedi kazan kurdum. Tanrılar tatlı kokuyu alınca (aşure) adağın başına üşüştüler...Geçmiş günlerde UTNAPİŞTİM (Zuisurda-Atrahasis- Sisuthros veya Hz. NUH) ölümlü bir kişi idi. Tanrılar beni alıp ırmakların ağzında (dünya cennetinde) yaşamak üzere yerleştirdiler.

Hz. NUH'un 1000 yıla yakın yaşamış olması, onun adeta ölümsüz sayılmasına, ve belki de GILGAMIŞ ile gerçekten karşılaşmasına imkan sağlamıştır.

Bu hikayeden "tanrılar" ifadesi çıkartırsak TEVRAT ve KUR'AN'daki TUFAN kıssasından sadece "teferruatta farklılıklar" kalır. Benzerlik gerçekten şaşırtıcıdır.

Bu destanın önemi, sadece TUFAN olayının doğrulanması değildir. Destanın en eski metninin 5000 yıl önce yazıldığı SÜMER dilinin URAL-ALTAY dil grubundan olması, bizim açımızdan en az TUFAN kadar dikkate değer bir husustur. Bazı yazarlar bununla da yetinmemiş, şimdiki TÜRKÇE'nin eski SÜMERCE'ye dünyadaki başka dillerden çok daha yakın olduğunu ortaya koymuştur. Aynı şey ELAMCA için de geçerlidir. (4) Böylece dünyanın en eski edebi metinleri Ari Grekçe veya Hintçe değil, TURANİ SÜMERCE ile tarihteki yerini almıştır.

___________________________

(19) Güneydoğu Anadolu'da şehirleşme M.Ö.9000, Konya-Çatalhöyük'te M.Ö.9000, Mısır'da M.Ö. 7000, Hindistan'da M.Ö.5000, Çin'de M.Ö.4000 yıllarındadır... Bu konudaki kaynaklar:

Barraclough, Geoffrey, Times Dünya Tarihi Atlası, Karacan Yayınları, İstanbul, 1980

Times Dünya Tarihi, Belgesel, TRT-TV (1986 gösterimi)

Yavuz, Edip, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Kurtuluş Matbaası, Ankara, 1969

Türkkan, Tahir, Doğu Anadolu'nun Türklüğü, Ankara, 1992
user_online.gif
 
Geri
Üst