Lise 1-2-3-4 Biyoloji [TÜM KONULAR ]

HAYVANSAL DOKULAR

A-Epitel Dokusu

lisebiyoloji-dokular.jpg

  • Hücreler arası madde yok denecek kadar azdır.
  • Kan damarı içermez.
  • Bölünme yeteneğine sahip hücrelerden oluşur.
  • Hücreleri oldukça farklı görevler üstlenmiştir.
  • Beslenme ve solunum bağ dokusu aracılığı ile yapılır.
  • Hücrelerinde yaptıkları işe göre özelleşmeler görülür. (Sil, Microvillus, Salgı vb. )
lisebiyoloji-dokular%20(1).jpg

Kökeni : Epitel dokusunda ektoderm ,endoderm ve mezoderm orijinli olanların bulunması ile diğer dokulardan ayrılır.
1-Ektoderm Orijinli : Deri epidermisi , Kornea epiteli , Ter , Meme bezleri ve Sinir sistemidir.
2-Endoderm Orijinli : Sindirim kanalı epiteli , Karaciğer , Pankreas ve Mide bezleridir.
3-Mezoderm Orijinli : Böbrek , Erkek ve Dişi üreme kanalları epiteli , Kan ve lenf damarları epitelidir
lisebiyoloji-dokular%20(2).gif


Organizmadaki Görevleri :
  • Emme (Absorbsiyon)
  • Salgılama (Sekreksiyon)
  • Taşıma (Transport)
  • Kasılma (Kontraksiyon)
  • Boşaltım
  • Koruma
  • Duyu
Epitel Dokunun Görevlerine Göre Çeşitleri :
1) Örtü epiteli
lisebiyoloji-dokular%20(3).jpg

2) Salgı Epiteli
lisebiyoloji-dokular%20(4).jpg

3) Duyu Epiteli
lisebiyoloji-dokular%20(22).jpg

4) Kassel Epitel
kasselepitel.jpg

a-Örtü epiteli Sınıflandırılması ve Organizmada Bulunduğu Yerler :
1-Tek Tabakalı Yassı Epitel : Difüzyon ve filtrasyonun olduğu yerlerde görülür. Bunlar
Akciğerler Alvoler odalar , Kan damarlarının içi , Kılcal kan damarları , Bowman kapsülü , Henle kulpunun ince kanal bölgesidir.

2-Tek Tabakalı Kulak Epitel : Örtü korumanın yanı sıra böbrek tubullerinde salgılama ve emme işlevide görür. Bunlar Tiroid , Ovaryumda , Tükürük bezi , Karaciğer ,ve pankreas salgı kanalları Omurgasızlarda deri bu epitelle örtülüdür.

3-Tek Tabakalı Silindirik Epitel : Salgıların salınması ve besinlerin emiliminde rol oynar. Bunlar midenin kordiya bölgesinden anüse kadar sindirim kanallarını döşer.Sil taşıyan silindirik hücreler, uterus , ouidukt , akciğer bronşları , omuriliğin merkezi kanallarında bulunur. İşlevi yüzeydeki sıvı ve partiküllerin hareketini sağlamaktır.

4-Yalancı Çok Katlı Epitel : Yapısında bulunduğu yere göre mukus salgılayan hücrelerle , silli hücrelerde bulunur. Salgıbezlerinin büyük kanallarında , Paratroid bezde, erkek uretrasında bulunur. Silli olanları trake ve bronşlarda gözyaşı bezinde bulunur.Görevi solunum kanallarına giren toz ve mikroorganizmaları makusla yakalayıp sillerle dışarı itmektir.

5-Çok Katlı Yassı Epitel : Koruma işlevi yürütür. Ağız , Özefagus , Epislatis , Vagina , Anüs , ve konjuktivada bulunur. Deride bulunan (epidermis te) keratin ize olur.Omurgasızlarda üst deri tek katlı epitelden oluşurken omurgalılarda çok katlıdır.
b-Salgı Epiteli Sınıflandırılması ve organizmada Bulunduğu Yerler :
Epitel dokudan özelleşen salgı bezleri organizmada enzimlerle sindirimin gerçekleşmesi ,mukoz ile organlarda nemin ve kayganlığın sağlanması , hormonlarla yaşamsal olayların denetlenmesinde rol oynar. Kurbağa ve solucan derisindeki mukoza deride nemliliğin dev***** böylece solunumu olanaklı kılar. NOT : Eklem bacaklılarda epidermis kitin , CaCO3 ve Ca (PO4)2 katılımıyla sertleşir ve organizmanın dış iskeletini oluşturur
1-Dış Salgı Bezleri : Tükürük , ter , yağ , gözyaşı , böbrek ve sindirim kanalı bezleri ,ürogenitel sistemin duvarlarındaki bezler örnektir.
2-İç Salgı Bezleri : Hipofiz , epifiz , tiroit , paratroit , adrenal bez , timüs , eşey bezleri örnektir.
3-Karma Bezler : Mide , pankreas örnektir.
Dış Salgı Bezleri Çeşitleri ve Organizmada Bulunduğu Yerler :
1-Tek hücreli bezler :
Solucan derisindeki solunum yollarında ve
sindirim kanalındaki goblet hücreleri (Mukus salgılayarak nemlilik ve kayganlık
sağlar.)

Mukus Salgısının Organizmadaki Önemi :
  • Ağızda mekanik sindirimle oluşan partiküllerin yapışıp lokma haline gelmesi.
  • Yüzeyin kayganlaşması.
  • Yüzey neminin korunması.
  • Sindirim kanalı iç yüzeyinin enzimatik etkilerden korunması.
  • Solunum kanalında hava ile giden partiküllerin sillere yapışması.
  • Solucan ve kurbağada deri solunumunun gerçekleştirilmesi
2- Çok Hücreli Bezler :
  • Basit Tubuler Bezler : Ter bezleri , mide bezleri , uterus bezleri.
  • Bileşik Tubuler Bezleri : Tükürük bezi , erkeklerde Cowper bezi , dişilerde Bartholini bezleri.
  • Basit Alvoler Bezler : Memelilerde görülmez kurbağa derisinde bulunur.
  • Bileşik Alvoler Bezleri : Derinin yağ bezleri , prostat ve meme bezleri.
  • Bileşik Tubuler Alvoler Bezler : Tükürük bezleri , yutak ve özefagus bezleri , pankreas , süt bezleri , prostat
Duyu Epiteli ve organizmada bulunduğu yerler :İç kulakta korti organında , burunda , dilde , gözde bulunur.
NOT : Deri ile alınan duyular epitel kökenli hücreler değil özelleşmiş sinir sonlarıyla alınır.
c-Kessel Epitel ve organizmada bulunduğu yerler :
Tükürük , ter , gözyaşı ve meme bezlerinin etrafında yıldız şeklinde kasılabilme yeteneği olan miyoepitel hücrelerdir. Salgı bezlerinin salgılarının boşaltılmasında rol oynar.

B-Bağ Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(20).jpg

  • Mezodermden meydana gelir.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden oluşur.
  • Bol miktarda kan damarı ve sinirler içerir.
  • Hücreler arası madde difüzyona elverişlidir.
  • Yapısında esas doku hücreleri ve kan dokusun ait olan hücreler bulunur.
  • Vücudun her noktasında bulunur.
  • Esas hücrelerinin gerektiğinde bölünme yeteneği vardır .(Fibroblast)
  • Hücreleri gerekirse diğer doku hücreleri haline dönüşebilir. ( Kıkırdak, kan,Kemik gibi.)
Bağ dokusu hücreler ve hücreler arası maddede meydana gelir. Hücreler arası madde şekilli ve şekilsiz elemanlar olarak iki tiptir ve fibroblastlar tarafından oluşturulur.
a-Hücreleri :
1-Fibroblastlar : Bağ dokusu ara maddesinin şekilli ve şekilsiz elemanlarını üretir.Bölünme yeteneği vardır. Gerekirse diğer doku hücreleri haline dönüşebilir.
2-Makrofag : Mikroorganizma , işlevsiz proteinler , kimyasal maddeler , yabancı cisimler , ölü hücre ve kanserli hücreleri fagositozla yok ederek vücudun savunmasında rol oynar.
3-Plazmasitler : Antikorlar meydana getirerek vücudun Hücresel olarak mikroorganizma ve yabancı proteinlere (Antijen) karşı korurlar.
4-Liposit : Yağ depolayan hücrelerdir.
lisebiyoloji-dokular%20(19).jpg

5-Mastosit : Heparin salgılayarak bağ dokusu ara maddesinin katılaşmasını önler.Böylece ara maddenin difüzyona elverişli halde tutar.
F-Melanosit (Pigment Hücreleri) : Melanin pigmenti biriktirerek deri ve gözün U.V.ışınlara karşı korunmasında rol oynar.
NOT : Fibroblastlar ihtiyaç halinde diğer hücreler haline dönüşebilirler.
Örn: Osteositler.
b-Ara Madde :
1-Kollejen Lifleri : Gerilme ve çekilmelere dayanıklıdır. Tendonlarda , beyin zarı
2-Elastik Lifler : Uzayıp kısalabilirler. Alvoler oda ve kan damarları.
3-Retiküler (ağsı) lifler : Dalak , lenf düğümleri , karaciğer , kan damarları ,

Bağ Dokusunun Görevleri :
  • Doku ve organları birbirine bağlar.
  • Doku ve organlara şekil ve direnç kazandırır.
  • Dokuları onarır ve doku kayıplarını tamir eder.
  • Vücudun savunmasında Görev alır.
  • Kan damarı içermeyen (epitel , kıkırdak ) dokuların beslenmesini sağlar.
C-Kıkırdak Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(18).jpg

  • Mezodermden meydana gelir.
  • Hücre ve hücreler arası maddelerden oluşur.
  • Omurgasızlardan sadece yumuşakça ve kafadanbacaklılarda bulunur.
  • Kan damarı ve sinir içermez.
  • Hücrelerin beslenmesi çevredeki bağ dokularından gerçekleşir.
a-Hücreleri :
Kondrositlerdir. Ara maddenin şekilli ve şekilsiz elemanlarını yaparlar. Ara madde içinde lakün adı verilen boşluklarda bulunurlar.
b-Ara madde :
1-Şekilsiz Eleman : Temel madde olup kondrin adı verilir.
2-Şekilli Elemanlar : Elastik ve kollejen liflerdir.
Kıkırdak doku ara maddesine göre üçe ayrılır.
1-Hiyalin kıkırdak : Kollejen lifler taşımasına karşın homojen yapı gösterir. Kıkırdaklı balıklarda iskelet , embriyonal dönemde iskelet , burun , trake , kaburga uçlarında bulunur. Metabolizması çok düşük ve regenerasyon yeteneği yoktur.
2-Elastik Kıkırdak : Ara madde elastik lifler taşırlar. Kulak kepçesi , ses telleri östaki borusu , dış kulak yolunda bulunur.
3-Fibröz (lifli) Kıkırdak : Bol miktarda Kollejen lifler taşırlar. Omurlar arasındaki diskte , diz kapağında , göğüs ve köprücük kemiğinin oynak (eklem) yerlerinde bulunur.
Görevi :
1-Bazı organların şekil kazanması (burun , kulak vb.)
2-Bazı organların yapı ve şekillerinin bozulması (Trake , bronş , östaki borusu )
3-Kemiklerin eklem bölgelerinde tahribatın önlenmesi , kayganlığın sağlanması
4-Kemikleşme (Kemiklerde boyca büyümenin sağlanması )
NOT: Kıkırdağın regenerasyon , büyümesi ve beslenmesi yapısında bol miktarda kan damarı ve sinirler taşıyan bağ dokusu yapısında olan ve perikondrium adını alan kıkırdak zarı ile gerçekleşir.
D-Kemik Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(17).jpg

  • Mezodermden köken alır.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden meydana gelir.
  • Vücudun dişlerden sonra en sert yapılarıdır.
  • Kıkırdak ve bağ dokusunun kemikleşmesi ile oluşur.
  • Yapısında kan damarları ve sinirler bulunur.
  • Arsa madde sert ve geçirimsizdir ; beslenme ,solunum ve boşaltım doku içine kadar özel kanal sistemi ile ulaşan kan damarlarından difüzyonla olur.
  • Yaşam boyu metabolik ve hormonal etkilerle ; yenilenme , büyüme ve küçülme görülür.
  • Vücud ta inorganik maddelerin depolandığı dokudu.
  • Hücrelerine osteosit , ara maddeye ise osein denir.
  • Kan dokusunun bütün hücreleri kırmızı kemik iliğinde oluşur.
lisebiyoloji-dokular%20(16).jpg


K emikleşme: kıkırdak ara maddesine minarellerin çökelmesi ile sertleşmesine denir.Kemikleşme için gerekli koşullar:
  • Yeterli ve dengeli beslenme.
  • Vit-D ve vit-C.
  • Dengeli hormon salınımı (Tirokalsitonin ve Parathormon)
  • Dengeli ve yeterli mineral (Ca, Mg, P, F )
  • Güneş ışını ve spor.
Kemik dokusu çeşitleri:
1- Süngersi kemik dokusu: İçleri kırmızı kemik iliği ile dolu düzensiz boşluklardan meydana gelmiştir. Uzun kemiklerin epifiz (Uç) kısımında bulunur. Kısa ve yassı kemiklerin merkezinde bulunur.
2- Sıkı kemik dokusu: Gözle görülen boşlukları olmayıp,mikroskobik kanallar taşır. Kan damarları ve sinirler bu kanallarda bulunur. Uzun kemiklerin diafiz (Gövde ) kısımında diğer kemiklerin merkezinde bulunur. Uzun kemiklerin gövdesindeki kanalda sarı kemik iliği bulunur.
Kemik dokusu hücreleri ve hücreler arası maddesi
a- Hücreleri:
1- Osteoblastlar: Kemik dokusu ara maddesini oluşturan hücrelerdir. Bu hücreler periost denen zarın hemen altında bulunurlar. Olgunlaştıklarında ara madde içinde kalıp osteositlere dönüşürler.
2-Osteoklastlar: Kemik kanalı ve boşlukların iç yüzeyinde bulunurlar. Fagositoz yetenekleri olup ara maddenin yıkılmasına neden olurlar. Kandan gelen monositlerin birleşmesinden oluşurlar. Kanda Ca dengesinin sağlanmasında rol oynarlar.
b- Ara madde:Osein denir organik ve inorganik olmak üzere iki kısımda oluşur.
1-Organik: Kollejen lifler ve şekilsiz proteinsel yapılardan meydana gelirler.
2-İnorganik:Dokuya sertlik veren esas kısımdır. Kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, magnezyum fosfat, kalsiyum florid vb. maddelerden oluşur.
Not: Sert olan ara maddenin kolay kırılmasını önleyen ara maddede bulunan kollejen liflerdir.
Kemik dokusunda büyüme :
1-Enine büyüme:Periost tarafından sağlanır.
2-Boyca büyüme:Diafizle epifiz arasında kalan kıkırdağın kemikleşmesiyle gerçekleşir.

Not:Eşey hormonların etkisiyle epifiz eklenti yerindeki hücre bölünmesi dolayısıyla boyca büyüme durur.
Not: Kandokusunun bütün hücrelerinin oluşumu ve olgunlaşması kemik dokuda gerçekleşir.( Sadece T lenfositleri timusta , B lenfositleri sindirim sistemi lenfoid yapılarında olgunlaşır.)
E-Kan Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(5).jpg

  • Mezoderm orijinlidir.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden oluşur.
  • Akışkandır. Damar ve kalp sistemi gibi kapalı ortamda bulunur. Vücutta kayıbı görülebilen tek dokudur.
  • Hücreleri eritrositler , leukosit ve trombositlerdir. Kanın % 45 ‘ini oluştururlar.
  • Ara maddeye plazma denir. Kanın % 55 ‘ini oluşturur.
  • Akışkan olan dokuda hareket kalbin etkisiyle sağlanır.
  • Tek hücreli ve mikroskobik organizmalarda bu doku bulunmaz.
  • Hücreleri kısa ömürlüdür. Doku devamlı yenilenir.
lisebiyoloji-dokular%20(6).jpg

Hücreler

Alyuvarların Özellikleri
  • mm kanda 5 milyon tane bulunur. Değişik canlılarda farklıdır. (Tavukta 3,Kedide 9 milyon) kansızlıkta azalır. Oksijen yetersizliğinde artar.
  • yuvarlak yası hücrelerdir.
  • Memeliler hariç Diğer omurgalılarda çekirdeklidir. (Ancak çekirdek görev yapmaz.)
  • Yalnız lamada eritrositler elips şeklinde ve çekirdeklidir.
  • Kanda bulunan olgun eritrositlerde nukleus , E.R. , R.N.A., mitekondri , sentrozom , ribozom vb. organeller bulunmaz.
  • Ortalama ömürleri 120 gündür.
  • 8-Sitoplazmalarında hemoglobin ve karbonik anhidraz gibi enzimler taşır.
  • 9-Boyanmamış eritrositlerin rengi hemoglobin içeriğine bağlı olarak yeşilden ten rengine değişir.
  • 10-Eritrosit zarındaki mukopolisakaritlerin antijen özelliğinden dolayı kan grupları oluşur.
  • 11-İnsanın 5. ayından itibaren alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir.
  • 12-Ergin alyuvarlarda mitekondri olmadığında gerekli enerji O2 ‘siz solunumla sağlanır.
  • 13-Yaşlanan alyuvarlar dalak , karaciğer ve kemik iliğindeki makrofaglar tarafından parçalanır.
  • 14-Kandaki hareketi yavaştır.
NOT :
1-Hemoglobin in beta zincirindeki valin aminoasit inin yerini gulutamin in alması eritrositin yapısını bozarak orak şeklinin oluşmasına neden olur. (Orak hücreli anemi.)
2-Hemoglobin sentezi ile alyuvar sayısının birbirleri ile ilişkisi yoktur. Demir etkisinde hemoglobin sentezi azalır ;ancak alyuvar üretimi sürer.
3-Kanda oksijen miktarı azalınca karaciğer ve böbreklerden salınan eritroprotein , eritrosit yapımını uyarır.
lisebiyoloji-dokular%20(7).jpg


Akyuvarların Özellikleri :
  • Çekirdeklidir.
  • Renksizdir.
  • Amipsi hareket ederler.
  • damarların dışına çıkabilirler.
  • kırmızı kemik iliği ve lenfatik yapılarda oluşurlar.
  • Ortalama 1mm kanda 4000-11000 arasında bulunurlar.
  • Enfeksiyon , alerjik durum ve beslenmeden sonra sayıları artar.
  • Kan dışında bağ doku ve diğer dokularda da görülürler.
  • Kan dokusunu geçici süre kullanırlar. Bağ dokusunda daha uzun süre kalırlar.
  • Lenf dolaşımında bulunurlar.
  • Ömürleri 1-2 saat ile 15 gün sürebilir.
  • Kandaki sayısı ile enfeksiyonun şiddeti arasında doğru orantı vardır.
  • Viral hastalıklarda sayısı azalır.
Akyuvarlar granulosit ve agranulosit olmak üzere iki hücre grubuna ayrılır.
A- Agranulositler:

a)Lenfositler:
  • En küçük akyuvarlardır.
  • Nukleus büyük ve düzdür.
  • Hareket az veya hiç yoktur
  • Kırmızı kemik iliğinde oluşurlar,daha sonra timüs ve sindirim sistemi lenfoid yapılarına giderek olgunlaşırlar ve tekrar kana geri dönerler.
  • Vücudun hücresel ve humoral olarak savunulmasında görev alırlar.
  • Gereğinde damar dışına çıkıp diğer dokulara geçerler.
  • Bağ dokusuna geçip fibroblastlara dönüşebilirler.
  • Merkezi sinir sistemi hariç her dokuda görülürler.
  • Uzun ömürlü hücrelerdir.
b)Monositler:
  • En büyük akyuvarlardır.
  • Nukleus yuvarlak ,atnalı veya fasulye şeklinde olabilir.
  • Sitoplazma granulsüz ve boldur.
  • Çok hareketlidirler.
  • Kırmızı kemik iliğinde oluşurlar.
  • Bakteri , yabancı cisim ve hücre atıklarını fagositozla yok ederler.
  • Gereğinde bağ dokusuna geçerek makrofajlara dönüşürler.
  • Karaciğer Kupffer hücreleri ve akciğerlerdeki makrofajların orijinini oluştururlar.
B- Granulositler:

a)Nötrofiller:
  • Çok hareketlidirler.
  • Sitoplazmaları asidik ve bazik boyarlarla boyanmaz.
  • Bakteri yel enfeksiyonlarda sayıları artar.
  • Ameboid hareketlerle yabancı cisimleri fagositozla yok ederler.
  • Gereğinde damar dışına çıkıp diğer dokularda fagositoz yaparlar.
b)Eozinofiller:
  • Asit boyalarla pembeye boyanırlar.
  • Ameboid hareket ederler
  • Kanda ve bağ dokusunda fagositoz vücud savunulmasında rol alırlar.
  • Daha çok antijenlere karşı görev yaparlar.
  • Alerji ,paraziter hastalıklarda ve aşırı duyarlılıkta sayıları artar.
c)Bazofiller:
  • Bazik boyalarla maviye boyanırlar.
  • Histamin ve heparin içerirler.
  • Bağ dokusu mast hücrelerine çok benzerler.
  • Yangı oluşumunda rol oynarlar.
Trombositlerin özellikleri
  • Megakaryosit denen dev hücrelerin sitoplazmik parçalarıdır.
  • Balık,kurbağa,sürüngen ve kuşlarda çekirdekli ve gerçek hücresel yapılardır.
  • Memelilerde sitoplazmik partiküllerdir.Gerçek hücre değillerdir.
  • Normalde ömürleri 8-10 gündür.
  • Kanın pıhtılaşmasında rol alırlar.
  • Omurgalılarda trombositlerin yaptığı işi omurgasızlarda akyuvarlar yapar.
  • Gerçek pıhtılaşma mekanizması omurgalılarda görülür.
  • Memeliler hariç diğer omurgalılarda troımbositler kan köken hücrelerinden farklılaşır.
    lisebiyoloji-dokular%20(8).jpg
F-Kas Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(9).jpg

  • Mezodermden orijin alır.
  • Hücreler arası madde bağ dokusundan oluşur.
  • Hücreler ipliksi ve mekik şeklindedir.
  • Hücre sitoplazmasında bol miktarda miyofibriller bulunur.
  • Hücrelerin kontraksiyon ve ekspansiyon yetenekleri vardır.
  • Hayvansal çok hücrelilerde vücud ve organ hareketini sağlar.
  • Dokunun bölünme ve rejenerasyon yeteneği yoktur.
  • Bol miktarda kan damarı ve sinirler içerir.
  • Uyarı aldıklarında kimyasal bağ enerjisini mekanik enerjiye çevirirler.
  • Uyarı alma,uyarı iletme ve uyarma yetenekleri vardır.
lisebiyoloji-dokular%20(10).gif

Yüksek yapılı (Omurgalılarda) İskelet kası (Çizgili kas) dokusu,Organ kası (Düz kas) dokusu ve kalp kası dokusu olmak üzere üç tip kas dokusu vardır.
a-Çizgili kaslar:

lisebiyoloji-dokular%20(11).jpg

  • İstemli çalışırlar.
  • Motor sinirlerle uyarılır.
  • İskelet sistemi üzerinde bulunur; vücudun hareketini sağlar.
  • Hücrelerin kaynaşması sonucu çok çekirdekli görünürler.
  • Kasılmaları hızlı ve şiddetlidir.
  • Gerektiğinde oksijensiz solunum yaparlar; yorgunluk görülür.
  • Glikojen depolarlar.
  • Bolca keratin –P içerirler.
  • Actin ve miyozin flamentleri düzgün sıralanış ( bantlaşma) gösterir.
  • Yapısındaki miyoglobulin den dolayı kırmızı renkte görülürler. (Beyaz çizgili kaslarda vardır.)
  • Eklem bacaklılarda hareket çizgili kaslarla sağlanır. Bu nedenle hareket hızlıdır.
  • Bütün hücreleri sinirlerle temas halindedir. Gelen uyarı aynı anda temas ettiği bütün hücrelerde kasılma meydana getirir.
-Beyaz kaslar:Tavukların göğüs kasları, Tavşanda bacak, insanda kol kasları büyük ortanda beyaz kaslardan meydana gelmiştir.

Özellikleri:
  • Çok az miyoglobulin içerirler.
  • Enerjilerini glikojenin oksijensiz solunumla yıkımından üretirler.
  • Kasılmaları hızlı ve büyük güç üretirler.
  • Çok kısa sürede yorgunluk gösterirler.
  • Mitokondri oranı azdır.
  • Kanlanma oranı azdır.
  • Ani hareketler (Kaçma, kurtulma vb.) için uygundur.
-Kırmızı kaslar:İnsanda bacak kasları, uçan kuşlarda kanat kasları gibi.

Özellikleri:
  • Miyoglobulin çoktur.
  • Enerjilerinin çoğunu öncelikle yağ asitlerinden karşılar.
  • Yavaş kasılırlar.
  • Uzun süre yorulmadan çalışırlar.
  • Mitokondri sayısı çoktur.
  • Kanlanma oranı fazladır.
  • Uzun süreli hareketler (Koşma , yürüme , uçma ) için uygundur.
b-Düz kaslar:

lisebiyoloji-dokular%20(12).jpg

  • İğ şeklinde hücrelerden oluşur.
  • Nukleus tek ve ortadadır.
  • Pembe renklidir.
  • Kalp hariç organların yapısında bulunur.
  • Otonom sistemin kontrolünde çalışır. İstemsiz hareket ederler.
  • Çalışmaları yavaş olup yorgunluk göstermezler.
  • Oksijensiz solunum yapılmaz.
  • Glikojen depolanmaz.
  • Omurgalılarda organ hareketini sağlar. Bazı omurgasızlarda (Yumuşakça,Toprak solucanı vb.) vücud hareketinide sağlar. O nedenle bucanlılarda hareket oldukça yavaştır.
  • Bantlaşma göstermezler.
  • Uterus hariç rejenerasyon (Yenilenme) yetenekleri yoktur.
  • Sinirler bir grup hücreyi uyarır, uyartı diğer hücrelere bu hücrelerden yayılır. nedenle bu kaslarda uyartıya verilen cevap yavaştır ve uzun sürelidir.
c-Kalp kası:

lisebiyoloji-dokular%20(13).jpg

  • Bantlaşma gösterirler.
  • Sadece kalbin yapısında bulunur.
  • Otonom sistem tarafından kontrol edilir.
  • Bir veya iki nukleuslu olup nukleuslar merkezde bulunur.
  • Mitokondri sayısı oldukça fazladır.
  • Nöronlar belli noktalarda sinir düğümleri yaparlar;uyartılar hücrelere buradan yayılır.
  • Çalışma temposu sinirlerle ve hormonlarla kontrol edilir.
  • Kas telleri yan demetlerle birbirine bağlanır.( Sadece kalp kasında görülen özellik)
  • Demetlerin arasını bağ dokusu doldurmuş olup bol miktarda kan damarları içerir.
  • Ritmik ve otomatik olarak çalışır.
  • Rejenasyon yetenekleri yoktur.
G-Sinir Dokusu

lisebiyoloji-dokular%20(15).jpg

  • Ektoderm orijinlidir.
  • Nöron ve glia hücrelerinden oluşmuştur.
  • Fiziksel ve kimyasal uyarıları elektriksel enerjiye dönüştürür.
  • Uyarı alma , uyarı iletme ve uyarma özelliği vardır.
  • Organizmada iç ve dış değişmelere karşı uygun tepkilerin oluşumunu sağlar.
  • Gelişkin şekil omurgalılarda olmaka beraber, süngerler hariç diğer omurgasızlarda da bulunur.
  • Nörotransmiter madde (Sinirsel hormon) üreterek salgı bezleri gibi çalışır.
  • Rejenerasyon yetenekleri yoktur .Ancak periferik sinirlerde aksonları saran schwann hücrelerin etkisi ile aksonlarında oluşan dejenerasyon onarılabilir.
  • Organizmada merkezi(Beyin ve omurilik) ve çevresel sinir sistemini oluşturur.
  • Çevresel sistemde ara madde bağ dokusundan oluşurken , merkezi sistemde ara madde nöroglia tarafından oluşturulur.
lisebiyoloji-dokular%20(14).jpg


a-Hücreleri: (Nöronlar)
  • Kimyasal ve fiziksel olarak uyarılır.
  • Uyarıyı elektriksel olarak hücre zarında taşır.
  • Uyartıyı kimyasal olarak başka hücreye aktarır.
  • Nörotransmiter maddeleri üretir.(Akson uçlarında).
  • Uzantılarını kısmen dejenere edebilirler.
  • Hücre gövdesinden kısa (Dendirt ) ve uzun (Akson) uzantıları bulunur.
  • Uyarı dendirt ve hücre gövdesi ile alınır , akson uçları ile verilir.
lisebiyoloji-dokular%20(23).gif


b-Ara madde (Nöroglia dokusu)
  • Glia ve schwann hücreleri tarafından oluşturulur.
  • Nöronların arasını, nöron hücrelerinin uzantıları ve glia hücreleri extrasellular boşluk kalmayacak şekilde doldururlar.
  • Glia hücreleri ; sinir dokusunun ,beslenmesinde , solunumunda ve desteklenmesinde rol oynar.
  • Dokuda ölen sinir hücrelerinin yerini doldurur.
  • Ara maddesinden izole edilen sinir hücresi ölür.
NOT : Retikula Endotelial Sistem

Bulunduğu Yapı ve organlar :
    • Bağ dokusu ---------- Histiyositler
    • Karaciğer ---------- Kupffer hücresi
    • Akciğer ---------- Makrofaglar
    • Lenf düğümleri ----- Makrofaglar
    • Dalak --------- Makrofaglar
    • Kemik iliği ---------- -Makrofaglar
    • Kemik ---------- Osteoklast
    • Merkezi sinir sis.--- -Glia hücreleri
    • Eklem sıvısı -------- -Tip A hücresi
 
CANLILARDA SİNİR SİSTEMİ

1-Nöronlar
Uyarılma , uyarıyı değerlendirme , uyarıyı taşıma (iletme) ve diğer hücreleri uyarma Yeteneği vardır. Sinir sisteminin esas hücreleridir.
Uyarıyı alma : Kimyasal veya fiziksel etkilerle dendrıt , hücre gövdesi ve ranvier boğumlarından olur.
Uyarıyı İletme (taşıma) : Elektriksel etkiyle gerçekleşir.
Uyarma : Kimyasal olarak gerçekleşir.
Morfolojilerine göre üçe ayrılır.
lisebiyoloji-sinir.jpg

1-Uni polar (tek kutuplu) : Daha çok omurgasızlarda , omurgalılarda embriyonal gelişiminde görülür.
2-Bi polar (iki kutuplu) : Kulakta (korti organında) duyma , burunda koklama , retinada ve sinir merkezinde görülür.
3-Multi polar (çok kutuplu) : Sinir sisteminin çoğu hücreleri böyledir.
- Uni polar ve bi polar nöronlar sensorik (duyu nöronu)karakterindedir.
- Multi polar nöronlar ise ara ve motor nöronları karakterindedir.
Görevlerine göre nöronlar üç çeşittir.
lisebiyoloji-sinir%20(1).jpg

1-Duyu nöronları:Reseptörlerden aldığı uyarıları ara nöronlar taşıyan nöronlardır.
2-Ara nöronlar: Duyu nöronlarından aldıkları uyarıları değerlendirip ilgili davranışın oluşması için efektörle ilgili motor nöronlara aktaran ve M.S.S yi oluşturan nöronlardır
3-Motor nöronlar:Ara nöronlardan aldıkları uyarıları ilgili efektörlere taşıyan nöronlardır
lisebiyoloji-sinir%20(2).jpg


2-Nöroglia Hücreleri
  • Nöronların beslenmesi .
  • Artık maddelerin uzaklaştırılması .
  • Nöronların izolasyonu ve İmpulsların düzenli iletimi .
  • Nöronların desteklenmesi .
  • Sistemin toksin ve mikro organizmalara karşı korunması .
  • Dokusal dejenerasyonda dejenere olan bölgenin doldurulması ve yamanmasında .
  • Merkezi sistemde nöronlarda miyelin kınını oluşturma (beyin ve omurilik ak maddesinde) rol oynar.
3-Schwann Hücreleri
  • Periferik sinirlerde miyelin kınını oluşturmak.
  • Miyelin sinirlerde aksonu kuşatmak.
  • Periferik aksonların İşlevliliğinin dev***** sağlarlar.
  • Periferik sinirlerde aksonların yaşamı ve fonksiyonlarının devamı için zorunludur.
  • Periferik sinirlerde aksonların regenerasyon’ unu sağlar.
  • Nörilemmayı meydana getirir.
lisebiyoloji-sinir%20(3).gif


Miyelin Kını
  • Aksonlarda izolasyonu sağlayarak uyartı iletim hızını arttırır.
  • Miyelinsiz nöronlarda aksonlar schwann hücreleri ile örtülüdür.
  • Nörona ait oluşum değildir.
  • Ranvier boğumlarında bulunmaz.
  • Merkezi sistemde glia hücreleri perifer sistemde schwann hücreleri oluşturur.
  • Merkezi sinir sisteminin çoğu hücreleri ve otonom sisteminin postganglionik nöronları miyelinsizdir.
  • Miyelin izolasyon görevi gördüğü için impulsun iletimi ranvier boğumları arasında sıçramalarla (Saltotorik) gerçekleşir ve ileti hızı artar.
  • Nöronlarda enerji tasarrufu sağlar.
lisebiyoloji-sinir%20(4).jpg

Miyelin Kınını Taşıyan Yapılar
1-Somatik sinirler
2-merkezi sinir sisteminin bazı hücreleri
3-Otonom sistemin preganglionik nöronları
İmpuls Oluşumu ve İletimi

Sinir Hücresi Uyarıldığında (İmpuls oluştuğunda),
  • O2 tüketimi artar.
  • Glikoz tüketimi artar.
  • CO2 artar.
  • Isı artar.
  • Na iyonları hücre içerisine alınır.
  • ATP tüketimi artar.
  • K iyonları hücre dışına çıkar.
lisebiyoloji-sinir%20(7).gif

Uyarılan sinir hücresinde elektriksel polarizasyonda gerçekleşen değişimler:
lisebiyoloji-sinir%20(6).jpg


Sinir telinden geçen impuls sayısı
1-Uyartının kuvveti
2-Uyartının şiddeti
3-Uyartının tekrarlanma sıklığı
4-Uyartının süresine..................... bağlıdır
.
lisebiyoloji-sinir%20(11).jpg

İmpulsun hızı
1-Aksonun miyelinli olup olmaması (Miyelinli sinirlerde daha hızlı)
2-Ranvier boğum sayısı (Sayı azaldıkça hız artar) (Arasındaki mesafe arttıkça hız artar.)
3-Akson çapı (Çap büyüdükçe hız artar.)
NOT : Ranvier boğumları arasındaki mesafenin uzaması iletimi hızlandırır.


İmpulsların Özelliği ve Sonuçları (Etkileri)
  • Eşik şiddeti altındaki uyarılar sinirde tepki oluşturmaz.
  • Eşik şiddetindeki uyartı sinirde bir veya birkaç impuls oluşturur. Bu impulslar sinir boyunca ilerler. İmpulslar sinapsları geçse bile efektör yapıda tepki zayıf ve bölgesel olur.
  • Eşik şiddetinden fazla uyarı sinirde
    • İmpuls sayısının artmasına
    • Sinapstan geçen impuls sayısının artmasına
    • Tepkinin şiddetinin artmasına
    • Daha fazla efektörle cevap verilmesine neden olur.
  • Uyartının şiddeti impulsun hızını ve etkisini değiştirmez.
  • Uyartının şiddeti oluşan impuls sayısıyla doğru orantılıdır.
  • İmpuls sayısı uyartının şiddeti ve süresine bağlıdır.
  • Uyartının şekli (Kimyasal veya Fiziksel) impuls özelliklerini etkilemez.
  • İmpuls sinapslardan daha yavaş geçer.(Kimyasal yol)
  • İmpulsların sinapslarda engellenmesi veya desteklenmesi (kolaylaştırılması) diğer sinapslarla salgılanan nörotransmiter maddeler veya kimyasal alıcılarla olur.
  • Farklı resöpterlerden alınan farklı uyaranlar sinir hücrelerinde aynı mekanizma ile taşınır.
Tepkinin Derecesinde
  • Nöronların sayısı
  • Dizilişleri
  • İmpuls sayısı
  • Uyartı süresi
  • Nöronlar arasındaki bağlantı sayısı önemlidir.
A-Difüz (Ağsı) Sinir Sistemi

lisebiyoloji-sinir%20(12).jpg

  • Hidralarda görülür. İlk özelleşmiş sinir sistemidir.
  • İlk özelleşmiş hücreler (Nöronlar) bu sistemde görülür.
  • Merkezileşme yoktur. Tek tip nöronlardan oluşur. Ancak getirici ***ürücü roller üstlenir.
  • Nöronlar arası sinaps bölgesi bulunmaz., impuls hücreden hücreye fiziksel temas bölgelerinden geçer.
  • İmpulslar hücreler arasında zayıflayarak taşınır.
  • Uyartının şiddeti önemlidir. Zayıf uyarana lokal şiddetli uyarana genel tepki verirler.
  • Anlamlı tepkiler yoktur. Değişik uyarana tek tip tepki verirler.
  • Tepki tüm vücut a verilir. (Uzaklaşma , Trikositlerin açılması vb.)
  • Nöronlarda impuls her yönde iletilir. (Uyartı vücudun her yönüne yayılır.)
B-Radyal (Halkasal) Sinir Sistemi

lisebiyoloji-sinir%20(13).jpg

  • Medüzlerde görülür.
  • Halkasal ve ışınsal olarak bağımsız organize olan iki sistemden oluşur.
  • Ektodermal sistemle beslenme sağlanır. (Multipolar nöronlar.)
  • Işınsal ve radyal sistemle ritmik hareket sağlanır. (Bipolar nöronlar.)
  • İlk sinaps oluşumu bu canlılarda görülür ve iletim (impuls) tek yönde iletilir.
  • Beslenme ve hareket birbirinden bağımsız şekilde gerçekleşebilir.
  • Merkezi sinir sistemi bulunmaz.
C-İp Merdiven Sinir Sistemi

lisebiyoloji-sinir%20(14).jpg
lisebiyoloji-sinir%20(15).jpg

  • Planariyalardan itibaren tüm organizmalarda görülür.
  • Organizmanın ventral (karın) bölgesinde yer alır.
  • Sistem sağ ve sol iki sinir kordonu ve bunları enine bağlayan sinirlerden oluşur.
  • Baş bölgesinde merkezi ganglion (beyin görevi görür) ve her halkada bir çift ganglion bulunur. (omurilik görevi görür.)
  • Reseptör ve efektörler gelişkindir. Bu nedenle sinir sisteminde ilk kez nöronlar yapı ve işlevsel olarak duyu, ara ve motor nöronları şeklinde organize olmuşlardır.
  • İlk merkezileşme bu sistemle başlar.
  • İlk öğrenme bu sistemle başlar.
  • İlk anlamlı tepkiler (uyarıya göre değişen) bu sistemle ortaya çıkar.
  • Baş ganglion unun (beyin işlevli) diğer gangliyonlara (omurilik işlevli) baskınlığı omurgalıların beyninin omuriliğe baskınlığına göre daha azdır.
Omurgalılarda Merkezi Sinir Sisteminin Karşılaştırılması

lisebiyoloji-sinir%20(16).jpg

  • Koklama lobu memelilere doğru beyindeki oranı küçülür.
  • Orta beyin memelilere doğru beyimdeki oranı küçülür.
  • Ön beyin memelilere doğru büyür.
  • Arka beyin memelilere doğru büyür.
  • Beyinin vücuda oranı memelilere doğru büyür.
  • Ön beyin balıklarda tek diğer omurgalılarda iki parçadır.
  • Ön beyin girintileri memelilerde görülür.
  • Nasırlı cisim memelilerde görülür.
  • Beyincik En gelişkin şeklini memelilerde almıştır.
  • Beyin üçgeni sürüngen , kuş ve memelilerde görülür.
  • Beyinciğin beyne oranı en fazla kuşlarda görülür.
  • En fazla beyin kıvrımı insandadır.
  • Beyinin; omuriliğe ve vücuda oranı en fazla insandadır.
  • Memelilerde gelişkin ve kıvrımlı korteks görülür.
A)Ön beyin :

I-Uç beyin
  • Koklama lobu ve beyin yarım kürelerinden oluşur.
  • Beyin yarım küreleri Rolando yarığı ile önden arkaya doğru ayrılmıştır.
  • Rolando yarığının önünde duyu arkasında ise motor merkezleri bulunur.
  • Merkezlerin kapladığı alan kas faaliyeti ve duyusal yoğunlukla ilgilidir.
Örn:El, dudak, yüz ile ilgili alanlar fazla, sırt, bel, kol ile ilgili alanlar azdır.
  • Dış yüzeyine korteks denir ve (memelilerde görülür) Nöron övdelerinden oluşur.
  • İç kısmı aksonlardan meydana gelir ve medulla adı verilir.
  • Yarım kürelerin içinde 1. ve 2. karıncıklar bulunur.
  • Yarım küreler beyin üçgeni ve nasırlı cisimle birbirine bağlantılıdır.
  • Yarım küreler vücudu çapraz kontrol ederler.
  • Bu bölgede görme, işitme, koklama, tadma, istemli hareketler,konuşma, yazma, anlama, zeka,hafıza gibi mental yetenekler bulunur.
  • Beyin yarım küreleri çıkarılan canlı yaşar ancak;dış uyarılara tepkisiz,hafızasız ve iradesizdir.
  • Düşünerek ve isteyerek yaptığımız her davranışın merkezi buradadır.
  • Uyku halinde işlevsizdir.
Not: Beyin yarım küresi çıkarılmış kuşlarda görülen sonuç:
  • İtilirse yürür.
  • Ağzına yiyecek konursa yer.
  • Havaya atılırsa uçar.
  • Önüne yiyecek konursa aç olsada yemez.
II-Ara beyin
  • Beyin yarım küreleri arasında yer alır.
  • 3. karıncığın duvarlarından meydana gelir.
  • Karıncığın yan duvarları thalamus, tabanı hipothalamus, tavanı ise epithalamus tur.
a-Epithalamus:
  • Bazı sürüngenlerde üçüncü gözü oluşturur.
  • Kuş ve memelilerde salgı bezi olarak gelişir.
b-Hipothalamus:
  • Otomatlaşmış işlevleri yönetir.
  • Evrimsel süreçte fazla değişmemiştir.
  • Denetlemeyi sinirsel veya humoral gerçekleştirir.
Denetlediği önemli işlevler:

-Vücud ısısı-Su dengesi -İştah- Karbonhidrat metabolizması - yağ metabolizması -Uyku ve uyanıklık-Heyecan -Kızgınlık -Korku-Seksüel istek -İç salgı isteminin denetlenmesi
  • Otonom sistemin denetlenmesinde rol oynar.
c-Thalamus:
  • Koklama hariç bütün duyuların toplandığı yerdir.
  • Dokunma ,ısı ve acı ile ilgili duyular thalamus ta değerlendirilir.
  • Gelen duyular iyi, kötü, hoş, güzel gibi özelliklerle değerlendirdikten sonra korteksteki ilgili merkeze iletilir.
  • Korku, sevinç, tasa, üzüntü, ceza gibi hissi duyguları etkiler.
  • Görsel yataklar olarakta adlandırılır.
B) Orta beyin
  • Ön ve arka beyin arsında pons un önünde bulunur.
  • Görme ile ilgili refleks merkezlerini taşır.(Işık karşısında göz bebeklerinin hareketi.)
  • İşitme ile ilgili refleks merkezlerini taşır.(Kulakların sesin geldiği yöne dönmesi.)
C)Arka beyin

a-Beyincik:
  • İki yarı küreden oluşur.
  • Yarı küreler pons la birbirine bağlıdır.
  • Dışta boz madde içte ise ak madde vardır.
  • Kuş ve memelilerde çok gelişmiştir.
  • Vücudun dengesinin korunması ve kas tonusunun sağlanmasında rol oynar.
  • Beyine gelen denge, işitme ve görme sinirleri beyincikle ilişkilidir.
  • Beyinden çıkan hareket nöronları beyincikle ilişkilidir.
  • Beyinciği çıkarılan canlılarda kas hareketleri olur ancak dengesizdir.
b-Pons:
  • Beyincik yarı kürelerinin bağlantısını sağlar.
  • Beyinciği beynin diğer kısımları arasında bağlantısını sağlar.
  • Kas tonusunun korunmasında rol oynar.
c-Omurilik soğanı:
  • Dışta ak içte boz madde bulunur
  • Omurilikle beyinin diğer kısımları arasındaki sinirlerin çapraz yaparak geçişini sağlar.
  • Çok önemli hayatsal olayların kontrolünü sağlar. Refleks merkezi gibi çalışır.- Çiğneme , - Yutma - Emme , - Öksürme , - Aksırma , - Hıçkırık , Kalp atışı , - Soluk alıp verme- Metabolizmanın düzenlenmesi , - Arterlerin daralıp genişlemesi , - Kan şekerinin ayarlanması - İdrar çıkarma
  • Zarar görmesi veya darbe alması sonucu reflekslerin durması nedeni ile ölüm görülür.
OMURİLİK

lisebiyoloji-sinir%20(17).jpg

  • Dışta ak madde , İçte boz madde vardır.
  • Merkezinde omurilik kanalı bulunur.
  • Refleks merkezi olarak iş görür.
  • Otonom sisteme ait bazı refleksleri kontrol eder.
  • Beyinin etkisi olmadan bazı refleksleri kontrol eder.
  • Otomatlaşan bazı istemli hareketlerin kontrolünü yapar
  • İlkel canlılardan gelişmişlere doğru beyinin omuriliğe oranı gittikçe artar.
Örn:Önce beyinin kontrolünde yapılan dans etme, piyano çalma, örgü rme
önce beyinin kontrolünde yapılır daha sonra alışkanlık haline gelerek omuriliğin kontrolüne geçer.
Not:Embriyonik gelişimde ilk önce omurilik sonra beyin gelişir,hareket,beslenme,duyu önceleri omurilik tarafından yürütülür,davranışlar bilinçsizce sürdürülür. Beyin geliştikten sonra kontrol beyine geçer ve davranışlar bilinçli şekilde gerçekleştirilir.
Çevresel sinir sistemi kısımları ve görevleri
Beyin ve omurilik ile hedef organlar arasında bağlantı oluşturan sinirlerdir. 12 çift beyinden 31 çift omurilikten çıkar. Bunlar çevresel sinir sistemi oluştururlar ve iki kısımda incelenirler.

A-Somatik sinir sistemi
  • İstemli faaliyetlerin yürütülmesini sağlar.
  • Beyin ve omurilikten çıkan sinir çiftleridir.
  • Bunlar duyu ve motor nöronlarını taşırlar, bazı sinirlerde sadece motor bazısında sadece duyu bazısında ise karma nöronlar taşınır.
  • Çapları büyüktür.
  • Miyelin kını taşırlar.
  • İletimleri hızlıdır.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde ilgili kaslar görevlerini yapamaz ve atrofiye uğrar.(Körelir.)
  • Merkezi sinir sistemi ile hedef organ arasında tek nöron bulunur.
  • İmpuls oluşumu ve engellenmesi merkezi sinir sistemi tarafından kontrol edilir.
B-Otonom sinir sistemi
  • İstem dışı çalışan yapı ve iç organların denetimini sağlarlar.
  • Yalnız motor nöronlardan oluşur.
  • Merkezi sinir sistemi ile hedef organ arasında ganglionlarla bağlantılı iki nöron görev alır.
  • Preganglionik nöronlar miyelinli postganglionik nöronlar ise miyelinsizdir.
  • Çapları küçüktür.
  • İleti hızları azdır.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde hedef yapı çalışmasını durdurmaz ancak işlevlerin düzenlenmesinde bozukluklar görülür.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde hedef yapıda gerileme ve atrofi görülmez.
  • Otonom sistem hedef yapıya sempatik ve parasempatik olmak üzere iki zıt özellikte sinir gönderir.
  • İmpuls oluşumu ve engellenmesi hem merkezi sinir sisteminde hemde ara ganglionlarda gerçekleşir.
lisebiyoloji-sinir%20(18).gif

Sempatik ve parasempatik sistemlerin özellikleri- karşılaştırılması
1-Sempatik nöronlar omuriliğin göğüs ve bel bölgesinden çıkar,
*- parasempatik nöronlar ise beyin(Medulla oblangata) ve sağrı bölgesinden çıkar.
2-Sempatik sistemin ganglionları omuriliğin yanındadır. Preganglionik nöronlar kısa, postganglionik nöronlar ise uzundur.
*-Parasempatik nöronların ganglionları hedef organın yanındadır.Preganglionik nöronlar uzun, postganglionik nöronlar ise kısadır.
3-Sempatik sistem organizmada zor duruma karşı korunma tedbirlerini harekete geçmesini sağlar. (Kızma, heyecan, korkum, vb.)
-*Parasempatik sistem ise normal durumda vegetatif davranışların harekete geçmesini sağlar.(Beslenme, büyüme ve gelişme, üreme vb.)
4- Her ikiside koordineli çalışır.
5-Otonom sistem , hipothalamus, korteks, omurilik soğanı, pons gibi
merkezlerden yönetilir.
Notlar
Belli merkezlerin dejenerasyonu ve buna bağlı olarak organizmada görülen davranış değişiklikleri:
1-İp merdiven sinir sistemine sahip canlılarda baş (baş ganglionu) kesilse dahi pek çok vegetatif davranışlar görülür.( Uçma, yürüme, iğne sokma,vb.) Bunun nedeni bu tür davranışların ara ganglionlardan yürütülmesidir.
2-Beyin yarım küreleri çıkarılmış kuşlarda , havaya atılırsa uçma, ağzına yiyecek konursa yeme, dala konma,itilince yürüme davranışı görülür. Ancak;hareketleri bilinçsizdir. Kendiliğinden uçamaz, önündeki yiyeceği yiyemez.
3-Omurilik soğanı kalmak şartı ile oluşturulan spinal canlılarda;kan basıncı,yutma, kusma, tükürük salgılama, dolaşım ve solunum refleksleri görülür .Omurilik soğanım kesilen canlılarda bu refleksler görülmez.
4-Omurgalılarda sempatik sistem dejenere olursa veya çıkarılırsa sistemler çalışmaya devam eder ancak çalışmaları düzensizdir.
Refleks
Reseptör, duyu nöronu, ara nöron, motor nöron ve efektör yapı tarafından oluşur. Reseptörle alınan uyarılar ilgili nöronlardan geçerek efektöre ulaşır ve ilgili tepki çok kısa sürede verilir.
Refleksler iki gruba ayrılır:
1-Beyin ve omurilik köklerinde doğuştan var olan refleksler.
Türe özgükarakterler içerir.
- Kalp damar refleksi , Sindirim , solunum, boşaltımla ilgili refleksler ,Metabolizmanın düzenlenmesi , Vaziyet alma ve yer değiştirme refleksi.
2-Çalışma ve deneylerle kazanılan refleksler.
a) Doğal kazanılan refleksler.(Uyaran etkisi ile gerçekleşen refleksler)
b) Suni kazanılan refleksler.Uyaranı hatırlatan farklı uyaranlarla gerçekleşen
refleksler)
lisebiyoloji-sinir%20(19).jpg

1-Doğuştan var olan refleks:Ağıza alınan besinle. (Ağız, dil, damak)
2-Doğal kazanılmış refleks:Daha önce tadılan besinin görülmesi ile(Göz)
3-Suni kazanılmış refleks:Beslenmeyi hatırlatan zil sesi ile. (Kulak)
4-İlgili tepkinin oluşturmak: Tükürük salgısını oluşturmak.

Refleks yayı
lisebiyoloji-sinir%20(20).gif

Pavlov'un deneyi
lisebiyoloji-sinir%20(21).jpg

Önemli sinir yolları
İmpulsların sinir sistemindeki hareketleri esnasında gerçekleşen engelleme ve kolaylaştırmalar özel tepki ve davranışların oluşumunda rol oynar.Sinir sisteminde görülen önemli sinir yolları bu kolaylaştırma ve engellemelerin gerçekleşmesinde rol oynayan oluşumlar olarak karşımıza çıkarlar.

1-Konvergent yol
lisebiyoloji-sinir%20(22).jpg

2-Divergent yol
lisebiyoloji-sinir%20(23).jpg

4-Çoğaltma zinciri
lisebiyoloji-sinir%20(24).jpg

5-Kapalı Devre
lisebiyoloji-sinir%20(25).jpg

Kalp ve solunum uyarı gelir. Kalbin yapısındaki uyarı merkezini uyarır. Bu uyarı aynı nöronun uyaranı haline gelir. Çalışma ritmik olarak sürdürülür.Kalp masajı ve suni solunum un esasıdır.
Duyu Organları
Görme
Gözde ışığı kıran yapılar; a-Kornea b-Göz merceği
Gözde duyu hücreleri;
a-Çubuk hücreleri -ışığı algılar
b-Koni hücreleri-renk algılar (Mavi-yeşil-kırmızı)
lisebiyoloji-sinir%20(26).gif

Işığın görme oluşuncaya kadar geçtiği yapılar:Kornea-Göz bebeği-Mercek-Camsı cisim-Retina(duyu hücreleri)-Duyu sinirleri-Orta beyin(optik kiyazma)-Beyin kabuğu(görme merkezi)
Göz kusurları:
lisebiyoloji-sinir%20(27).jpg

İşitme
Cisimlerden gelen titreşimlerin ses olarak algılanıncaya kadar takip ettiği yol :Kulak kepçesi-Dış kulak yolu-Kulak zarı-Çekiç,Öre,Özengi kemikleri-Oval pencere-kohlea-Korti organı(Duyu hücreleri)- Duyu sinirleri-Beyin(İşitme merkezi)
lisebiyoloji-sinir%20(28).gif


Koku
lisebiyoloji-sinir%20(29).gif

lisebiyoloji-sinir%20(30).jpg

Tad
lisebiyoloji-sinir%20(31).jpg
 
HORMONAL DENETİM

Çok hücreli komplex organizmalarda iç ve dış ortam uyarılarına uygun tepkinin verilmesi. Hücre, doku, organ ve sistemlerin çalışmasının kontrolü ve koordinasyonlarının sağlanması. Homeostasinin korunması sinir sistemi ve iç salgı (Endocrin) sistemi ile sağlanır. Bu iki sisteme denetleyici sistemlerde denir. Endocrin sistem denetimini hormon adı verilen özel organik maddelerle yaparlar.

Hormonların genel özellikleri:
  • Her canlının kendisi tarafından oluşturulur. Ancak dışarıdan alındığında da etkilidirler.
  • Organik moleküllerdir. (Polipeptid ,amino asit, steroid, pürin veya bunların türevleri şeklinde olabilirler.)
  • Polipeptid yapıda olanlar sindirim enzimlerinden etkilenirler.
  • Çok az miktarlarda dahi etkilidirler. (Bu özellikleri ile vitaminlere benzerler.)
  • Az veya çok salgılanmaları anormalliklere neden olur.
  • İç salgı bezleri, sinir hücreleri ve bez olmayan yapılarda üretilirler.
  • Etkilerini üretildikleri yerde değil hedef yapılarda gerçekleştirirler. Örn:FSH hipofiz de üretilir ancak hedef yapı ovaryumdur.
  • Hormonların etkiledikleri hücre doku organ veya sisteme hedef yapı denir.
  • Bazı hormonlar genel etkiye sahiptir. Vücudun tümü hedef yapıdır. Örn:Tiroksin ,STH vb.
  • Bazı hormonlar lokal etkiye sahiptir. Özel bir doku orga veya sistemde etkili olur. Örn:Sekretin, FSH,ACTH vb.
  • İşlevlerini yapan hormonlar hücre metabolizması, boşaltımla veya karaciğer tarafından elemine edilirler.
  • Bazı hormonlar farklı hedef yapılarda farklı etkilerde bulunurlar. Örn: Eşey hormonları üreme sisteminde primer etki oluştururken, iskelet,kas, deri vb. yapılarda sekonder etki meydana getirir.
  • Hormonların salgılanması sinir sistemi ve hipofizin denetimi altında gerçekleşir.
  • Farklı hormonlar aynı hedef yapıda farklı etkilere neden olurlar.
  • Sinir hücreleri tarafından oluşturulan hormonlara nörohormonlar denir.
  • Hormonal etki sinirsel etkiye göre oldukça yavaş gerçekleşir ancak etkisi uzun sürer.
  • Endokrin sistem üzerindeki sinirsel denetim iç ve dış uyaranlara bağlıdır.
Hormonların Kimyasal Yapıları:
  1. Protein: Büyüme hormonu ve gonodotropinler
  2. Peptidler:Oksitosin, Antidiüretik hormon, ACTH, Glukagon, İnsülin
  3. Amino asit ve türevleri:Tiroksin, Epinefrin(Adrenalin), Norepinefrin(Noradrenalin),
  4. Steroidler:Eşey hormonları, Minerolokortikoid (Aldosteron),Glikokortikoidler(Kortizol=Kortizon), Ekdizon
  5. Pürin ve türevleri:Sitokinin, Zeatin
Hormonların salgılanmalarının düzenlenmesi:
Organizmalarda hormonların belli bir düzen içinde üretilmesi gerekir. Bu düzenleme farklı organizmalarda farklı şekillerde gerçekleşebilir. Bitkilerde hormonlar çevresel uyaranlar etkisi ile üretilir. Isı, ışık, su vb. Dolaşım sistemine sahip olmayan canlılarda iç salgı sistemide yoktur. Bunlarda hormonal düzenleme sinir sistemince oluşturulan hormonlarla sinir sisteminin kontrolünde yapılır. Dolaşım sistemine sahip canlılarda iç salgı sistemide vardır.(Toprak solucanı hariç.) Bunlarda denetim sinir sistemi ve iç salgı sistemi tarafından yapılır. Sinir sistemine ait yapı olan Hipothalamus ve iç salgı sistemine ait yapı olan Hipofiz bezi bu düzenlemeden sorumlu yapılardır.

Hormonların salgılanmasında:
  1. Uyaran faktörün metabolik düzeyinin değişmesi. Örn:Kan kalsiyum değeri Triokalsitonon ve parathormon un salgılanmasında uyaran faktördür.
  2. Hormonun kandaki düzeyinin değişmesi. Örn:ACTH ve adrenal korteks hormonlarının kan düzeyleri
  3. Sinirsel düzenleme. Örn:İnsülin ve glukagon salgılanması
  4. Biyoritim.Örn:Tiroksinin ve eşey hormonlarının mevsimsel salgılanması.
  5. Negatif geri bildirim. Örn: Kanda tiroksin miktarındaki artış ,TSH salgılanmasını durdurur.
  6. Pozitif geri bildirim: Örn: Kanda östrojen miktarındaki artış LH salgılanmasını uyarır.
Hormonların hedef yapıdaki etki mekanizması:
  1. Hücre zarı geçirgenliğine etki ederek. Örn: Böbrek ve ince bağırsaklarda su ve mineral alınımı antidiüretik hormon ve minerolokortikoid vb.
  2. Hücre organellerine etki ederek. Örn:Tiroksin mitokondrileri etkileyerek metabolizmayı kontrol eder.
  3. Hücre dışından madde alınımını kontrol ederek. Örn:İnsülin hormonu etkisiyle çizgili kas hücrelerine glikoz ve amino asitlerin girişi.
  4. Hücrede protein sentezini kontrol ederek. Örn:Büyüme hormonu (Hücrede m-RNA sentezi başlatır.)
Not:Hormonların belirli hücreler üzerine etkili olmasının nedeni ; hücre zarlarında bulunan ve belli bir hormona duyarlı olan proteinsel almaçlardır.


Endokrin Sisteme ait olmayan ancak hormon üreten yapılar:
  • Sinir hücreleri:Akson uçlarından salgılanan nörotransmiter maddeler sinirsel hormonlardır.
  • Mide: Mideden salgılanan Gastrin hormonu mideye besin geldiğinde mide salgısının oluşumunu uyarır.
  • İncebağırsaklar: İncebağırsaklardan mideyi , pankreası ve safra kesesini uyaran hormonlar salgılanır.
    1. Enterogastron:İncebağırsaklarda yağca zengin besinler varsa mide hareketlerini yavaşlatır.
    2. Pankreozimin: İnce bağırsakta proteince zengin besinler geldiğinde pankreastan enzimce zengin salgının oluşumunu uyarır.
    3. Sekretin: İncebağırsakta besin varsa pankreastan bikarbonatça zengin salgının oluşumunu uyarır.
    4. Kolosisteokinin:İnce bağırsaktan salgılanır safra kesesinin safra salgılamasını uyarır.
  • Plasenta: Gelişimini tamamladıktan sonra hamileliğin dev***** sağlayan progesteron salgılar.
Canlılarda Denetim:
A-Tek hücrelilerde:
Bütün yaşamsal olaylar hücre denetim merkezi olan nukleus tarafından yürütülür. Ancak tek hücrelilerde populasyon büyüklüğünün hormon benzeri maddelerin ortamdaki varlıkları ile denetlendiği kabul edilmektedir. Düşük miktarlarda büyüme ve üremeyi hızlandıran ,miktarı artıkça büyüme ve üremeyi engelleyen bu metabolik artıklar hormonların etki ve işlevine sahiptirler.

B- Bitkilerde:
Bitkilerde sinir sistemi ve endokrin sistem bulunmaz. Ancak hormonal denetim vardır. Bitkilerde metabolik yönden aktif hücreler ikincil işlev olarak hormon üretimide yaparlar. (Meristematik doku). Hormon üretimi ısı-ışık-su-uyaran kimyasallar-fiziksel etkiler (Yaralanma) gibi faktörlerle denetlenir.

Bitkilerde hormon üretilen yapılar:
  • Kök ve gövde ucu
  • Yapraklar
  • Tohum
  • Depo gövde ve köklerde
  • Tomurcuk
  • Dikotiledon’larda yara bölgesi
  • Meyve
Bitkilerde taşıma sistemi olmadığı için hormonların taşınması difüzyonla olur. Hedef yapılar, hormon üreten yapılara çok yakındırlar
Bitkisel hormonlar; bitkilerde hücre bölünmesi, hücre büyümesi , çimlenmenin uyarılması veya engellenmesi, gövde – meyva- yaprak- kök büyümesi, meyva olgunlaşması, yaprak dökülmesi, Yaraların kapanması, tropizma gibi önemli yaşamsal olayların gerçekleşmesinde rol oynayan organik maddelerdir.
Bitkisel hormonları bitkilerde geçekleştirdikleri etkiye göre iki grupta incelenebilir.
Gelişimi uyaran hormonlar: Oksin – Sitokinin – Giberillin
Gelişime ket vuran hormonlar: Absisik asit – Etilen – Çok miktardaki oksin

Başlıca bitkisel hormonlar ve görevleri:
1-Oksin:
Üretildiği yer:Gövde ve kök uçlarında , yapraklarda meristematik hücrelere tarafından oluşturulur.

Etkisi:
  • Büyüme bölgesindeki hücrelerin büyümesini sağlar.
  • Bazı dokularda hücre bölünmesini uyarır.
  • Yeni köklerin oluşumunda rol oynar.
  • Hücre , doku farklılaşması sağlar.
  • Gövde, kök, yaprak ve meyve büyümesini sağlar.
  • Fototropizmaya neden olur.
  • Ovaryum gelişimini uyarır ve tohumsuz meyve oluşumunu sağlar.
  • İlkbaharda kambium faaliyetini başlatır.
  • Döllenen çiçeğin ve yaprakların dökülmesini önler
  • Az salgılandığında yapraklar dökülür.
  • Çok salgılandığında büyüme ve gelişmeye ket vurur.
  • Stomaların açılıp kapanmasına etki eder.
2-Giberillinler e tkisi:
  • Gövdenin hızlı ve anormal uzamasını sağlar.
  • Tohum çimlenmesini uyarır.
  • Çiçeklenmeyi ve erken çiçek açmayı uyarır.
  • Meyve büyümesini sağlar.
  • Tohumda depo nişastanın kullanılabilir glikoza dönüşümünü uyarır.
3-Sitokininler:
Üretildiği yer: Sitokininlerin ana kaynağı köklerdir.

Etkisi:
  • Hücre bölünmesini uyarır.
  • Bitkide büyümeyi sağlar.
  • Protoplastların kloroplastlar haline gelmesini sağlar.
  • Yaprak dökülmesini engeller.
  • Tomurcuklardan filiz ve yaprak oluşumunu uyarır.
4-Absisik asit etkisi:
  • Tomurcuk ve tohumlarda uyku halinin başlaması.
  • Hücre bölünmesinin azaltılması.
  • Su kayıbında stomaların kapanması.
  • Yeşil yaprakların yerini koruyucu pulların alması.
5-Etilen e tkisi:
  • Meyve olgunlaşmasını uyarır.
  • Yaprak dökülmesini uyarır.
C- Omurgasızlarda:
Omurgasızlar iç salgı sistemi bakımından incelendiğinde üç farklı durum görülür.
1- İç salgı sistemi ve hormonal denetime sahip olmayanlar.
Örn : Süngerler verilebilir.
2- İç salgı sistemine sahip olmayıp hormonal denetime sahip olanlar. Örn: Toprak solucanı.
Not: Toprak solucanında iç salgı sistemi yoktur . Sinir sisteminin ürettiği hormonlarla hormonal denetim gerçekleşir.
3- İç salgı sistemi ve hormonal denetimi olanlar. Örn: Yumuşakçalar, kabuklular, böcekler verilebilir.
Omurgasızlarda en iyi bilinen hormonlar ,böceklerde başkalaşım ve deri değişiminde rol oynayan juvenil ve ektizon hormonlarıdır. Bu hormonlar özel bezlerden ve sinirsel kontrolle salgılanır.

Juvenil hormon:
  • Larva döneminde üretilir.
  • Metamorfozu ( Başkalaşım) engeller.
  • Büyümeyi engellemez.
  • Ergin bireylerde üreme hücrelerinin oluşumu.
  • Azaldığında metamorfoz gerçekleşir.
Ektizon hormonu:
  • Hücre çoğalmasını uyarır.
  • Hücre büyümesini uyarır.
  • Deri değişimi ve başkalaşımı uyarır.
  • Larval dönemden ergin döneme geçiş ektizonun varlığı ve juvenil hormonun azlığında gerçekleşir.
  • Larva ve ergin dönemde de üretilir.
Omurgasızlarda hormonlar:
  • Deri değiştirme.
  • Metamorfoz
  • Renk değiştirme.
  • Üreme hücrelerinin olgunlaşması. Gibi yaşamsal olayları denetler.
Not: Jüvenil hormon larval dönemde ektizon hormonuna göre çok salgılanır. Larval dönemin sonuna doğru jh. Miktarı azalır ve ek. hormonu etkisi ile birey pupa dönemine girerek başkalaşımla ergin birey haline döner. Ektizon hormonu her dönemde belirli miktarlarda salgılanır.


D-Omurgalılarda:
  • İleri düzeyde organize olmuş bezlerin oluşturduğu sistem ve sisteme ait olmayan bezler tarafından üretilen hormonlarla gerçekleşir.
  • İç salgı sisteminin denetimi sinir sisteminin kontrolü altındadır.
  • Denetim humoral ve sinirsel olarak yapılır.
  • Humoral denetim:Hipofiz ön lobu,Tiroid bezi, Eşey bezleri, Adrenal kortex
  • Sinirsel denetim: Hipofiz arka lobu, Adrenal medulla, Pankreas.
  • Denetimde hipothalamus ve sempatik sistem görev alır.
  • Hormonların hedef yapılara ulaşması dolaşım sistemi ile gerçekleşir.(Hormonlara; kanda,vücud sıvısı ve idrarda rastlanır.)
Başlıca iç salgı bezleri ve ürettikleri hormonlar:
A-Hipofiz bezi:
a)Ön lop: Epitel kökenli olup hipothalamusun humoral (Serbestleştirici faktörleri ile) salgıları ile denetlenir.

1-STH (Somatotropin H.= Büyüme H.):
  • Polipeptid özelliktedir.
  • Organizmada büyüme üzerine etkilidir.
  • Hücrelerde protein sentezini artırır.
  • Uzun kemik ve kasların büyümesinde etkilidir.
  • Yağların yıkımını uyarır.
  • Hücrelerde büyüme ve bölünmeyi uyarır.
Çok salgılanması:
  • Büyüme döneminde: Devliğe neden olur.
  • Büyüme dönemi sonrası: Akromegali denilen perifer yapıların anormal büyümesine neden olur.
Az salgılanması: Büyüme döneminde:Cücelik nedenidir.
2-TSH (Tiroid uyarıcı H.): Tiroid bezinin çalışması ve hormonlarının salgılanmasını kontrol eder.
3-ACTH:Adrenal bezin kortex kısmının çalışmasını ve bu bölgeden kortikoidlerin salgılanmasını kontrol eder.
4-FSH :

Dişilerde:
  • Ovaryumda folikül gelişmesi
  • Yumurtanın olgunlaşması
  • Folikülden Ostrojen salgılanmasını uyarır.
Erkekte:
  • Testislerde sperm oluşumunu uyarır.
5-LH:

Dişilerde:
  • Folikülün yırtılıp ovulasyonun gerçekleşmesi
  • Yırtılan folikülün korpus luteum haline gelmesi
  • Korpus luteumdan progesteron salgılanmasını uyarır.
Erkekte:
  • Testislerden testosteron hormonunun salgılanmasını uyarır.
6-LTH: ( Prolaktin)
  • Hamileliğin bitiminde süt bezlerinin gelişmesinde etkilidir.
  • süt salgısının oluşmasında rol alır.
  • Analık içgüdüsünün oluşumunda rol alır.
Not:LTH memeliler hariç diğer canlılarda (Kuş ve Sürüngenlerde) analık içgüdüsünün oluşumunda rol alır.
Not:LTH sadece dişilerde etkilidir.
b)Ara lop:Epitel dokudan oluşmuştur.

Melanosit uyarıcı hormon: (MSH)
  • Özellikle amphybıa(Kurbağalar),Reptlıa(Sürüngen) ve Aves(Kuş)lerde etkili olan bir hormondur.
  • Deride epidermiste yer alan melanositler üzerine etki ederek deri renginin oluşumu ve değişiminde rol oynar.
c)Arka lop:Sinir dokudan köken alır.Hipothalamusa bağlantılı nöronların akson uzantılarından meydana gelmiştir. Burada sentezlenen Antidiüretik hormon ve Oksitosin hormonu aksonlarla bu bölgeye taşınarak burada depolanır.Hipothalamusun kontrolünde ve sinirsel uyarılarak ilgili hormonlar buradan kana verilir.
1-Antidiüretik hormon

Salgılanmasının uyarılması:
  • Hipothalamusta bulunan osmoreseptörler etkendir.
  • Kan osmotik basıncının artaması
  • Kan basıncının düşmesi (Kan kayıbı , terleme vb.)
Yetersizliği:
  • Böbreklerde aşırı su kayıbı olur.
  • Seyreltik idrar oluşur
  • Kan basıncı azalır
  • Kan hacmi azalır
  • Kanın osmotik basıncı artar
  • Şekersiz diyabet görülür
2-Oksitosin görevi:
  • Doğum esnasında düz kasları uyararak doğumun gerçekleşmesini sağlar.
  • Süt bezlerinin ve kanalların etrafındaki kassal epitel hücrelerin kasılmalarını sağlayarak süt akışını kontrol eder.
  • Analık iç güdüsünün oluşumunda etkilidir.
B)Tiroid bezi
Salgılama kontrolü hipofizden salgılanan TSH ile kontrol edilir.
Hormonları:

1)Tiroksin görevi:
  • Bazal metabolizmayı düzenler.
  • Hücrelerde mitokondrilerin oksijen kullanımını kontrol eder.
Eksikliğinde görülenler:
  • Metabolizma yavaşlar.
  • Doku sıvılarında sodyum ve su oranı artar.
  • Kanda kolesterol yükselir.
  • Vücutta yağ depolanmasında artış görülür.
  • Alınan besinler tüketilmediği için kilo artışı görülür.
  • Hücrelerin oksijen kullanımı ve enerji üretimi azalır.
Tiroid bezinin çıkarılması veya çalışmamasında genç memelilerde görülen durum:
  • Büyüme durur
  • Sinirsel düzenleme özelliğini kaybeder
  • Kemikleşme gecikir
  • İleri durumlarda ölüm görülür
  • Metabolizma yavaşlar
Çocuklarda az salgılanmasında ahmaklık denilen hastalık görülür bu özellikteki çocuklarda:
  • Zeka geriliği
  • Cücelik (Gelişme geriliği)
  • Eşey bezlerinin gelişmemesi durumu görülür
Erginlerde az salgılanmasında miksodem denilen durum ortaya çıkar bu özellikteki bireylerde:
  • Vücut ısısı düşer
  • Deri kurur
  • İştahsızlık görülür
  • Halsizlik ve uyku hali görülür
  • Vücutta yağ birikir ve şişmanlık görülür
  • İş verimi düşer
  • Kılları dökülür
Erginlerde çok salgılanması durumunda görülen belirtiler
  • Metabolizma hızlanır
  • Sinirlilik hali görülür
  • Vücut ısısı artar
  • Solunum ve dolaşım hızlıdır
  • Terleme artar
  • Kilo kayıbı görülür
2)kalsitonin görevi:
  • Kandaki kalsiyumun kemiklere geçişini sağlar.
  • İdrarla dışarı atılan kalsiyum miktarını azaltır.
  • Kan kalsiyum seviyesini düşürür.
(Not:Eksikliğine rastlanmaz, tiroid bezi çıkarılsada kan Ca düzeyi yeterli durumda kalmaktadır!)
C)Paratiroid bezi:
( Balıklar hariç diğer omurgalılarda görülür)
Salgılama kontrolü: Kan kalsiyum seviyesi ile kontrol edilir ,kanda kalsiyum oranı düşünce parathormon salgılar. Kandaki Ca seviyesi artınca salgılama durur.

Parathormon görevi:
  • Kan Ca miktarını artırmak.
  • Kemiklerden kana Ca geçişini uyarmak.
  • Böbreklerden kana Ca emilimini uyarmak.
  • İncebarsaklardan kana Ca emilimini uyarmak.
Az salgılanmasında görülen durum:
  • Kandaki Ca oranı azalır.
  • Tetani görülür.
  • Hücre metabolizması ve enzimsel faaliyetler engellenir.
Fazla salgılanmasında görülen durum:
  • Kemiklerde yıkım artar.
  • Kemikler zayıflar,kırılganlıkları artar.
  • Böbreklerden fazla Ca atılır.
  • Aşırı durumlarda zehirlenme ve ölüm görülür
  • Sinir sistemi refleks faaliyetleri zayıflar.
  • Kaslar tembelleşir.
  • Kabızlık ve iştahsızlık görülür.
  • Böbreklerden atılan fazla Ca havuzcukta fosfatlarla bileşerek böbrek taşlarını oluşturur.
D)Pankreas:
  • İç ve dış salgı yapan karma bezdir.
  • İç salgı oluşturan kısımı sinirsel orijinli, olup denetimi sinirsel gerçekleşir.
  • Dış salgıları ince barsak tarafından salgılanan sekretin ve pankreozimin adlı iki hormonla kontrol edilir.
  • İç salgıları kan şeker düzeyinin kontrolünde rol oynayan insülin ve glukagon dur.
1)İnsülin görevi:
  • Kandaki glikozun hücrelere geçişini uyarır.
  • Hücre zarına etki ederek amino asitlerin ve glikozun geçişini uyarır.
  • Kan şeker düzeyini düşürür.
  • Az salgılanması şeker hastalığına neden olur. Şeker hastası olan kişilerde
  • Karaciğerden kana glikoz geçişi artar.
  • Kan şeker düzeyi artar.
  • Kan yoğunluğu artar.
  • Kanın osmotik basıncı artar.
  • Dokulardan kana su geçişi artar
  • Susuzluk hissi oluşur.
  • İdrarla fazla su kayıbı gerçekleşir.
  • Hücreler enerji ihtiyacı için yağ ve proteinleri kullanır.
  • Yağların yıkımı sonucu ketosis ve asidosis görülür.
  • Ketosis ve asidosis durumu sinir sistemini olumsuz etkileyerek koma gelişir.
Fazla salgılandığında görülen durum:
  • Kanda şeker oranı düşer.
  • Osmotik basınç azalır.
  • Sinir sistemi enerji ihtiyacı için yeteri kadar glikoz bulamadığından olumsuz etkilenir.
2)Glukagon:
Salgılanmasının uyarımı:Pankreastaki alfa hücrelerindeki şeker konsantrasyonunun etkili olduğu düşünülmektedir. (Çünkü şeker hastası olanlarda kanda yüksek oranlarda şeker olmasına karşın kanlarındaki glukagon hormonu yüksek konsantrasyondadır!)

Görevleri:
  • Karaciğerdeki glikojenin hidrolizle glikoz haline geçmesini sağlar.
  • Karaciğerde amino asitlerden glikoz sentezlenmesini uyarır.
  • Karaciğerde depolanan glikozun kana geçişini uyarır .
  • Kan şeker (Glikoz ) düzeyinin artmasına neden olur.
E)Adrenal bez:
Epitel (Korteks) ve sinirsel (Medulla) olmak üzere iki kısımdan oluşur.

1)Korteks:
  • ACTH ile salgıları kontrol edilir.
  • Bu kısımdan kortikoidler üretilir.
  • Başlıca hormonları 1-Glikokortikoid (Kortizon), Minerolokortikoid (Aldesteron) ve Androjenlerdir.
  • Adrenal bezin görev yapamaması veya vücuttan çıkarılması durumun da addison hastalığı gelişir. Addison hastalığı korteks hormonlarının yetersizliği ile görülen ortak olumsuzlukları gösterir.
a)Glikokortikoid görevi:
  • Kan şekerini artırır.
  • Yağ ve proteinlerden karbonhidrat yapımını uyarır.
  • Karaciğerde glikoz depolanmasını uyarır.
  • Glikozun oksidasyonunu önler.
  • Protein ve amino asit yıkımını uyarır.
  • Stres altında salgılanması artar.
  • Yaralanmalarda, aşırı sıcak ve soğukta, alerji ve iltihaplanmalarda koruyucu görev üstlenir.
  • Zor durumlarda hücreler için gerekli enerji kaynakları yaratır.
b)Minerolokortikoid görevi:
Vücudta NaCl ve su dengesinin ayarlanmasında görev alır.

Fazla salgılanmasında:
  • Böbreklerden sodyumun geri emilimi artar.
  • Böbreklerden potasyum kayıbı artar.
  • Kan hacmi artar.
  • Kan basıncı artar.
  • Potasyum eksikliğine bağlı olarak böbrek bozukluğu , kas ve sinirlerde fonksiyonel bozukluklar görülür.
Az salgılanmasında:
  • Kanda Na ve Cl iyonları miktarı azalır.
  • Vücud direnci düşer, zayıflık görülür.
  • Kanda K iyonu miktarı artar.
  • Halsizlik görülür.
  • Kan hacmi azalır.
  • Kan basıncı düşer.
  • Dolaşım yetersizliği görülür.
  • Kas yorgunluğu görülür.
  • Kan şekeri düşer.
c)Androjenler:Erkek ve dişi bireylerde böbrek üstü bezinin korteks kısımından androjenler de denilen erkek eşey hormonları ve ayrıca dişi bireylerde adrenal kortekste dişi eşey hormonları çok az miktarlarda üretilir.Adrenal kortekste oluşacak bir anormallikten dolayı bu hormonların üretiminde artışın olması cinsel özelliklerde fenotipe yansıyan anormallikler görülür

Örn:Kortekste gelişen bir ur nedeni ile fazla üretilen androjenlerden dolayı dişilerde
  • Saçların dökülmesi
  • Süt bezlerinin küçülmesi
  • vücudun aşırı kıllanması
  • Üreme organlarında gerilemenin olması
  • Sakal ve bıyıkların çıkması
  • Sesin kalınlaşması gibi anormallikler görülür.
2)Medulla:
  • Sinirsel kökenlidir
  • Sempatik sistemin denetiminde salgı üretir
  • Adrenalin (Epinefrin) ve Noradrenalin (Norepinefrin) olmak üzere iki tip hormon üretir.
  • Vücudun savunulmasına yönelik davranışların oluşumunda etkilidir.
a)Adrenalin görevi:
  • Kalp atışını hızlandırır
  • Kanın pıhtılaşma hızını artırır
  • Kan basıncın artırır
  • Kan damarlarının genişlemesini sağlar kılcalları daraltır
  • Solunumu hızlandırır
  • Göz bebeklerinin büyümesi tüylerin dikleşmesine neden olur
  • Kan şekerini artırır
Not:Adrenalin salgısı sempatik sistemin etkisine destek olan ve etkinin dev***** sağlayan bir hormondur.
Not:Soğuk,acı,sinirlenmede ve bazı ilaçlar adrenalin salgısının artmasına neden olur.
Not:Tıpta kan basıncını artırmada ve duran kalbin çalıştırılmasında kullanılır

b)Noradrenalin görevi:
  • Arterleri daraltmak
  • Metabolizmayı hızlandırmak
F)Eşey bezleri:
Dişi ve erkek bireylerde üreme sistemi elemanları yapısında yer alan özel bezlerdir. Erkeklerde testislerde yer alan leydig hücreleri testosteron adı verilen erkeklik hormonu üretirken, dişilerde ovaryumda bulunan foliküllerden ostrojen ve yine ovaryumlardaki foliküllerin değişimi ile oluşan korpus luteumdan progesteron adlı dişilik hormonları üretilir.
a)Erkek eşey bezleri: Testislerdeki leydig hücreleridir ve testosteron üretirler.
Salgılanmasının uyarımı: Hipofizden salgılanan FSH ve LH’ın denetimi altındadır.

Testosteron hormonu görev:
  • Metabolizmayı ve hücrelerdeki protein sentezini uyararak büyüme ve ağırlık artışını uyarır.
  • Erkek üreme organlarının gelişimini uyarır.
  • Üreme sisteminde yer alan yardımcı salgı üreten bezlerin gelişimini uyarır.
  • Deri,kas ve iskelet sisteminin erkeklere özgü özellikler kazanmasını sağlar.
  • Ses kalınlaşmasını sağlar.
  • Sakal,bıyık ve vücudun belli bölgelerinde kılların çıkmasını sağlar.
  • Psikolojik olarak erkeksi davranışların oluşumunda etkilidir.
Not:Diğer canlı gruplarında görülen testosteron etkili özel fenotipik gelişmeler.
  • Horozlarda ibik çıkması
  • Geyiklerde boynuz oluşumu
  • Bazı kuşlarda tüylerin renklenmesi
  • Atlar ve aslanlarda yele gelişimi
  • Sülünlerde renkli ve uzun kuyruk gelişimi vb.
Not:Testosteronun dişilere verilmesi ile beraber dişilik özelliklerinin kaybedilip ve erkeksi özellikler kazanıldığı görülür.
b)Dişi eşey bezleri: Ovaryumlarda yer alan folikül hücreleri ve korpus luteumdur.Folikül hücrelerinden ostrojen ,korpus luteumdan ise progesteron salgılanır.
Salgı üretiminin kontrolü: Hipofiz bezi tarafından üretilen FSH ve LH’ın kontrolü ile gerçekleşir.

Ostrojen hormonu görevi:
  • Uterus , ovidukta (Follopi tüpü) ve diğer üreme organlarının endometriumunda mitoz bölünmeyi uyarır.
  • Uterus ta kılcallaşmayı artırır ve kan dolaşımını artırır.
  • Ovidukta silli hücrelerde sil hareketini artırır.
  • Uterus ve ovidukta özgü salgıların üretimini artırır.
  • Deri, kas ve kemik dokusunun dişilere özgü yapı kazanmasını sağlar.
  • Sesin incelmesini sağlar.
  • Süt bezlerinde kanallanmayı ve gelişmeyi sağlar.
Progesteron hormonu görevi:
  • Dişi üreme sisteminde endometrium salgısını artırır.
  • Uterus kaslarının gelişimini uyarır.
  • Uterus kaslarının faaliyetini azaltarak hamileliğin dev***** sağlar.
  • Süt bezlerinin gelişimini uyarır.
  • Hamilelik süresince LTH etkisini önleyerek süt salgılanmasını önler.
  • Vücud ısısını artırır.
Feed-Back mekanizmaları:

a)Pozitif geri bildirim:Kanda uyarıcı hormon miktarındaki veya metabolitlerdeki artış hedef bezin hormon üretimini artırır.
Örnek1: Kanda ACTH miktarındaki artış ---> Böbrek üstü beziden Glikokortikoid salgılanmasını uyarır.
Örnek2: Kanda TSH miktarındaki artış ------>Tiroid bezinden Tiroksin hormonu salgılanmasını uyarır.
Örnek3: Kanda FSH miktarındaki artış------>Ovaryumdan Ostrojen salgılanmasını uyarır.

b)Negatif geri bildirim: Kanda metabolit miktarındaki artış kontrol edici hormonların salgılanmasını engeller ayrıca hedef bez hormonlarının miktarındaki artış uyarıcı hormonların salgılanmasını engeller.
Örnek1:Kanda glikokortikoidlerdeki artış--->Hipofizden ACTH salgılanmasını engeller.
Örnek2:Kanda ostrojen miktarındaki artış--->Hipofizden FSH salgılanmasını engeller.
Örnek3: Kanda Ca miktarındaki artış----->Paratiroid bezinden Parathormon salgılanmasını engeller.
 
DESTEK VE HAREKET

Hayvanlarda destek ve hareket sistemleri
I-Deri
Deri ve deriye bağlı oluşumlar

A-Kemiksi yapılar:Kemiksi özellikler gösterir
  • Kıkırdaklı balık pulları
  • Kemikli balık pulları
  • Sürüngen plakları
  • Memeli dişleri(Kıkırdaklı balık pullarına homolog yapıdır)
B-Boynuzumsu yapılar:Keratin yapılardır
  • Bağa (Kaplumbağalarda)
  • Boynuz
  • Tüyler
  • Kıllar
  • Tırnak,Toynak,Pençe
C-Deriye bağlı bezler:
  • Yağ bezleri
  • Ter bezleri
  • Süt bezleri
  • Koku bezleri
1_clip_image001_0000.jpg


D-Derinin görevleri:
  • Örtme ve koruma sağlar
  • Ter bezleri ile vücud ısısının ayarlar
  • Memelilerde süt bezleri ile gelişimde beslenmede görev alır
  • Duyu organıdır
  • Kuşlarda tüy oluşumu ile su kayıbını önler ve uçmayı sağlar
  • Bazı memeli ve kuşlarda yağ depolayarak vücud ısısının korur
  • Memeli , kurbağalarda ve bazı omurgasızlarda solunum yüzeyi olarak görev yapar
  • Özel koku bezleri ile hayvanlar arasında haberleşme ve etkileşimi sağlar
  • Memelilerde kıl oluşumu ile vücud ısısının korunmasını sağlar
  • Tatlı su balıklarında mukus salgıları ile yüzmeyi kolaylaştırır
  • Pençe ve tırnak oluşumları ile korunma ve beslenmeyi sağlar
  • Balıklarda pul oluşumları ile vücudun su alış verişini engeller ayrıca yüzmeyi kolaylaştırır
  • Sürüngenlerde plak oluşumları ile su kayıbını önler
  • Bazı omurgasızlarda dış iskeletin oluşumunu sağlar
II-İskelet
A-Tek hücrelilerde iskelet
Işınlılar,bazı amip türlerinde hücre zarından salgılanan organik salgılara inorganik
maddelerin (Ca,Si,Mg vb.) birikimi ile oluşan ışınlar ve evcikler şeklindedir.

B-Omurgasızlarda iç iskelet
  • Süngerler,Mürekkep balığı ve derisi dikenlilerde görülür
  • Özel hücreler tarafından salgılanan inorganik ,organik veya bunların karışımından meydana gelmiştir
  • Üzerlerinde doku veya hücre tabakası bulunur
  • Organizmanın büyümesine engel olmaz
  • Organizmanın hareketine engel olmaz
  • Vücut şeklinin korunmasında rol alır
  • Genelde endoderm orijinlidir
C-Omurgasızlarda dış iskelet
  • Mercanlar,yumuşakçalar,eklem bacaklıların iskeleti bu tiptir
  • Deriden salgılanan organik,inorganik veya ikisinin karışımından meydana gelir
  • Evcik (Yumuşakçalarda) veya Zırh (Eklem bacaklılarda) şeklindedir
  • Zırh şeklinde olanlar büyümeye engel olduklarından zaman zaman değiştirilir
  • Evcik şeklinde olanlar büyümeye engel olmazlar büyümeye paralel olarak her
yıl yeni ve büyük ilaveler yapılır
  • Evcikler CaCO3 ten yapılmış ağır yapılardır.Harekete engel olurlar
  • Kabuklularda dış iskelet CaCO3 ten yapılmıştır.Harekete engel olmazlar
  • Karada yaşayan eklem bacaklılarda dış iskelet kitinden yapılmış olup hafiftir.
(Uçma ve hareket kolayca yapılabilir)
  • Hareketi sağlayan kaslar dış iskeletin iç yüzeyine bağlıdırlar
  • Vücud korunması,desteklenmesi, karasal ortamda yaşayanlarda su kayıbının
  • önlenmesi,hareketin sağlanmasında rol alır.
  • Madde depolanmasında rol almaz.
  • Ektodermal kökenlidir
  • Üzerinde vücud örtüsü bulunmaz
1_clip_image001_0001.jpg


D-Omurgasızlarda hidrostatik iskelet
  • Solucanlarda ve bazı yumuşakçalarda görülür
  • Kan veya doku sıvısının oluşturduğu basınçla meydana gelir
  • Vücud şeklinin korunmasında rol alır
E-Omurgalılarda iskelet
  • Özel dokulardan meydana gelen iç iskelettir
  • Büyümeyi engellemez
  • Hareketi engellemez
  • Hareketi sağlayan kaslar dış yüzeye tutunmuştur
  • İnorganik maddelerin (Ca vb.)depolanmasında rol alır
  • Bazı dokuların (Kan) oluşumunda rol alır
  • Organizma ile beraber büyüme gösterir
  • vücud ta hayati organların korunması,şekli oluşması ve hareketin
  • gerçekleşmesinde rol alır.
  • Kıkırdaklı balıklar ve omurgalı embriyolarında kıkırdaktan oluşur
  • Kıkırdaklı balıklar hariç diğer omurgalı erginlerinde kemikten oluşur
  • Mezodermal kökenlidir
F-İnsanlarda iskeletin kısımları
1_clip_image002_0000.jpg

1-Baş iskeleti:Toplam 29 kemik
a-Kafatası iskeleti
*Alın kemiği(1) *Yan kafa kemikleri(2) *Şakak kemikleri(2)
*Art kafa kemiği(1) *Temel kemik(1) *Kalbursu kemik(1)
b-Yüz iskeleti
*Alt çene kemiği(1) *Sapan kemiği(1) *Üst çene kemikleri(2)
*Elmacık kemikleri(2) *Burun kemikleri(2) *Tırnaksı kemikler(2)
*Boynuzsu kemikler(2) *Damak kemikleri(2)
c-Dil kemiği(1)
d-Kulak kemikleri(6)
2-Gövde iskeleti:Toplam 57 kemik
a-Omuz kemeri
*Köprücük kemikleri(2) *Kürek kemikleri(2)
b-Kalça kemeri
Sağda ve solda kalça ,oturga ,çatı kemiklerinin birleşmesinden oluşmuş leğen
kemiklerinden(2) meydana gelir
c-Omurga:
*Boyun omurları(7)(Atlas ve eksen omurları burada bulunur)
*Sırt omurları(12) *Bel omurları(5) *Sağrı omurları(5 Omur birleşmiş)(1)
Kuyruk sokumu omurları(4 Omur birleşmiş) (1)
d-Kaburgalar(24) *Göğüs kemiği(1)
3-Üyeler iskeleti:Toplam 120 kemik
a-Ön üyeler
*Pazu kemiği(1) *Ön kol kemiği(1) *Dirsek kemiği(1)
El bilek kemikleri(8) *El tarak kemikleri(5) *El parmak kemikleri(14)
b)Arka üyeler
*Uyluk kemiği(1) *Diz kapağı kemiği(1) *Baldır kemiği(1)
*Kaval kemiği(1) *Ayak bilek kemikleri(7) *Ayak tarak kemikleri(5)
*Ayak parmak kemikleri(14)
İnsan iskeletinde toplam 206 kemik bulunur.Bu sayı bazı bilim adamlarına göre ölçüt
alınan normlara göre değişiklik gösterir.
Kemikleşmede rol alan yapılar
1-Hormonlar: a)STH b)Kalsitonin c)Parathormon
2-Vitaminler:A-C-D vitaminleri
3-Dengeli ve yeterli beslenme
4-Kalıtım
5-Spor
6-Güneş ışınları
1_clip_image003_0000.jpg

III-Eklemler:
İskeleti oluşturan kemik yapıların birbirleri ile bağlandığı ve kemikler arası hareketin
gerçekleşmesini sağlayan yapılardır.
Özelliklerine göre üç çeşittir.
a-Oynamaz eklemler:Aralarında bulunan bağ dokusu aracılığı ile birbirlerine dişli
yüzeylerle hareket etmeyecek şekilde bağlanmışlardır.
Örnek:Kafatası kemikleri,Kalça kemerini oluşturan kemikler.Alt çene kemiği hariç
yüz kemikleri.
b-Yarı oynar eklem:Aralarında bulunan kıkırdak yastıklar sayesinde kısıtlı harekete
sahip eklemlerdir.
Örnek:Omurlar,El ve ayak bilek kemikleri
c-Oynar eklemler:Aralarında yer alan özel eklem yapısı ile geniş açılar oluşturacak
şekilde hareket edebilen eklemlerdir.Eklem bölgelerinde eklem sıvısı denen sinovial
sıvı bulunur.
Örnek:Omuz,Kalça,Parmak kemikleri arasındaki,diz,dirsek eklemleri.
1_clip_image004_0000.jpg

IV-Kasla
Omurgasızlarda kaslar ve hareket:
a-Süngerler ve sölentera grubuna ait canlılarda kas özelliğine sahip hücrelerle
hareket sağlanır.Özelleşmiş kas dokusu bulunmaz
b-Solucanlarda yumuşakçalarda ve derisi dikenlilerde hareket düz kaslarla sağlanır.
Vücud hareketinin yavaş olmasının nedeni budur
c-Eklem bacaklılarda vücud hareketi çizgili kaslarla sağlanır.Hareket hızlıdır.

Omurgalılarda kaslar ve hareket:
  • Omurgalılarda kaslar vücud hareketinde ve bazı organların hareketinde rol alır.
  • Beyin,karaciğer,dalak,böbrek,pankreas ,kılcal damarlar,akciğerler gibi organların
  • yapısında kas bulunmaz.
  • Bazı organların (Kalp,yemek borusu,mide,ince ve kalın barsaklar,idrar kesesi ve
  • kanalları) yapısını oluşturur.
  • Mezoderm orijinlidir
  • Kas hücreleri asetil kolinle uyarılır
1_clip_image005_0000.jpg

Kasların görevleri:
1-Hareket
2-Madde taşınması
3-Şekil ve korumanın gerçekleşmesi
4-Isı üretimi
Kasılan kaslarda görülen fizyolojik değişmeler
(Huxley in kayan flamentler teorisi)
I-Gevşeyen kas
Gevşeyen kaslarda görülen değişmeler:
1-A bandı değişmez
4- Sarkomerin boyu uzar
2- I bandı uzar
5-Z çizgileri uzaklaşır
3- H-bandı belirginleşir
II-Kasılan kas:
1_clip_image006.gif


Kasılan kaslarda görülen değişmeler:
  • A bandı değişmez
  • Z çizgileri yaklaşır
  • I bandı kısalır
  • Sarkomerin boyu kısalır
  • H bandı ortadan kalkar
1_clip_image007.jpg


[IMG]http://www.lisebiyoloji.com/re...f[/IMG][COLOR=#0000ff]Animasyonu izle[/COLOR]
Kasılan kaslarda görülen kimyasal değişmeler

Kasılan kaslarda:
  • ATP yıkımı artar
  • Kreatin fosfat yıkımı artar
  • Glikoz yıkımı artar
  • Glikojenin hidrolizi artar
  • Laktik asit oranı artar
  • CO2 oranı artar
  • Isı yükselir
  • Sarkoplazmada Ca oranı artar
F-Kaslarda enerji kaynakları(sırası ile)
  • ATP
  • Kreatin fosfat
  • Laktik asit
  • Glikoz
  • Glikojen
  • Yağ asitleri
  • Protein
G-Kaslarda enerji kullanımı (Aktif ise) sırası ile:
1.ATP 2.Kreatin fosfat 3-O2 siz solunum 4-O2li solunum
Not:Normal şartlarda kaslarda O2 li solunum yapılır.Yüksek performanslı kas
hareketleri başladığında ilk önce O2 li solunumla karşılanan enerjinin yerine
zamanla O2 siz solunumla elde edilen enerji alır.
1-Tek sarsı grafiği.
Kasa eşik şiddeti üzerinde tek bir uyarı verildiğinde kasın gerçekleştiği kasılma
grefiğidir.Uyarı verildikten kısa bir süre sonra kasılma başlar,arada geçen bu evreye
gizli faz denir.Kasın boyunun kısaldığı evreye kasılma evresi denir. Bu evreden
sonra gerçekleşen kas boyunun eski haline geldiği evreye gevşeme evresi denir.
2-Yorgun kas grafiği
1_clip_image009_0000.gif

Yorgun kas grafiğinin özellikleri:
1-Gizli evre uzar
2-Kasılma şiddeti düşer
3-Gevşeme tam olmaz
4-Sarsı süresi uzar
1_clip_image010.jpg

3-Tam olmayan tetanos:( Birikim)
Kaslara ard arda uyaranlar gönderildiğinde kaslar tam gevşemeden gelen uyarılarla
tekrar kasılır.Bu kasılma önceki kasılmadan daha şiddetli gerçekleşir.Gittikçe artan
şiddetle kasılan kaslar bir süre sonra uyarılardan etkilenmez ve yorgunluk gösterir.
1_clip_image011.gif

4-Tam tetanos:(Fizyolojik tetanos)
Kaslara devamlı uyaran gönderildiğinde gittikçe artan bir şiddetle kasılırlar.Kaslar bu
sürede kasılı kalırlar. Bir süre sonra yorgunluk gösterirler.Arda arda gelen uyarılarla
oluşan sarsılar birbirleri ile kaynaşarak tek bir sarı gibi görülür.
1_clip_image012_0000.gif

Kaslarda kasılmanın başlaması
1-Motor plaklardan asetil kolin salgılanır
2-Asetil kolin kas hücresi zarının Na iyonlarına geçirgenliğini artırır
3-Kas hücresi zarından içeri Na iyonları girerek aksiyon potansiyelini başlatır.
4-Aksiyon potansiyeli sarkoplazmik retikulumlar da depolanmış Ca iyonlarının sarkoplazmaya geçmesine neden olur
5-Ca iyonları Aktin-Miyozin kompleksleri arasına yayılarak kasılmanın başlamasına neden olur.
6-Kasılma bittikten sonra Ca iyonları sarkoplazmik retikuluma geri pompalanır.(Aktiftaşıma)
1_clip_image013_0000.gif

Not:Kasılmanın enerji kaynağı ATP
1-Miyozinin aktin flamentini çekmesinde (Çoğu)
2-Ca iyonlarını sarkoplazmik retikuluma pompalamak
3-Na iyonlarını kas hücresi zarından dışarı pompalamak için kullanılır
Kaslarda kasılma hızı
Memeli vücudunda bulunan kasların uyaranlara verdikleri tepkilerin hızında önemli farklar vardır.Bu kasların uyaranlarla oluşturdukları sarsı süreleride farklıdır.
I=Hızlı tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Göz kasları)
II-Orta hızlı tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Hareket kasları)
III-Yavaş tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Denge kasları)
Hareketin oluşumunda kasların çalışma şekli
1-Antagonist çalışma:Bir hareketin oluşması için biri kasılırken diğeri gevşeyen kasların çalışma biçimidir.
2-Sinerjit çalışma:Bir hareketin oluşması için birlikte kasılıp birlikte gevşeyen kasların çalışma biçimidir.
Not:Bir hareket için antogonist olan kaslar başka bir hareket için sinerjit olabilirler.
1_clip_image014_0000.gif
1_clip_image015_0000.gif
 
DOLAŞIM VE TAŞIMA

1-Hücre ve tek hücreli canlılarda taşıma

  • Endoplazmik retikulum
  • Sitoplazmik hareketler
  • Difüzyon ve osmoz olayları
  • Rotasyon-sirkülasyon hareketleri
  • Mikrotübül ve mikroflamentler
Not:Mikrotübül ve mikroflamentler hücrede organel (Mitokondri,saldı kofulları vb) ve büyük moleküllerin (DNA vb) taşınımında rol alırlar

2-Bitkilerde taşıma sistemleri:
A-Su ve karayosunlarında taşıma:

  • Madde alış verişi tüm yüzeyle yapılır
  • Özelleşmiş taşıma sistemleri bulunmaz
  • Su ve nemli ortamlarda yaşarlar
  • Vücud oldukça küçüktür
B-Eğreltiler ve tohumlu (Çiçekli) bitkiler

  • Karasal yaşama uyum sağlamışlardır
  • Madde alış verişi belirli vücud bölgeleri ile yapılır
  • Özelleşmiş taşıma sistemleri bulunur
  • Vücud oldukça büyüktür
Bitkilerde madde taşınımında rol alan faktörler

  • Hormonların taşınması,Soymuk borularında besin ve azotlu bileşiklerin taşınması,Gazların taşınması,suyun yanal taşınması: Difüzyon, Aktif taşıma (Yavaş gerçekleşir)
  • Odun borularında su ve suda erimiş maddelerin taşınması:Kök basıncı, Terleme,Kılcallık, Kohezyon ve Aldezyon gücü (Hızlı gerçekleşir)
3-Hayvanlarda dolaşım sistemleri:
A-Dolaşım sistemi olmayan Süngerler,sölentereler ve planarialarda

  • Özelleşmiş dolaşım sistemleri bulunmaz
  • Bu organizmalarda vücud küçük ve basit yapılıdır.
  • Vücutlarında ortam sıvısının dolaşımını sağlayan kanallar ve boşluklar bulunur.
  • Bu kanal ve boşluklarda ortam suyunun dolaşımı silli hücreler ve kaslarla sağlanır
  • Vücudta dolaşan ortam suyu dolaşım sıvısı gibi hücrelerin solunum,beslenme,boşaltım gibi yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasında görev alır
B-Dolaşım sistemi taşıyanlar
Hayvanlarda dolaşım sistemi özelliklerine göre ikiye ayrılır.
1-Açık dolaşımın temel özellikleri:

  • Omurgasızlarda görülür (Yumuşakçalar,eklem bacaklılar,derisi dikenliler)
  • Dolaşım oldukça yavaştır
  • Trake solunumu hariç diğer solunum sistemlerine sahip canlılarda taşıyıcı pigment içerir
  • Kalp ve kısa atar damar bulunur. Bazılarında ilave olarak toplar damarda bulunur
  • Kılcal kan damarları bulunmaz
  • Dolaşım sıvısı bir süre kalp damar sistemi içinde hareket ettikten sonra sistem dışına çıkarak hücreler arası boşluklarda dolaşır
  • Madde alış verişi hücrelerle hücreler arası dolaşan sıvı ile olur
  • Madde ve enerji ihtiyacı az olan canlılara özgüdür
2-Kapalı dolaşımın temel özellikleri:

  • Bazı omurgasız (Örn: Toprak solucanı) ve tüm omurgalılarda bulunur
  • Kalp,atar ve toplar damar ile kılcal kan damarları bulunur
  • Hücrelerle dolaşım sıvısı arasında madde alış verişi kılcal kan damarları aracılığı ile gerçekleşir
  • Dolaşım oldukça hızlıdır
  • Dolaşım sıvısı kalp damar sistemi dışına çıkmaz
  • Taşıyıcı pigment içerir
Omurgasızlarda dolaşım sistemleri
A-Süngerlerde:Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Porlar ve kanallar içerisinde silli hücrelerin sil hareketi ile dolaşan ortam suyu dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
B-Hidralarda: Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Sindirim boşluğu aynı zamanda dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
C-Planaria da: Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Sindirim boşluğu aynı zamanda dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
E-Toprak solucanlarında:Kapalı dolaşım sistemi görülür.7 ile 11 segmentlerde ki halkasal damarlar kasılıp gevşeme hareketleri ile kalp ödevi görür.Sırtta arkadan öne ,karında ise önden arkaya kan taşıyan iki büyük damar ve bunlara bağlı daha küçük damarlar ile kılcallardan oluşmuş bir sistemdir.Taşıma sıvısı pigment bulundurur ve gaz taşınımında rol alır.
F-Yumuşakçalarda:Açık dolaşım görülür.5-7 odacıklı kalp ve buna bağlı kısa atar ve toplar damarlardan oluşmuştur. Taşıma sıvısında taşıyıcı pigmentler bulunur ve gaz taşınımındada rol alır.
G-Böceklerde: Açık dolaşım görülür.5 odacıklı bir kalp ve buna bağlı atar damardan meydana gelmiştir.Taşıma sıvısı gaz taşınımında rol almaz.​

Omurgalılarda dolaşım sistemleri
A-Balıklarda:

  • Kalp iki odacıktan oluşur(Bir kulakçık ve bir karıncık)
  • Kalpte kirli kan dolaşır
  • Kalpten çıkan kan direkt solungaçlara gider
  • Vücud ta temiz kan dolaşır
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
  • Tek dolaşım vardır
B-Kurbağalarda:

  • Kalpleri üç odacıklıdır (İki kulakçık ve bir karıncık)
  • Sağ kulakçığa vücud tan kirli kan gelir
  • Sol kulakçığa akciğerlerden temiz kan gelir
  • Karıncıkta temiz ve kirli kan karışır
  • Kalpten vücuda karışık kan pompalanır
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır.Ancak ayrılma tam değildir.
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
C-Sürüngenlerde:

  • Kalpleri üç-dört odacıklıdır
  • Sağ kulakçığa vücud tan kirli kan gelir
  • Sol kulakçığa akciğerlerden temiz kan gelir
  • Üç odacıklı kalplerde karıncıkta temiz ve kirli kan karışır
  • Dört odacıklı kalplerde sağ karıncıkta kirli sol karıncıkta temiz kan bulunur
  • Üç odacıklı kalpten vücuda karışık kan pompalanır
  • Dört odacıklı kalplerde kalpte karışmayan kirli ve temiz kan kalpten çıktıktan sonra akciğer atar damarı ile ana atar damar arasında bulunan panizza kanalı ile karışır
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır.Ancak ayrılma tam değildir.
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
D-Kuşlarda:

  • Kalp dört odacıklıdır(İki kulakçık ve iki karıncık )
  • Kalbin sağ kısmında kirli kan sol kısmında temiz kan bulunur
  • Kalpte temiz ve kirli kan karışmaz
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır
  • Değişmez vücud ısılı canlılardır
E-Memelilerde:

  • Kalp dört odacıklıdır(İki kulakçık ve iki karıncık )
  • Kalbin sağ kısmında kirli kan sol kısmında temiz kan bulunur
  • Kalpte temiz ve kirli kan karışmaz
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır
  • Değişmez vücud ısılı canlılardır
İnsanda dolaşım sistemi
A-Kalbin yapısı:
1-Perikard:

  • Bağ dokudan oluşmuş çift katlı zardır
  • İki zar arasında perikard sıvısı bulunur
  • Devamlı çalışan kalbin diğer organ ve yapılara sürtünüp zarar görmesini önler
2-Miyokard:

  • Kalbe özgü kas dokudan oluşmuştur.(Başka hiçbir organda bulunmaz)
  • Kalbin esas yapısını oluşturur
  • Kalbin çalışmasını sağlayan esas dokudur
  • Karıncıklarda daha kalındır.Sol karıncıkta daha kalındır
  • Beslenmeleri aorttan ayrılan kroner damarlarla sağlanır
3-Endokard:

  • Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Kanın hareketini kolaylaştırır
  • Beslenmelerini direkt kandan sağlarlar
4-Kapacıklar:

  • Bağ dokudan oluşmuştur
  • Kanın tek yönde hareketini sağlarlar
  • Kalbin Sağ kulakçığı ile sağ karıncığı arasında üçlü,sol kulakçığı ile sol karıncığı arasında ikili kapakçık bulunur.
  • Ayrıca kalbin odaları ile damarlar arasında üçlü yarım ay kapakçıkları bulunur
B-Kalbin çalışması

  • Kalbin enerji kaynağı:glikoz,laktat ve yağ asitleridir.
  • Kasılmasına sistol,gevşemesine ise diastol denir
  • Miyokard (Kas dokusu )Tarafından gerçekleştirilir
  • Embriyonal evreden ölünceye kadar çalışmasını sürdürür
  • Çalışması ile ilgili uyaran kendisi tarafından oluşturulur
  • Otonom sistem tarafından çalışması kontrol edilir
  • Kalbin çalışması özelleşmiş kas fibrillerinden oluşmuş sinoatrial (S.A.)ve Antrioventriküler (A.V.)düğümler tarafından oluşturulan ve Antrioventriküler düğüme bağlı his demetleri tarafından yayılması sağlanan uyarılarla gerçekleşir
I-Kalbin çalışmasını artıran etkenler:

  • Sempatik sistem
  • Kanda CO2 (Asidik etken) fazlalığı
  • Adrenalin
  • Vücud ısısının yükselmesi
  • Tiroksin
  • Kafein vb. kimyasallar ve bazı ilaçlar
II-Kalbin çalışmasını azaltan etkenler:

  • parasempatik sistem
  • Asetil kolin
  • Bazlar
Not:Kalbin çalışmasında rol alan vagus (Yavaşlatıcı) siniri kesilince kalp atışları hızlanır. Hızlandırıcı sinirler kesilince kalp atışları yavaşlar. Her ikiside kesilirse kalp monoton bir hızla çalışmasını sürdürür.
C-Kalbe bağlı damarları:
Kalbe kan toplar damarlarla kulakçıklardan girer,atar damarlarla karıncıklardan çıkar.
a-Sağ kulakçık:Üst ve alt ana toplar damarlar bağlıdır.Vücuttan kirli kan taşırlar.
b-Sol kulakçık:Akciğer toplar damarları bağlıdır. Akciğerlerden temizlenmiş kan taşırlar
c-Sağ karıncık:Akciğer atar damarı.Akciğerlere kirlenmiş kan taşırlar.
d-Sol karıncık:Ana atar damar(Aort) Vücuda temiz kan taşırlar​

D-Kan damarları:
a-Atar damar ve özellikleri:

  • Dış,orta ve iç olmak üzere üç tabakadan oluşur
  • Dış gömlekte temel yapı fibröz bağ dokusudur
  • Dış gömlek kan basıncına karşı sağlam ve esnek yapının oluşumunu sağlar
  • Orta gömlek temel yapısı düz kas dokusu olup elastik lifler taşır
  • Orta gömlek kan damarlarının çapını kan hacmine ve akışkanlığına göre ayarlayarak tansiyonun korunmasını sağlar
  • Organlara gidecek kan miktarını ayarlar
  • İç gömlek yassı epitel dokudan oluşmuş olup yapıda elastik lifler taşır
  • İç gömlek kaygan bir yüzeyin oluşumunu sağlayarak damar içinde kanın hareketini kolaylaştırır
  • Yapıda kapakçıklar bulunmaz
  • Duvar kalınlığı fazladır
b-Toplar damar ve özellikleri

  • Dış,orta ve iç olmak üzere üç tabakadan oluşur
  • Dış gömlekte temel yapı fibröz bağ dokusudur
  • Dış gömlekte esnek liflerin oranı azdır
  • Orta gömlek temel yapısı düz kas dokusu kas oranı azdır ve elastik lifler taşımaz
  • Orta gömleğin esnekliğinden dolayı daha fazla esneme ve kan depolama özelliği vardır
  • İç gömlek sadece yassı epitel dokudan oluşmuştur
  • İç gömlek kaygan bir yüzeyin oluşumunu sağlayarak damar içinde kanın hareketini kolaylaştırır
  • Kalp seviyesinin altındaki büyük damarlarda kalbe doğru açılan kapakçıklar vardır
  • Duvar kalınlığı azdır
  • Çap büyüktür
c-Kılcal damar ve özellikleri

  • Sadece iç gömlek bulunur
  • Yapısı tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Not:Damar çapları büyükten küçüğe doğru:
Toplar damar > Atar damar > Kılcal damar

  • Not kanın akma hızı: Çoktan aza doğru
Atar damar > Toplar damar > Kılcal damar
d-Atar damarda kanın akışını sağlayan faktörler

  • Karıncıkların kasılması ile oluşan basınç
  • Atar damarın esnek yapısı
e-Toplar damarlarda kanın hareketini sağlayan faktörler

  • Kalbe doğru açılan kapakçıklar
  • Soluk alıp verme esnasında göğüs boşluğunda oluşan negatif basınç
  • Kalbin üst seviyesindeki kanın yer çekim etkisi ile kalbe dönüşü
  • İskelet kaslarının kasılıp gevşemesi
  • Kulakçıklarda oluşan emme kuvveti
  • Not:Toplar damarlarda kanın hareketinin yavaş olması çok esnek yapının olmasından kaynaklanır.
f-Kılcal damarlarda kanın hareketini etkileyen faktörler

  • Kalbin oluşturduğu basınç etkisi ile gerçekleşir
  • Not:Kılcal damarlar kornea ve mercekte bulunmaz.Yağ dokuda çok az bulunur.Beyin,karaciğer kaslarda ise çok fazla kılcallaşma görülür
D-Starling hipotezi:
Kılcal damarlarda kan ile doku sıvısı arasındaki madde alış verişinin kanın hidrostatik basıncı ile kan proteinlerinin oluşturduğu osmotik basıncın etkisi ile gerçekleştiğini açıklayan hipotezdir
Kılcal damarın atar damar bölgesinde maddelerin damar dışına çıkmasına neden olan hidrostatik basıncın değeri 40 mm/ hg dir.
Aynı bölgede maddelerin damar içine emilimine neden olan kanın osmotik basıncı 25 mm/hg dir.Aradaki 15 mm/hg lik güçle maddeler kılcalların dışına doku sıvısına geçerler.Bu maddeler;
1-Su 2-Mineraller 3-Vitaminler 4-glikoz 5-Amino asit 6-yağ asitleri 7-Akyuvarlar 8-Hormonlar 9-Metabolik artıklar 10-Proteinler 11-O2 veya CO’ dir.
Kana ait bazı proteinler ve alyuvarlar kılcalların dışına çıkamazlar.
Kılcal damarın toplar damar bölgesine doğru kanın hidrostatik basıncı gittikçe azalır.Bunun nedeni kanın hacimsel azalması ve kılcal çapının gittikçe artmasıdır.Bu bölgede hidrostatik basınç 15 mm/hg ye düşer ancak kanın osmotik basıncı değişmez ve 25 mm/hg olarak kalır.Bu bölgede ise 10 mm/hg lik kanın osmotik basınç gücü ile doku sıvısında bulunan maddeler kana geri emilir.
Kana geri emilen maddeler;
1- Su 2-CO2 veya O2 3-Mineraller 4-organik besinler 5-Metabolik artıklar 6-Hormonlar vb.
Ancak kanı terk eden akyuvarlar bazı proteinle ve suyun bir kısmı kılcal bölgeden geri emilmez. Bu maddeler lenf sistemi aracılığı ile tekrar dolaşıma geri dönerler.
Kan dolaşımı
E-Küçük kan dolaşımı

  • Kalp ile akciğerler arasında olur
  • Akciğer atar damarı ile akciğer toplar damarı arasında olur
  • Sağ karıncık ile sol kulakçık arasında olur
  • Kalpten çıkan kan kirli kalbe dönen kan temizdir
  • Amaç kanın O2 bakımından zenginleşmesidir
F-Büyük kan dolaşımı

  • Kalp ile akciğer hariç diğer organlar arasında olur
  • Aort ile ana atar damarlar arasında olur
  • Sol karıncık ile sağ kulakçık arasında olur
  • Kalpten çıkan kan temiz kalbe dönen kan kirlidir
  • Temel amaç diğer sistem ve organların beslenme,solunum,boşaltım vb. yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.
G-Lenf sistemi:
Lenf sistemi elemanları:

  • Lenf kılcalları
  • Lenf toplar damarları
  • Lenf düğümleri
  • Lenf sıvısı
  • (Balık ve kurbağalarda lenf kalpleri)
Lenf Kılcalları özellikleri

  • Kan damarı kılcalları bölgesinde kapalı uçla başlar
  • Tek sıralı yassı epitelden oluşmuştur
  • Geçirgenlikleri fazladır
  • Kan damarı kılcallarından sızan proteinlerin,amino asitlerin ve sıvının fazlası ile bu bölgede kan damarlarını terk eden akyuvarların tekrar dolaşıma geri dönmesini sağlar
  • İnce barsaklardaki lenf kılcalları; sindirim sonucu emilen yağların dolaşıma katılmasını sağlar
  • Yapısında tek yönde açılan kapakçıklar vardır
Lenf toplar damarlarının özellikleri

  • Lenf kılcallarının birleşmesi sonucu oluşurlar
  • Küçük lenf toplar damarlarının birleşmesi ile oluşan sağda ve solda olmak üzere iki büyük lenf toplar damarı vardır
  • Doku bölgelerinden toplanan lenf sıvısının dolaşıma katılmasında görev alırlar
  • Sağdan toplanan lenf sıvısı sağ ana lenf toplar damarı ile sağ köprücük altı toplar damarına boşaltılır
  • Soldan toplanan lenf sıvısı ve sindirim sonucu emilen yağlar lenf toplar damarları ile parke sarnıcına buradanda sol ana lenf toplar damarı ile sol köprücük altı toplar damarına boşaltılır
  • Lenf damarlarında tek yönde açılan kapakçıklar vardır
  • Lenfin hareketi oldukça yavaştır
  • Lenf toplar damarlarının yapısında bulunan kas dokusu lenf damarlarının kasılıp gevşemelerini sağlayarak lenfin hareketini kolaylaştırır
  • Lenf damarlarındaki lenf sıvısının hareketine kılcal bölgede basıncın artması,çizgili kas hareketi,kan damarlarının hareketi,organların hareketi gibi diğer faktörlerde etkilidir
Lenf sıvısı özellikleri

  • Kılcal damarlardan sızan ve geri emilemeyen kan hücreleri , kan proteinleri, su ve suda çözülmüş besinler,ince bağırsaklardan emilen yağlar bulunur
  • Renksiz bir sıvıdır
  • Yapısında sadece akyuvarlar bulunur
  • Vücuda giren mikropların yayılmasında ve kanserli hücrelerin metastaz (Yayılması) yapmasında rol oynar
Lenf düğümleri

  • Kasıklarda ,koltuk altlarında ve boyun bölgelerinde bulunur
  • lenf damarlarının birleştiği yerlerdir
  • Lenf sıvısı lenf düğümlerinden geçerken kendisi ile taşınan mikroplar düğümlerdeki akyuvarlar tarafından fagositozla etkisiz hale getirilir
  • Vücudun savunma organları olarak görev yaparlar
  • Enfeksiyonlarda kızararak şişerler
  • Enfeksiyonlu hallerde oluşurlar (Sayısal olarak artarlar)
Lenf sisteminin görevleri


  • Kılcal bölgelerden kan damarlarını terk eden maddelerin tekrar dolaşıma geri dönmesini sağlarlar
  • İnce barsaklardan emilen yağ asitleri ve gliserol ün dolaşıma katılmasını sağlar
  • Vücudun savunulmasında rol alır
  • Lenfositlerin oluşumu ve olgunlaşması
 
SOLUNUM SİSTEMLERİ

Hücrelerde enerji (ATP) elde etmek için gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlara
solunum reaksiyonları (Hücre solunumu) denir.Organik maddelerin yıkımı şeklinde
gerçekleşen bu reaksiyonlarda son elektron alıcsına göreO2 li veya O2 siz solunum
denir.. O2 li solunum yapan canlıların yaşadıkları ortamdan (Tatlı ve tuzlu su,Dokun
sıvısı ve karasal ortam) O2 almak ve ortama CO2 vermek zorundadırlar.Canlılar evrimsel
gelişimleri ve yaşam ortamlarına uygun olarak özelleşmiş solunum yüzeyleri taşıyan
sistem ve yapılar bulundururlar.
Not:O2 siz solunum yapan canlılarda sadece dış ortama CO2 verilişi vardır.
Basit vücut yapısına sahip canlılarda Yüzeyle alınan O2 bütün vücut hücrelerine
difüzyonla taşınırlar.CO2 aynı yolla vücut yüzeyinden dış ortama verilir. Gelişkin
olmalarına rağmen trake solunumu yapan böceklerde de sistem aracılığı ile hücreler
doğrudan dış ortamla gaz alış verişi yaparlar
Kompleks organizmalarda solunum yüzeyi Vücut hücreleri arasında gazların
taşınmasında dolaşım sistemi rol alır. Solunum yüzeyi ile dolaşım sistemi arasındaki
gaz alış verişine dış solunum. Dolaşım sistemi ile vücut hücreleri arasındaki gaz alış
verişine iç solunum denir.

Su ortamında solunum
  • Suda O2 oranı azdır
  • Solunum yüzeyi vücudun dışındadır
  • Deri ve solungaçlarla gaz alış verişi yapılır
  • Solunum yüzeyinin karasal ortamda olduğu gibi fiziksek ve kimyasal olumsuzluklardan
etkilenmesi söz konusu değildir
  • Su ortamında canlı yeterli O2 alabilmek için devamlı hareket etmeli veya çevresindeki
suyu hareket ettirmelidir

Karasal ortamda solunum
  • O2 oranı fazladır
  • Solunum yüzeyleri vücut içine alınmıştır (Deri solunumunda hariç)
  • Solunum yüzeyinden nem kayıbı ve kuruma tehlikesi vardır
  • Solunum yapıları mukus üreten bezlerle desteklenmiştir
  • Fiziksel ve kimyasal olumsuzluklara karşı özel yardımcı yapılar gelişmiştir
  • Deri,Trake ve akciğerlerle gaz alış verişi yapılır
  • Atmosferde yeterince O2 nin olması CO2 nin hızlı yayılması canlıların solunumunu
kolaylaştırıcı faktördür.

Karasal ortamda solunuma destek yapılar:
  • Burun
  • Yutak
  • Soluk borusu ve bronşlar
  • Diyafram
  • Kaburgalar ve kaburgalar arası kaslardır
  • Salgı bezleri (Mukus)
Tek hücrelilerde solunum
Bulunulan sıvı ortamdan gaz alış verişleri bütün yüzeyle olur.
Bitkilerde solunum
Su bitkilerinde koruyucu dokuda çeper kalınlaşması , kutiküla salgısı ve mantarlaşma
olmadığı için stoma ve lentisel gibi madde alış verişinin sağlandığı yapılar bulunmaz.
Bütün yüzey dış ortamla gaz alış verişini gerçekleştirir.
Karasal yaşama uyumlu bitkilerde ise çeper kalınlaşması ,kutiküla birikimi ve
mantarlaşma vardır.Toprak üstü genç yapılarda stomalar, yaşlı ağaçsı yapılarda
lentiseller ve köklerde emici tüyler gaz alış verişini gerçekleştiren yapılardır.
Not:Stomalardan CO2 alınıp O2 verilirken,lentisel ve emici tüylerden O2 alınıp CO2 verilir

Hayvanlarda solunum
A)Deri solunumu

Örn:Süngerler, hidralar,, solucanlar
  • Çoğunlukla su ortamında yaşarlar. Karada yaşayanlarda vardır
  • Solunum yüzeyi olarak derilerini ve vücut yüzeylerini kullanırlar.
  • Kapalı dolaşıma sahip toprak solucanlarında iç ve dış solunum görülür
  • İç ve dış solunum görülenlerin dolaşım sıvısında taşıyıcı pigmentler bulunur
B)Trake solunumu

Örn:Sinek,arı,çekirge vb.
  • Karasal yaşama uyumlu canlılardır atmosferdeki moleküler O2 kullanırlar
  • Dolaşım sıvıları gaz taşınımında rol almazlar
  • Dolaşım sıvısında taşıyıcı pigment bulunmaz
  • İç ve dış solunum görülmez
  • Sistem bütün vücud hücrelerinin dış ortamla doğrudan gaz alış verişini sağlar
  • Dokulara gaz taşınımını en hızlı gerçekleştiren sistemdir
C) Solungaç solunumu

Suda yaşayan omurgasızlarda,balıklarda ve kurbağa larvalarında bulunur.
  • Suda çözülmüş O2 ni almaya özelleşmiştir
  • Vücud dışında bulunur
  • Tüysü,dalsı ve yapraksı yüzey artırıcı şekillerde bulunur
  • Her hangi bir koruyucu ve yardımcı oluşum bulunmaz.
D)Akciğer solunumu
Karasal yaşama uyum sağlamış omurgalılarda bulunur.

Örn: Kurbağa erginleri,Sürüngenler,Kuşlar ve Memelilerde
  • Atmosferdeki moleküler O2 ni almaya özelleşmiştir
  • Karasal yaşamın olumsuz etkenlerinden (Fiziksel,kimyasal ve biyolojik) korunmak için
vücud içine alınmıştır
  • Özel koruyucu ve yardımcı yapılarla desteklenmiştir
  • Solungaçlarda olduğu gibi yutağa bağlı olarak gelişir
  • Kurbağalarda basit odalara ayrılmış kese şeklindedir
  • Sürüngenlerde bölmelere ayrılmış yüzey alanını artırmıştır
  • Kuşlarda akciğer hava kılcal kanalları ve bunların etrafında bolca kılcal kan damarları
bulunur.Ayrıca akciğere bağlı hava keseleri (5 çift) bulunur.
  • Memeli akciğerleri Alveoler odalardan oluşmuştur.Yüzey alanı çok geniştir.
  • Kuşlarda akciğerlere bağlı hava keseleri ile gaz alış verişi yapılmaz
Notlar

A-Akciğerli balıklar
  • Nehir sularında yaşar
  • Solungaçlar vardır ve suda solungaç solunumu yapar.
  • Yutağa bağlı hava keseleri bulunur
  • Hava keseleri atmosfer havasını serbest oksijenini kana bağlar
  • Balık her iki sistemi birlikte kullanabilir
  • Nehir suyu kuruduğunda sadece hava keselerini kullanarak akciğer solunumu yapar.
B-Kurbağalarda akciğer solunumunun yanında ,deri ve yutakta solunuma yardımcıdır.
C-Akçiğer sistemine bağlı olarak alınan havanın oksijeninden en yüksek oranda
faydalanmayı sağlayan sistem kuş akciğer sistemidir
İnsanda solunum yapıları
1- Burun

Temel özellikleri ve görevleri:
  • Alınan solunum havasının temizlenmesini sağlar
  • Alınan solunum havasının ısısını ayarlar
  • Alınan solunum havasının nemini ayarlar
  • Alınan solunum havasının kimyasal olarak tanımlar
2-Yutak

Temel özellikleri ve görevleri:
  • Ağızdan alınan besinlerin yemek borusuna gitmesi
  • Burunla alınan solunum havasının soluk borusuna gitmesi
  • Besin ve solunum havası ile gelen mikro organizmalara karşı vücudu uyarmak.
3-Soluk borusu (Trake):

Temel özellikleri ve görevleri:
  • Yutak ile bronşlar arasında bulunur.
  • Yapısında yarım ay şeklinde kıkırdak halkalar bulunur
  • İç yüzey silli silindirik epitel ile örtülüdür
  • İç yüzeyde bol miktarda mukus üreten goblet hücreleri bulunur
4-Bronşlar ve bronşçuklar:

Temel özellikleri ve görevleri
  • Trake ile alvoler odalar arasında bulunur
  • Yapı olarak trakeye benzer
  • Ancak yapısında tam kıkırdak halkalar bulunur
5-Alveoller odalar:

Temel özellikleri ve görevleri
  • Bronşcuklarla beraber akciğerlerin temel yapısını oluşturur
  • Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Birleşik odacıklar şeklindedir
  • Etrafı kılcal kan damarları ile çevrilidir
  • Dış ortamla gaz alış verişi bu yapı ile gerçekleşir

Solunum pigmentleri
Kan veya dolaşım sıvısında gaz taşınımında rol alan (Hemoglobin gibi) moleküllere
solunum pigmenti denir.


a-Hemoglobin:
  • Yapısında demir bulunur.
  • Omurgalıların alyuvarlarında bulunur
  • Kırmızı renklidir
  • Omurgasızlarda (Toprak solucanı) plazmada bulunur
  • Omurgasızlarda O2 depolar
b-Hemosiyanin
  • Yapısında bakır bulunur
  • Omurgasızlarda yumuşakça ve eklem bacaklılarda görülür.
  • Plazmada bulunur
  • Renksizdir. O2 ile birleşince mavi gözükür
c-Hemoeritrin:
  • Yapısında demir bulunur
  • Kırmızı renklidir
  • Omurgasızlardan halkalı solucanlarda bulunur
  • Kan hücrelerinde yer alır
d-Klorokuriorin
  • Yapısında demir bulunur
  • Halkalı solucanlarda bulunur
  • Yeşil renklidir
  • Kan plazmasında yer alır
Solunum pigmentlerinin ortak özellikleri
  • Oksijenle kolayca birleşip ayrılırlar
  • Yapılarında metal iyonu bulunur
  • Kanın daha fazla oksijen ve karbondioksit taşımalarını sağlarlar

Nefes alıp verme mekanizması


Nefes alma
  • Aktif olaydır.
  • Enerji harcanır
  • Kaburgalar arası kaslar kasılır
  • Diyafram kasılır
  • Göğüs iç hacmi artar
  • Atmosfer havası akciğerlere dolar
(Toplar damarlarda kanın kalbe dönüşünde etkindir)


2-Nefes verme
  • Pasif olaydır
  • Enerji harcanmaz
  • Kaburgalar arası kaslar gevşer
  • Diyafram gevşer
  • Göğüs iç hacmi azalır
  • Akciğerler sıkıştırılır
(Akciğer dokusal olarak elastik özelliktedir geri yaylanma ile solunum havası dışa verilir)



Kanda CO2 taşınımı

Kanda CO2 taşınımı 3 şekilde gerçekleşir
  • HbCO2 olarak
  • HCO3- olarak plazmada
  • CO2 olarak plazmada
Kanda O2 taşınımı

Kanda O2 taşınımı 2 şeklide gerçekleşir.
  • HbO2 olarak eritrositlerde
  • O2 olarak plazmada
 
BESLENME VE SİNDİRİM

Organizmalarda besin maddelerinin hücrelerde kullanılabilir hale getirip hücrelere alınması olaylarına sindirim denir.Sindirim olaylarında ATP harcanmaz.Sindirim hidroliz olayıdır.İstemli olarak başlar refleks olarak devam eder.

Üç evrede gerçekleşir;
1-Mekanik sindirim:Kaba partiküller halinde olan besinlerin küçük partiküller haline getirilmesidir.
Mekanik sindirim;ağız, mide,taşlı gibi organlarda gerçekleşir.
Not:Holozoik beslenen canlılarda görülür.
2-Kimyasal sindirim:Besinlerdeki organik bileşiklerin enzimlerle yapı taşlarına hidroliz edilmesidir.
Kimyasal sindirim;Ağızda, midede,ince barsaklarda ve hücre içlerinde gerçekleşir.
Not:Saprofit bakteri ve mantarlarda,serbest yaşayan protistalarda, insektivor bitkilerde, endoparazitler hariç bütün omurgasızlarda ve bütün omurgalılarda görülür.
3-Emilim:İnorganik besinlerin ve organik besin yapıtaşlarının hücrelere madde alınım kurallarına göre geçmesidir.
Emilim;İnce bağırsaklarda,kalın bağırsaklarda ,protistalarda,çok hücreli basit yapılı canlılar ve endoparazitlerde bütün vücud yüzeyinde
Not:İnsektivor bitkiler ve bütün hetetorflarda görülür.
Kimyasal sindirim gerçekleşme ortamı bakımından iki farklı durum görülür.
1-Hücre içi sindirim:
Özelleşmiş sindirim sistemleri yoktur.(Hidra ve planaria da hücre dışı sindirim için gereklidir.)b)Besinler küçük olup endositoz la alınırlar.
Mekanik sindirim görülmez.
Sindirim hücre içinde sindirim kofullarında gerçekleşir.
Protistalar,süngerlerde görülür.
Hidra ve planarialarda hücre dışı sindirimi hücre içi sindirim takip eder.
Lizozom taşıyan bütün hücrelerde işlevini kaybeden organel ve yapıların lizozom larla parçalanması hücre içi sindirimdir.
2-Hücre dışı sindirim:
A)Saprofitlerde:
Bazı bakteri ve mantarlar bu gruptandır.
Özelleşmiş sindirim yapıları görülmez.
Hücre dışı sindirimi gerçekleştiren özel enzimler salgılarlar.
Kimyasal sindirimden sonra emilim gerçekleşir.
Beslenme hızı ve oranı düşüktür.
Mekanik sindirim görülmez.
B)İnsektivor bitkilerde:
Bazı yaprakları metamorfozla böcekleri yakalama organı ve sindirim ortamı haline gelmiştir.
Özel sindirim enzimleri üretirler.
Kimyasal sindirimden sonra emilim gerçekleşir.
Mekanik sindirim görülmez.
C)Holozoik beslenen hayvanlarda:
Sindirim özelleşmiş boşluklarında gerçekleşir.
Özel bezler tarafından kimyasal sindirimin değişik aşamalarında rol alan enzimler salgılanır.
Mekanik sindirimden sonra gerçekleşir.(Bazı canlılarda önce sindirim sistemi ve birlikte gerçekleşir.)
Beslenme hızlı ve verimlidir.
Herbivor canlıların bağırsaklarında yaşayan bazı tek hücreliler hücre dışı sindirime yardımcı olurlar.
Endoparazitler hariç çoğu omurgasız ve bütün omurgalılar bu gruptandır.
Besin kaynaklarına göre herbivor, karnivor ve omnivor olmak üzere üçe ayrılırlar.
İnsanda sindirim sistemi
1-Ağız:
A)Görevi:
Besinlerin sisteme alınması
mekanik sindirim
Kimyasal sindirim
Besinlerdeki kimyasallar algılanarak sindirimle ilgili refleksleri başlatmak.
B)Yapısı:
Dudak ve yanaklar:Emme,içme,besinlerin dişler üzerinde tutulması.
Damak:Ağız ve burun boşluğunu ayırarak memelilerde mekanik sindirimi olanaklı kılar.
Dil:Besinlerin tadını algılamak,besinleri dişler üzerinde hareket ettirmek,yutkunmada besini yutağa itmek.
Diş:Mekanik sindirimi gerçekleştirmek.
Tükürük bezleri:
İçeriği:
Su,mukus,amilaz,Na ve Ca iyonları
Görevi:
Besinlerin ıslatılıp yumuşatılması.
Ağız içini nemli ve kaygan tutulması.
Besin partiküllerinin yapışmasını sağlayarak lokma haline getirilmesi.
Nişastanın sindirimi.
Ağız içinin hafif bazik değerde tutmak.
-Tükürük salgısının kontrolü:Kalıtsal ve şartlı reflekslerle gerçekleşir.
C)Ağızda kimyasal sindirim:
Sadece nişastanın sindirimi gerçekleşir.
Amilaz
Nişasta+(-H2O) ------------>Dekstrin + Maltoz
D)Emilim: Su, Bazı ilaçlar ve zehirlerin emilimi gerçekleşir ancak beslenme için önemsizdir.
2-Yutak:
A)Görevi:
Ağızla alınan besinleri düzenli aralıklarla yemek borusuna iletmek.
Burunla alınan havayı soluk borusuna iletmek.
Alınan besin ve solunum havasındaki mikroorganizmalara karşı bağışıklık sistemini uyarmak.
B)Bağlantıları:
Ağız boşluğu
Burun boşluğu
Yemek borusu
Soluk borusu
Östaki borusu
3-Yemek borusu:
A)Görevi:
Yutkunma ile kendisine gelen besinleri peristaltik hareketleri ile düzenli aralıklarla mideye iletmek.
B)Yapısı:
İçte: Mukoza katmanı bulunur.
Ortada:Uzunlamasına ve halkasal olarak yerleşmiş kaslar bulunur bunların peristaltik hareketleri ile basinler düzenli aralıklarla mideye taşınır.
Dışta :Seroza bulunur.
C)Mekanik sindirim:
Yoktur.
D)Kimyasal sindirim:
Ağızda başlayan nişasta sindirimi devam eder.Organın yapısında enzim içeren salgılar üretilmez.
E)Emilim:
Gerçekleşmez.

4-Mide:
A)Görevi:
Depolama
Mekanik sindirim
Kimyasal sindirim
İletim
Mikroorganizmaların öldürülmesi
Emilim!
B)Bağlantıları:
Kardia bölgesinde yemek borusu ile pilor bölgesinde ise ince bağırsaklarla bağlantılıdır.
C)Dokusal oluşum :
İçte: katlanmalar yapıp yüzey alanını artıran mukoza bulunur.salgı bezleri bu katmanda bulunur.
Ortada:Kasdokusu bulunur.Uzunlamasına, halkasal ve çapraz yerleşen kasların hareketi ile midede yoğurma hareketleri oluşur.Bu hareketler besinlerin midede tutulması salgılarla karışması ve kısmen de mekanik sindirime uğratılmasını sağlar.
Dışta:Seroza katmanı bulunur.
Not:Midenin Kardia bölgesinde yemek borusu ile ve pilor bölgesinde 12 parmak barsağı ile halkasal kaslardan oluşmuş sifinkter denen kapılar taşır bunlar mide içeriğinin kontrollü şekilde yemek borusundan mideye ve mideden 12 parmak barsağına iletilmesini sağlar.
D)Salgıları ve Görevleri:
a)İç salgı:
Gastrin:Mide dış salgısını uyarır.
b)Dış salgılar:
epsin:Proteinleri sindirmek
Lap:Süt proteinlerini kazein (Peynirleştirmek) haline dönüştürmek.
Mukus:
Sindirim yüzeyini nemli ve kaygan tutmak
HCL ve enzimlerin etkisinden dokuları korumak
HCL: *Pepsinojeni pepsin haline getirmek.
Bazı mineralleri redükleyerek emilebilir hale getirmek.
Besinlerle gelen mikropları öldürmek.
Proteinlerin sindirimi için asidik ortam oluşturmak.
Amilaz ve lipaz :mide ortamında etkisizdirler.
c)Mide salgılarının kontrolü:
1-Sinirsel:
a)Besin görme
b)Mide gerilmesi
c)Stres
2-Hormonal:
Gastrin (Artırıcı etkiye sahip mideden salgılanır.)
Enterogastron: (Azaltıcı etkiye sahip , incebağırsaklardan salgılanır.)
E)Kimyasal sindirim:
Midede sadece proteinlerin sindirimi olur:Amilaz ve lipaz üretilmesine karşın asidik ortam olduğu için etkisizdirler.
Mide içeriğinin ph’sı 1,5-2 dir.
Mide öz suları ile karışmış yarı sindirilmiş içeriğe kimus denir.
Midede karbonhidratların ve yağların sindirimi ortamın asidik olmasından dolayı gerçekleşmez.
5-İnce bağırsaklar:
Duedonum (Onikiparmak bağırsağı)-
jejenum(Boş bağırsak)
ileum(Kıvrımlı bağırsak) adı verilen üç kısımdan oluşur.
A)Bağlantıları:Duedomum kısmında midenin pilor bölgesi ,virsung kanalı ile pankreas ve koledok kanalı ile karaciğer (Safra kesesi) bağlantılıdır. İleum ile kalınbağırsaklar
B)Dokusal oluşum:
a)İçte:Mukoza bulunur. Bu katmanda salgı bezleri , yüzey artırıcı dokusal katlanmalar olan villuslar ve hücresel oluşumlar olan microvilluslar bulunur.
b)Ortada:Kas katmanı vardır.Uzunlamasına ve halkasal yerleşen kaslar incebağırsakların peristaltik hareketlerini oluşturur.
c)Dışta:Seroza bulunur.
İnce barsaklardan enine kesit
C)görevi:
Kimyasal sindirimi gerçekleştirmek
Emilimi gerçekleştirmek
Besinleri kalınbağırsağa iletmek
D)İnce bağırsaklarda görev yapan salgılar,görevleri ve kontrolleri:
a)İnce bağırsak iç salgıları ve görevleri:Bu salgılar midenin asidik içeriği ince bağırsaklara geçtiğinde üretilir.
Enterogastron:Mide faaliyetlerini yavaşlatır.
Kolesistokinin:Safra kesesini uyararak safra salgısının koledok kanalından duedonuma boşalmasını sağlar.
Sekretin:Pankreastan su ve alkali tuzların salgılanmasını ve virsung kanalı ile duedonuma boşalmasını sağlar.
Pankreozimin: Pankreastan enzim içerikli salgıların virsung kanalı ile duedonuma boşalmasını sağlar
Enterokrin: İnce bağırsağın dış salgı bezlerini uyarır.
b)Safra salgısı:
1-İçeriği: Su, yağ asitleri, safra pigmentleri,safra tuzları,elektrolitler
2-Görevi:
Ortamı alkalileştirmek.
Yağların sindirimine yardımcı olmak.
Antiseptik ödevi ile bağırsakların bakteri florasını dengelemek.
Yağ ve yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlamak.
Not:Safra salgısında safra tuzlarında azalma olursa kolesterol çökelerek safra taşlarını meydana getirir.
c)Pankeratik salgılar ve görevleri:
Su ve alkali tuzlar ph:8,5) Asidik mide içeriğini alkalileştirip ortamı kimyasal sindirime hazırlamak
Tripsin:Polipeptidlerin sindirimini sağlamak
Lipaz:Yağların sindirimini sağlamak
Amilaz:Nişastanın sindirimini sağlamak
Kimotripsin:Polipeptid leri sindirmek
d)İncebağırsak salgıları ve görevleri:
Mukus:Yüzeyin kayganlaşması ve enzimatik etkilerden dokuları korumak.
Enterokinaz:Pankreastan inaktif halde salgılanan tripsinojeni aktif enzim tripsin haline çevirir.
Peptidaz:Peptidlerin sindirimini sağlamak.
Amilaz:Nişastanın sindirimini sağlar.
Maltaz maltozu, Laktaz laktozu, sukraz sukrazı monosakkaritler haline çevirir.
Nukleaz:nucleik asitlerin sindirimini sağlar.
e)Safra,pankreatik salgılar ve incebağırsak salgılarının salgılanma kontrolü:

1-Sinirsel kontrol (Önemi tartışmalı)
2-Hormonal kontrol (Asidik içerikli besinlerin duedonuma geçmesi.)
E)Kimyasal sindirim:
a)Karbonhidratların sindirimi:
Pankreastan üretilen amilaz ve ince bağırsaklardan üretilen amilaz,maltaz,laktaz, sukraz etkilidir.
b)Proteinlerin sindirimi:
Kısmen sindirilip polipeptidler haline gelmiş proteinler üzerine önce pankreatik enzim tripsin ve kimotripsin etkili olur daha sonra ince bağırsak enzimi olan erepsin etkili olur.

c)Yağların sindirimi:
Sadece ince bağırsaklarda gerçekleşir. Safra salgısı varlığında pankreatik lipaz etkili olur.
F)Emilim:
Emilimin %95 ‘i bu organda gerçekleşir. Emilimi artırmak için bu organın iç yüzeyinde dokusal oluşum olan villus ve hücresel yapılar olan microvilluslar bulunur.Bu yapıların sayesinde iç yüzey 100m2 lik emilim alanı oluşur.
Aktif taşınma ile hızlı şekilde gerçekleşen glikoz,galaktoz,bazı amino asitler ve elektrolitlerin emilimi jejenum kısmından olurken , yavaş ve daha yoğun ve önemli emilim ileumdan gerçekleşir.
Alınan besinlerdeki monosakkaritler, amino asitler,yağ asitleri ve gliserit, vitaminler, mineraller, su,ilaçlar vb. organik ve inorganik maddeler difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve aktif taşınma ile alınırlar.Bazı kısa polipeptidler pinositozla alınabilirler bunun beslenmede önemi olmamakla beraber alerjik reaksiyonların oluşmasından dolayı önemlidir. Bazı amino asitler, glikoz , galaktoz ve elektrolitler ise aktif taşınma ile alınır.

Not:Aktif taşıma ile emilenlerin emilim hızları oldukça fazladır.
Not: Bazı maddelerin emilim kuralları
Ca nın emiliminde Parathormon ve vit-D etkendir.
Fe aktif taşıma ile emilirler.
Vit-C Fe emilimini kolaylaştırır.
Suda eriyen vitaminler(B-C) yağda eriyen vitaminlere (A-D-E-K) oranla daha hızlı emilirler.
A-D-E-K vitaminlerin emilimi yağların emilimine bağlıdır.
Na iyonları aktif taşıma ile emilirler ve su pasif olarak bu iyonları takip eder.
6-Kalın bağırsaklar:
A)yapısı:
İçteokusal katlanmalara sahip mukoza
Ortada:Uzunlamasına ve halkasal yerleşmiş kaslar;Bunlar devamlı olmayıp yer yer kesiklikler gösterir.Bu nedenle kütle peristasisi görülür.(Peristaltik dalgalanmalar organ boyunca devam etmeyip,yer yer kesikliğe uğrar.)
Dışta:Seroza bulunur.
B)Kısımları ve bağlantıları:
Yükselen kolonla ileum ile bağlantılıdır.Enine kolonla devam eder.İnen kolon rektum ile anüsle bağlantı kurar.
C)Salgıları:
Kalın bağırsaklarda sadece mukus salgılanır enzimatik salgıları bulunmaz.
D)Mekanik sindirim:
Gerçekleşmez.
E)Kimyasal sindirim:
Bu organda enzim üretilmediği için kimyasal sindirime katılmaz ancak burada yaşayan simbiyotik canlıların ürettiği enzimlerle kısmen kimyasal sindirim gerçekleşir.
F)Emilim:
İnce bağırsaklardan sonra en önemli emilim bu organda görülür.
İnce bağırsaklarda emilmemiş glikoz ve amino asitler
İnce bağırsaklarda emilmemiş safra tuzlarının emilimi
Bazı elektrolitlerin emilimi
Sindirim artıkları içinde bulunan suyun emilimi
Simbiyotik bakterilerin ürettiği K ve B grubu vitaminlerin emilimi gerçekleştirilir.
G)Salgıları ve görevleri:
• Mukus:İç yüzeyin kayganlaşması besinlerin hareketinin kolaylaşması.
Not:Nukleik asitlerin sindirimi ve emilimi: Mide enzimleri kromatindeki proteinleri sindirir.Oluşan nukleik asitler bağırsaklarda pankreas enzimi olan nukleazla nukleotidlere parçalanır.Nukleotidler bağırsak enzimi olan fosfatazla nukleozidlere dönüşür .Sindirim sonucu oluşan nucleozidler ince bağırsaklardan emilirler.Sindirim dokularda (Hücrelerde) gerekirse devam eder.
Karaciğer:
Sindirim salgılarının kontrolü:
1-Sinirsel:
Ağıza besinin alınması,Organa besinin girmesi Besinin görülmesi, kokusunun alınması ,Besini hatırlatan herhangi bir uyaranın (ses,renk,şekil vb.)algılanması. salgıların oluşumunu uyarır.
2-Hormonal:
Mide ve ince bağırsaklardan üretilen hormonlar mide,safra,pankreas ve ince bağırsakların salgı üretmesini uyarır.
Not:Sinirsel uyarılar hızlı ancak kısa süreli ve az, hormonlar ise yavaş ancak uzun süreli ve çok salgı oluşumuna neden olurlar.
Notlar:
Sindirim sisteminde mekanik sindirimin görüldüğü yapılar: Ağız (Dişler) ve Midedir.(Kas hareketleri)
Sindirim sisteminde sindirim enzimi üreten yapılar: Ağız,Mide,İnce barsak,Pankreas
Salgıları ile sindirime yardımcı olan yapılar: Ağız, Mide,
İnce barsak,Pankreas,Karaciğer
Emilimin görüldüğü yapılar( Çoktan aza doğru):İnce barsaklar,Kalın barsaklar,Mide(Ağız:Çok az ve inorganik maddeler)
Sindirim sisteminde özelleşmiş yapılar
1-Kursak:
Toprak solucanı ve kuşlar gibi ağızda mekanik sindirimi olmayan herbivor canlılarda görülür.
Besinlerin depolanmasında rol oynar.
Besinlerin ıslatılıp yumuşatılmasında ve mekanik sindirime hazırlanmasında rol oynar.
Yavru bakımı olan kuşlarda yavrulara besin taşıma ve hazırlamada rol oynar.
Karnivor kuşlarda kemik, tırnak,tüy gibi sindirilmeyen artıkların toplanıp dışa atılmasını sağlar.
2-Taşlık:
Toprak solucanı ve kuşlar gibi ağızda mekanik sindirimi olmayan herbivor canlılarda görülür
İçinde küçük taşları olduğu kaslı bir organdır
Bezli mideden sonra gelir.
Not: Taşlık taşımayan canlılarda besin depolama mekanik sindirimden sonra gerçekleşir .Ancak taşlık taşıyan canlılarda besinler önce depolanır sonra mekanik sindirime uğratılır.
Bahçe salyangozlarının taşlıklarında taş değil özel dişler bulunur.
Sindirimin hızlandırılmasında rol oynar.
3-Özelleşmiş mide ve Kör bağırsak:
Herbivor memelilerde görülür.
Besin değeri az olan bitkisel besinlerin depolanması ve mayalanmasını sağlar.
Bu yapılarda simbiyotik yaşayan ve selüloz sindiren enzim üreten tek hücreliler bulunur.
Bu yapılar canlıda önemli hacim ve ağırlığa sahiptir.
4-Holozoik beslendiği halde mekanik sindirim için mide hariç özelleşmiş yapının görülmediği canlılar:
Balıklar, kurbağalar,sürüngenler
Karnivor oldukları için sindirim kolay ve hızlıdır. Az miktarda alınan besinler uzun süre yeterlidir.
5-Kompleks canlılar olmasına karşın sindirim sistemi taşımayan canlılar:
Bu canlılar endoparazitler dir.
Diğer canlıların sindirim boşluğunda veya doku sıvılarında yaşar.
İhtiyaç duyduğu besinleri canlı sistemlerinden hazır olarak tüm vücud yüzeyi ile emerek alırlar.
örnek Karaciğer kelebeği,Tenya,Plazmodium
6-Kompleks canlılar olmasına karşın mekanik sindirimi olmayan ve kimyasal sindirimi vücud dışında yapan canlılar:
Örümceklerden çoğu bu gruba girer.
Avını yakaladıktan sonra enzimlerini avının vücudu içine enjekte eder kimyasal sindirim sonucu oluşan besleyici sıvı içilerek beslenme tamamlanır.
7-İnsektivor bitkilerde :
Böcek yakalamak ve kimyasal sindirime uğratmak için özelleşmiş yapraklara sahiptirler.
Besinleri vücud dışında kimyasal sindirime uğrattıktan sonra difüzyon la hücreleri tarafından emilir.
 
BOŞALTIM SİSTEMLERİ

Boşaltım
Canlılar yaşamlarını devam ettirmek için ihtiyaç duydukları maddeleri bulundukları ortamlardan alarak metabolizmalarında kullanırlar. Bu maddeleri yapısal , düzenleyici , işlevsel ve enerji verici olarak kullanırlar.Gerek metabolik olaylarla açığa çıkan gerekse beslenme ile alınan bazı gereksiz ve zararlı madde ve yan ürünlerin yaşamsal olayların gerçekleştiği ortamlardan uzaklaştırmak gerekir. Bu maddelerin organizma dışına atılması olayına boşaltım denir. Bu işlevi gerçekleştirmek için özelleşmiş yapılara boşaltım yapısı veya sistemi denir.
Metabolik olaylar sonunda oluşan önemli boşaltım maddeleri:
1-CO2 2-H2O 3-NH3 4-Üre(NH2-CO-NH2) 5-Ürik asit(C5H4N4O3) tir.
Boşaltım maddeleri:
Üre, ürik asit, amonyak, keratin, Na, CL, K ,P ,albümin, ilaç yıkım ürünleri .
A-Azotlu artık maddeler:
Protein CO2 + H2O +NH3 + Üre + Ürik asit
Karbonhidrat CO2 + H2O
Yağlar CO2 + H2O
Nucleik asitler CO2 + H2O +NH3 + Üre + Ürik asit
Kompleks organizmalarda özellikle kara yaşamına uyumlulardan su ihtiyacını karşılayabilenlerde amonyak karaciğerde üre haline çevrilir. Vücutlarında fazla su tutamayan böcek, sürüngen ve kuşlarda ise ürik asit haline çevrilir.
Bu reaksiyonlara ornitin devri denir. Oluşumunda enzimler görev alır ve enerji harcanır.
NOT: Çoğunlukla azotlu artıklar organik bazların yıkımıyla oluşurlar. Purinler (Adenin – Guanin) in yıkımından ürik asit , Primidin (Timin , Urasil , Sitozin) in yıkımından üre ve NH3 oluşur.
Omurgalı organizmalarda suda yaşayan omurgasızlar, kurbağa ve balıklarda azotlu artık maddeler amonyak olarak vücud dışına atılır.Dış ortamın su olması amonyağın suda çözünerek hızla dış ortama verilmesi nedeni ile azotlu artıkların vücutta birikme tehlikesi yoktur.
Sürüngen, kuşlarda ve böceklerde azotlu artıklar ise ürik asit olarak atılır. Suda çözünmeyen ürik asit için organizma su kullanmaz.
Sürüngen ve kuşlar yumurta ile ürerle , yumurta gelişiminde ürik asit kristalleri suda çözünmeyip ve osmotik basıncı etkilemedikleri için rahatlıkla allantoiste depolanır.Bu canlılar vücudlarında su depolamazlar su uçma anında ağırlık yapar
Böcek,Sürüngen ve kuşlarda:
Ürik asidin boşaltımı için su kullanılmaması
Suda çözülmemesi
Daha az zehirli olması
Daha uzun süre vücutta tutulabilmesi
Osmotik basıncı etkilememesi
Bu canlıların yaşamsal olaylarına uygun düşer.
Memelilerde toprak solucanlarında azotlu artıklar üre olarak bir miktar su içinde çözülmüş olarak dışa atarlar Bu organizmalar boşaltımla kaybettikleri suyu kolayca karşılama şansları vardır.
NOT:Boşaltım maddelerini üre ve ürik asit haline dönüştürenler daha fazla enerji harcamak zorundadırlar.
Azotlu artıkların toksik etkisi Çoktan aza)
1-Amonyak 2-Üre 3-Ürik asit
Azotlu bileşiklerin vücudta biriktirilme oranı (Çoktan aza)
1-Ürik asit 2-Üre 3-Amonyak
Azotlu artıkların atılımı için ihtiyaç duyulan su (Çoktan aza)
1-Amonyak 2-Üre 3- Ürik asit
Amonyak ve dönüşüm ürünlerinde aynı miktarda amonyak atılımı için harcanan enerji miktarı(Çoktan aza)
1-Ürik asit 2-Üre 3-Amonyak
B-Su:
Organik maddelerin sentezlenmesi
Maddelerin çözülmesi ,emilmesi,taşınması
Biyokimyasal olayların gerçekleşmesi
Fazla ısının uzaklaştırılması
Boşaltım maddelerinin dışa atılması
Bitkilerde çimlenmenin gerçekleşmesi ,hayvanlarda embriyonun gelişmesi
Bazı canlılar için yaşam ve hareket alanıdır
Hidrostatik olarak destek ve formun korunması
Canlılar yaşadıkları ortam ve suya duydukları ihtiyaç farklıdır. Özel adaptasyonları ile en iyi uyumu yapmışlardır.
Hayvanlarda:
Deride su kayıbını önleyen plaka,tüy ,kitin dış iskelet gibi yapıların oluşması.
Solunum yüzeyinin vücud içine alınması
Boşaltımla su kayıbını önleyen mekanizmaların gelişimi
Yaşam alanı olarak suya yakın çevrelerin seçilmesi
Sindirim sistemlerinde su emilimini yüksek olması
Canlıların ihtiyacı olan suyu şu şekillerde karşılarlar:
Suyun doğrudan alınması.( Sindirim sistemi, kökler)
Deri ile su almak (Kurbağalar,Bazı omurgasızlar)
Besinlerin yapısındaki sudan karşılamak
Metabolik su kullanmak
Hayvansal organizmalarda su kayıbı:
Boşaltım organlarından
Sindirim sistemi ile (Hidroliz ve sindirim artıkları ile)
Akciğerlerden
Deriden (Ter ,Göz yaşı vb.)
Bitkilerde su kayıbına yönelik uyumlar:
1-Su kayıbının sağlandığı stomaların;
Açılıp kapanmasının kontrol edilebilmesi
Sayısı
Konumu (Yüzeyde,Derinde,Yüzey üstünde)
Yaprağın Üstünde,altında veya her iki yüzünde olması
2-Köklerin suya yönelimi vardır
3-Kurak ortam bitkilerinde gövde ve yapraklar su kayıbını önleyecek değişikliklere sahiptir
4-Köklerin gerektiğinde su emiliminde aktif taşıma yapması
5-Emici kök hücrelerinin osmotik basıncının ortama göre fazla olması
6-Genç yapılarda epidermisin dış çeper kalınlaşması oranı, kutikula kalınlığı,Mum salgısı varlığı.
7-Diğer bölgelerde suya karşı geçirimsiz olan mantar dokunun varlığı.
Bitkilerde su kayıbı:
Terleme ile (Stoma,lentisel,kutiküla)
Gutasyon (Yaşarma) ile (Hidatod lardan)
Fotosentezde (Organik madde sentezinde)
C-Tuz:
Tatlı sularda yaşayan organizmalarda en önemli sorun vücudlarında tuzun tutulmasıdır.Bu organizmalar çok seyreltik idrar oluştururken
vücudlarında tuzun tutulması ve gerekirse dış ortamdan aktif taşımayla tuzun alınmasını sağlayacak özel adaptasyonlar geliştirmişlerdir.
Tuzlu sularda yaşayanlarda ise vücudlarında suyun tutulmasını sağlayacak şekilde özelleşmiş boşaltım organları ve vücuda alınan tuzun fazlasını ise tuz salgılayan özel bezler sayesinde vücud dışına atarlar.
Tatlı ve tuzlu su ortamlarında yaşayan balıklarda görülen özel boşaltım fonksiyonları:
a-Tatlı su balıklarında:
Su içilmez. .
Solungaçlardan vücuda fazla su girişi olur.
Solungaçlardan tuz kayıbı olur.
Solungaçlarla dış ortamdan aktif taşıma ile tuz alınır.
Böbreklerde süzülen tuz tekrar aktif taşıma ile kana geri verilir.
Bol sulu (Hipotonik) idrar oluşturulur
Deri vücuda su girişini önleyen yapılarla kuşatılmıştır.
Böbreklerde büyük bowman kapsülleri vardır.
Azotlu artıklar amonyak olarak solungaç ve böbreklerden,Üre olarak
b-Tuzlu su balıklarında:
Bol su içilir.
Deri vücuttan su kayıbını önleyen ve tuz girişini önleyen yapılarla kuşatılmıştır.
Solungaçlardan vücuda tuz girişi olur.
Vücuda giren fazla tuz solungaçlardan aktif taşıma ile dışa atılır.
Azotlu artık amonyak olarak solungaçlardan dışa atılır.
Böbreklerin tuz atılımında rolü yoktur.
Böbreklerden atılan su çok az ve izotoniktir.
Glomeruluslar oldukça küçüktür.
Bitkilerde boşaltım ve boşaltıma yardımcı yapılar:
Not:Bitkisel organizmalarda tamamen boşaltıma özelleşmiş bir yapı bulunmaz:
Bitkilerde bazı oluşumlar temel görevlerinin yanı sıra boşaltım maddelerinin dışa atılımında veya canlıya zarar vermeyecek şekilde depolanmasında rol alır
Yapraklar(Dökülme)
Kökler
Stomalar(Terleme,Gaz alış verişi)
Hidatotlar (Yaşarma)
Canlılar dünyasında boşaltım için özelleşmiş yapılar ve boşaltım maddeleri şunlardır:
1-Kontraktil koful:Su (Tek hücrelilerde)
2-Pronefridyum:Su (Omurgasızlarda)
3-Nefridyum;:Üre (Omurgasızlarda)
4-Malpighi tüpleri:Ürik asit (Omurgasızlarda)
5-Böbrekler:Amonyak , üre , ürik asit (Omurgalılar)
Tek hücrelilerde boşaltım:
Bütün hücre yüzeyi ile boşaltım yaparlar, yaşam ortamlarının su olması metabolik artıkların difüzyonla kolayca dışarı verilmesini sağlar.
Ancak tatlı sularda yaşayan tek hücrelilerde en büyük sorun hipotonik olan dış ortamdan hücreye giren fazla suyun dışa atılımıdır. Bu işlev için kontraktil kofullar bulunur. Suyun kontraktil kofullarla dışa atılımı aktif olay olup hücre enerji harcar. Kontraktil kofullar suyu dışa atarken suda çözünmüş olarak bulunan boşaltım maddelerinide dışarı atar.
Omurgasızlarda boşaltım:
1- Vücud yüzeyi:
süngerlerde sölentera ve derisi dikenlilerde özelleşmiş boşaltım yapıları bulunmaz. Su ile temas eden bütün vücud yüzeyi bu canlılar için boşaltım yüzeyidir. Boşaltım maddeleri difüzyonla dış ortama verilir.
2-Pronefridyum:
Solucanlarda (Planaria) görülen vücuda giren fazla suyun uzaklaştırılması için özelleşmiş sistemdir. Alev hücreleri ve bunların bağlı olduğu kanal sistemlerinden oluşmuştur.Bu canlılarda metabolik artıkların atılımı vücud yüzeylerinden difüzyon ile olur. Ancak yaşanılan su ort*****n özelliğinden dolayı vücuda giren fazla miktardaki suyun dışa atılımında pronefridyumlar görev yapar. Su atılımı ile beraber suda çözülmüş boşaltım maddeleride dışa atılır.Pronefridyumlar da madde atılışı aktif olay olup enerji harcanır.
3-Nefridyumlar:
Karasal yaşama uyum sağlamış toprak solucanlarında görülen metabolik artıkların vücud dışına atmak için özelleşmiş yapılardır. Sistem her segmentte bir çift olarak bulunur. Silli huni ile başlayan ve bir sonraki segmentte uzanıp sonlanan kanaldan meydana gelmiştir. Boşaltım maddelerini direkt hücreler arası sıvıdan silli huni ile alınır. Alınan sıvı içinde yararlı maddelerde vardır. Bir sonraki segmentte kanallar kılcal kan damarları ile temastadır. Kılcal kan damarları kanal içindeki yararlı maddelerin geri emilimini sağlarken, bazı artıklarında atılımını sağlar.Sistem seyreltik idrar meydana getirir.
4-Malpighi tüpleri:
Eklem bacaklılarda görülür.Karasal yaşama uyum sağlamış böceklerde Vücud boşluklarında kapalı uçlarla başlayıp son barsağa bağlantılı olan tüpsü kanallar şeklindedir.
Tüpler dolaşım sıvısı ile direkt temasta olup maddeleri dolaşım sıvısından alır. Tüp içine alınan sıvıdaki yararlı maddeler ve suyun önemli kısmı tekrar geri emilir. Azotlu artık ( ürik asit) macun şeklinde son barsağa taşınır.Son barsaktada suyun geri kalan kısmı emilir. Azotlu artıklar sindirim artıkları ile beraber katı maddeler olarak vücud dışına atılır. Maddelerin tüplere alınımı ve geri emiliminde difüzyon ve aktif taşıma yapılır.
Omurgalılarda Boşaltım yapıları:
Omurgalılarda üç tip böbrek yapısı vardır.
1-Pronefroz tip:
Boşaltım birimi nefridyumdur.Boşaltım maddeleri glomerulus denen kılcal damar yumağından silli huni ile başlayan nefridyuma geçerler.Nefridyumlar segmantal diziliş gösterirler.Bu tip böbrek yapısı bütün omurgalıların embriyonal döneminde ve kıkırdaklı balıkların ergin döneminde görülür.Nefridyumlar ayrı ayrı wolf kanalına açılır.(Pronefroz kanal)
2-Mezonefroz tip:
Boşaltım birimi glomerulus ve bowman kapsüllerinin oluşturduğu malpiğhi tüpleridir(Nefron).Segmantal diziliş gösterip wolf (Mezonefroz kanal)kanalına açılırlar.Sürüngen , kuş ve memeli embriyoları ile balık ve kurbağaların erginlerinde görülür.
3-Metasnefroz tip:
böbrek yapısında temel boşaltım birimi glomerulus ve bowman kapsülünden oluşmuş (malpiğhi tüpleri) nefron lardır.Farklı olarak nefron lar ortak bir kanalla böbrek havuzuna ve buradan tek kanallar mesaneye açılır.Bu kanala üreter denir.Bu kanal sperm taşımaz.Memelilerde mesaneden uretra ile vücud dışına açılır.
Sürüngen kuş ve memelilerde mezonefroz kanalı erkek bireylerde epididimis haline dönüşür.Wolf kanalı vasdeferans haline dönüşür.Dişilerde iki yapı tamamen körelir.
Kloak:Balık, kurbağa, sürüngen ve kuşlarda bulunan yapı sindirim,boşaltım ve üreme hücrelerinin dışa atıldığı yapıdır.Memelilerde bulunmaz.
Wolf kanalı:Balık ve kurbağaların erkek bireylerinde bulunur.Üre ve spermin dışa atılımını sağlar.Sürüngen,kuş ve memelilerin erkeklerinde wolf kanalının yerini vasdeferans kanalı almıştır.
Müller kanalı:Balık ve kurbağalarda dişi bireylerin ovaryumundan bırakılan yumurtaların dışa atılımını sağlar. Sürüngen ve kuşlarda müller kanalı daha gelişkin olup :
iç döllenmenin gerçekleştiği yerdir.
Yumurta akının oluştuğu yerdir.
Yumurta kabuğunun oluştuğu yerdir
Bazı türlerde embriyonik gelişimin tamamlandığı yerdir.(Ovoviviparlarda)
Kuş ve sürüngenlerin erkeklerinde rudimenter müller kanalı bulunur. Testislerde üretilen spermler vasdeferans kanalı ile kloaka taşınırken boşaltım maddeleri üreter ilke kloaka taşınır.
Böbreklerin organizmalardaki temel görevleri
Metabolizma artıkları ve zehirli maddeleri atar.
Organizmada su ve mineral miktarını belirler.
İç ortamın iyon dengesini düzenler.
Plazmanın osmotik basıncını düzenler.
Kendine bağlı bezlerle hormonal düzenlemede rol alır.
Kanın asit ve baz dengesini düzenler.
Böbreğin fonsiyonları
Filtrasyon : Kanın bir kısmı içinde çözünmüş maddelerle süzer.
Geri Emilim : Süzülen maddelerin bir kısmı geri emilir.
Salgılama : Bazı maddeler süzülmediği halde böbrek tarafından salgılanır.
Böbrek boşaltım birimi nefrondur. Nefronun kısımları şunlardır.
a-Malpighi cismi ( Glomerulus ve bowman kapsülü )
b-Proksimal kıvrım
c-Henle kulpu
d-Distal kıvrım
e-İdrar toplama kanalları
Bir insan böbreğinde yaklaşık 1 milyon nefron bulunur. Kalpten pompalanan kanın % 25 ‘ini böbrekler alır ve süzer 1 günde 180 lt. süzüntü meydana getirilir. Böbreklerde dakikada 125 ml. süzüntüye karşılık 1ml idrar meydana getirilir
Glomerulus : Böbrekte bowman kapsülü ile beraber malpighi cismini yapan atardamar kılcalıdır vücut kılcallarından farklı olarak bu kılcalda kan getirende ***ürende atardamardır.
Bu nedenle glomeruluslar doku kılcallarından bazı farklı özellikler taşırlar.
1-İki atardamar arasında yer alır. Oysa doku kılcalı arter ve vena arasında yer alır.
2-Doku kılcallarında hidrostatik basınç arter ucunda 40 mmHg olup vena ucunda ise 15 mmHg kadardır. Glomerulusta ise 60 mmHg olup her noktasında aynıdır. Buda her noktadan güçlü bir süzüntü oluşturma gücü demektir.
3-Glomerulusta iki katlı epitel vardır. Buda protein ve kan hücrelerinin süzüntüye geçmesini önler buna karşın doku kılcalı tek katlı olup süzüntüsünde bazı proteinler ve kan hücreleri bulunur.
4-Doku kılcallarında arter ucunda süzüntü oluşurken vena ucunda geri emilim gerçekleşir. Oysa glomerulusta sadece süzüntü oluşur geri emilim oluşmaz.
5-Glomeruluslardan kan hücreleri ve büyük proteinlerin damar dışına çıkışı olmaz
( NOT : Böbreklerde filtrasyon hızı renin hormonu ile kontrol edilir.)
Böbreklerde süzülme olayı ile kandan :
Glomerulusta hidrostatik basınç 60 mmHg dır. Filtrasyona neden olur. Ancak gerek glomerulustaki kanın 32 mm/hg lik osmotik emme gücü ve bowman kapsülündeki sıvının 14 mm/hg lik hidrostatik basıncı filtrasyonu engelleyen güçtür. Bu nedenle filtrasyon 60-(32+14)=18 mm/hg lik bir güçle gerçekleşir.Böbreklerde filtrasyon fiziksel etki ile malpighi cisminde ( Bowman kapsülü – Glomerulus ) gerçekleşir.
Filtre edilen temel plazma ürünleri şunlardır:
Su , glikoz , amino asitler , üre , amonyak , ürik asit , çeşitli iyonlar , fosfatlar , kreatin çeşitli asitler ve ilaçlar.
Filtre edilmeyen maddeler :
kan hücreleri , yağ , plazma proteinler v.b. büyük moleküllere bağlanan demir , eser mineraller ve bazı vitaminlerde süzüntüye geçmezler.Süzüntünün oluşumunda hidrostatik basınç etkendir.
Böbreklerde geri emilme ile tekrar kana verilen maddeler ise şunlardır:
Glikoz ve amino asitlerin tümü suyun % 99 , ürenin % 44 ‘ ü , Na , Cl . K ve HCO3 gibi iyonların gerekli kadarı geri emilir. Bu emilim difüzyon , kolaylaştırılmış difüzyon ve aktif taşıma ile gerçekleştirilir. Kreatin , inulin gibi maddeler geri emilmez. Aktif taşıma ile glikoz , amino asit , Na , ürik asit ve bazı asitler emilirler. Diğerlerinin geri emilimi difüzyon ile gerçekleşir.
Böbreklerde salgılama olayı ile
H , amonyak , K , seratonin v.b. ilaç yıkım ürünleri penisilin gibi vücuttan uzaklaştırılır, sekreksiyonu (salgılama) aktif taşıma ile gerçekleşir.
NOT : Ot yiyenlerde H sekreksiyonu olmasına karşın idrar alkalidir.
NOT : Organizmada homeostasinin korunmasında rol oynayan sistemlerden solunum sistemi Asit- Baz dengesini korurken boşaltım sistemi Asit – Baz dengesinin yanında Su – Tuz dengesini de kontrol eder.
Organizmada böbrekler fonksiyonunu değişmez tutması gerekmektedir. Pek çok sistem metabolik aktiviteye göre fonksiyonlarda değişmeler meydana gelirken böbreklerde filtrasyon değişmez tutulur.. Bu işlev diğer sistemlerin işlevlerinden etkilenmez. ( Solunum , Dolaşım , Sinir , İç salgı v.b. ) Böbrekler bu işlevi otoregulasyonla yani kendi iç kontrolü ile gerçekleştirir. Bu iş için salgıladıkları özel hormona renin denir.
Nefron kısımlarının fonksiyonları:
1-Bowman kapsülü:
Sadece filtrasyon la süzme gerçekleşir.
Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur.
Süzülme glomeruluslardaki kanın hidrostatik basıncı ile gerçekleşir.
Kan hücreleri ve kan proteinleri (Albümin,globülin vb. Ayrıca bu proteinlere bağlı bazı mineraller) hariç süzüntü kan plazması ile aynıdır.
Dakikada 125 ml . günde 180 lt kan süzülür.
2-Proksimal kıvrım:
Geri emilim ve salgılama gerçekleşir.
Fonksiyonlarını aktif taşıma ve difüzyon la gerçekleştirir.
Su ve Na nın çoğu, Glikoz ve Amino asitlerin tamamı, Üre, Elektrolitler bu bölgeden geri emilir
Glikoz , Na ve fosfat aktif taşıma ile Su , K ve karbonat Osmoz ve difüzyon la geri emilir. Glikoz % 100 bu kısımdan geri emilir. Penicilin ise salgılama ile kandan idrara verilir.Aktif taşıma ile yapılı
Kanalı oluşturan epitel hücreleri microvilluslara sahiptirler
3-Henle kulpu:
Henle kulpunda Cl aktif olarak emilir. Na pasif olarak emilir. Suyun büyük kısmı geri emilir ve idrar yoğunlaştırılır. İdrarın yoğunlaşması bu bölge faaliyeti ile gerçekleşir.Suyun geri emilimi inen kolda gerçekleşir
a-İnen kol:
İnce ve oldukça dardır
Su,Na,Cl ve ürenin geri emilimi olur
İdrarın yoğunlaştırılmasında rol alır
b-Çıkan kol:
İnen kola göre daha kalındır
Suyun geri emilimi görülmez
Na,Cl ve Bikarbonat iyonlarının geri emilimi görülür
4-Distal kıvrım:
Bu kanalda hücrelerdeki microvillus sayısı oldukça çoktur
Hücrelerdeki mitokondri oranı oldukça çoktur
Su ve üreye karşı geçirimsiz olup geri emilimi olmaz
Na,K,Cl iyonlarının geri emilimi gerçekleşir
Gerekirse H ve bikarbonat iyonları,NH3,Penisilin vb. ilaç yıkım ürünlerinin salgılanması gerçekleşir
H2O ve HCO3 pasif olarak , Na ise aktif olarak geri emilir. Ayrıca idrara H ve NH3 aktif olarak salgılanır. İdrar asitleşir.
Not:H ve bikarbonat iyonlarının salgılanması kan ph’sının düzenlenmesi amacı ile gerçekleştirilir
Not: Gerekirse ADH kontrolünde H2O nun geri emilimi gerçekleşir
Memelilerde boşaltıma yardımcı yapılar:
Böbrekler: H2O,NH3,üre,ürik asit, tuzlar,ilaç yıkım ürünleri 2-Akciğer:CO2 ve H2O
Karaciğer ve sindirim organları: Safra pigmentleri ,Su,elektrolitler
Deri:H2O , Tuz
 
ÜREME

Canlıların kendilerine benzer yeni canlılar oluşturmasıdır
Populasyonun dev***** sağlar
Virüslerin canlılarla ortak olan önemli özelliğidir
Bireyin türe yönelik canlılık özelliğidir
Kalıtsal özelliklerin nesiller boyu saklanmasını sağlar
A-Virüslerde üreme
Özel üreme şekilleri vardır.Mitoz,mayoz ve döllenme görülmez yeniden sentezlenme şeklinde (Sentrozom gibi) üreme görülür. Bu olay DNA ve protein sentezi şeklinde gerçekleşir. Oluşan yeni virüsler ana virüsten kalıtsal materyal ve yapısal eleman almazlar. Üreme için canlı hücre sitoplazmik ortamı gerekir. Virüslerde büyüme ve gelişmede görülmez.

B-Bakterilerde üreme
a-Eşeysiz üreme: Bakteri hücresi ortam şartları uygun olduğunda mitoz bölünmeyi andıran (Fissyon bölünme) bölünme ile hızla coğalır.
b--Eşeyli üreme:
Konjugasyon:Karşılıklı gen alış verişi şeklinde gerçekleşir
Transformasyon:Ortamda farklı özellikte bakteri geninin alınışı ile gerçekleşir
Transduksiyon:Bakteri virüsleri aracılığı ile farklı bakteri genlerinin alınışı ile gerçekleşir
Eşeysiz üreme ve çeşitleri
Özellikleri:
Tek ata vardır
Mekanizması mitoz bölünmedir
Oluşan yeni canlılar bütün özellikleri ile birbirlerine ve ata canlıya benzerler
Hızlı üreme şeklidir
İlkel üremedir
Cinsiyet yoktur
Canlılığın çeşitlenmesinde rol almaz. Evrime katkısı yoktur.
A-Bölünerek üreme
Tek hücrelilerde görülür(Bakteriler ve protistalar)
Mitozla gerçekleşir
Çok hızlı gerçekleşir
Örn:Parmecium,amip,euglena vb.
B-Tomurcuklanarak üreme
Ana canlının vücuduna ait dokusal bir kısmın yeni bir canlı haline dönmesi şeklinde gerçekleşir
Bire mayası,süngerler,sölentereler,Gözyaşı bitkisi gibi canlılarda görülür
Oluşan yeni canlı biri süre sonra ana canlıdan ayrılıp bağımsız canlı olabilir
Oluşan canlılar ana canlı ile beraber koloniler oluşturabilirler(Polipler)
Örn:Sünger,hidra,Gözyaşı bitkisi vb.
C-Sporla üreme
Spor adı verilen özel üreme hücreleri ile gerçekleşir
Olumsuz koşullara dayanıklı özel üreme hücreleridir
Sporlar sporozooalar,mantarlar ve çiçeksiz bitkilerde görülür
Sporlar haploid canlılarda(alglerde vb.)mitozla, diploid canlılarda bitkilerde mayozla oluşur.
Sporlar döllenmeden gelişerek yeni canlılar oluşturur
Üç değişik özellikte spor vardır
Endospor:Bakterilerde
Ekzospor:Mantarlarda
Zoospor:Alglerde
Not:Endospor üremede rol almaz.
D-Vegetatif üreme
Ana canlının vücudundan ayrılan bir parçanın eksiklerini tamamlayarak yeri bir canlı haline gelmesi şeklinde görülür
Planaria,deniz yıldızları vb. omurgasızlarla,çiçekli bitkilerde görülür
Rejenarasyon yeteneği yüksek canlılarda görülürVegetatif üremenin tercih edilme nedenleri
Hızlı üreme şeklidir
Karakterlerin korunmasını sağlar
Tohumla üreme yetenegi olmayan bitkilerde üremeyi sağlar
Eşeyli ürem ve çeşitleri
Özellikleri:
Temel mekanizması: Mayoz ve döllenmedir
Aynı türün farklı cinsiyetine sahip iki bireyin oluşturduğu gametlerin birleşmesi ile gerçekleşir
Canlılarda çeşitliliğin artmasına neden olur
İleri (Gelişmiş) üreme şeklidir
Bakteriler,silliler,volvox,mantarlar,bitkiler ve hayvanlarda görülür
Yeni kalıtsal kombinasyonların oluşumunun nedenidir
Eşeyli üremede
1-Gamet ve gametlerin oluşumu:Mayoz
2-Gametlerin birleşmesiöllenme
3-Döllenme ile oluşan hücre:Zi***
A-İzogami: Dişi ve erkek gamet arasında fark yoksa erkek ve dişi gametler yapı ve özelikleri bakımından aynıdır.Örn:Ulotrix
B-Anizogami:Gamet cifti arasında cinsiyeti belirleyen fark varsa.Küçük hareketli sperm ve büyük hareketli yumurta bulunur.Örn:eğrelti otu
C-Oogami:Gametler arasındaki fark ileri düzeyde ise.Gametler arasında büyüklük,hareket,sitoplazma içeriği bakımından önemli derecede farklar bulunur.Örn:Hayvansal organizmalar
D-Partenogenez: Döllenme olmadan yumurtanın embriyonik gelişim evrelerini tamamlayarak yeni haploid oluşturması şeklindeki üremedir
E-Konjugasyon : tek hücrelilerde görülen eşeyli üreme şeklidir.Yanyana gelen iki hücre arasında kurulan sitoplazmik köprü aracılığı ile hücreler arasında gen veya nucleus alış verişi şeklinde gerçekleşir.Örn:Bakteri ve paramecium
F-Hermafroditlik: Bazı canlılarda tür bireylerinde cins ayrımı yoktur. Tek bireyde dişi ve erkek üreme sistemleri birlikte bulunur.Bu tür canlılara hermafrodit canlı denir. Endoparazitler hariç diğerleri kendi
kendini dölleyemez.Örnek: Hidra,Toprak solucanı,istiridye,tenya vb.
C-Protistalar da Üreme
Mitozla üreme:Amitoz şeklinde gerçekleşir
Eşeyli üreme:Konjugasyon ile gerçekleşir
Parameciumda konjugasyon
Farklı özellikteki iki parameciunm yan yana gelirler
Aralarında sitoplazmik köprü (Plasmodezma) kurulur
Makronucleus ortadan kalkar
Mikronucleuslar mayoz geçirerek 4 tane haploid nucleus oluşturur
4 nucleustan 3 tanesi ortadan kalkar
Kalan tek haploid nucleus mitozla iki nucleus oluşturur
Bu nucleuslardan biri kalıcı diğeri göçücü nucleustur
İki hücrenin göçücü nucleusları karşılıklı değiştirilir
Kalıcı nucleusla diğer hücreden gelen göçücü nukleuslar birleşerek diploid tek nucleus oluşur.
Oluşan diploid nukleus ard arda 3 mitoz geçirerek 8 nucleus oluşturur
Her bir hücre 2 sitokinez geçirerek 4 hücre oluşturur
Oluşan hücrelere nucleuslar ikişer ikişer dağılır
Konjugasyon yapan iki parameciumdan toplam 8 paramecium oluşur.
Plasmodium malariada döl almaşı
Sporozooalardan Plasmodium malarıada hayat devri
Qanofel sokması ile sporozoitler (n) insan kanına geçer
Alyuvarlar içine geçerek şizonta dönüşürler
Şizont çoğa bölünerek (Şizogoni) merezoitleri(n) oluşturur
Alyuvarların parçalanması ile merezoitler ve toksinleri kana karışır.(Sıtma nöbetleri bu esnada görülür)
Merezoitler ya yeni alyuvarlara girer, yada gametositlere dönüşür
Anofelin bu insanın kanını emmesi ile gametositler anofelin barsağına geçer
Gametositler(n) burada ovumu(n) ve mitoz geçirerek 4-8 sperm(n) haline gelirler
Oluşan spermler ovumu barsak boşluğunda döller ve zi***(2n) meydana gelir
Ameboid hareket eden zi*** barsak epitelini delerek barsak kaslarına yerleşir
Zi*** burada mayoz geçirir ve ardından çoğa bölünerek (Sporogoni) sporozoitleri (n) oluşturur
Sporozoitler dolaşım sıvısı ile tükürük bezlerine taşınır ve döngü tamamlanır.
Not: Plasmodium malariada baskın döl haploidtir.Diploid aşama sadece zi*** evresine indirgenmiştir.

D-Fungi (Mantarlarda) Üreme
Sporla üreme:
Eşeyli üreme:
E-Hayvanlarda Üreme
a-Spermatogenez :
Erkek bireylerde testislerde spermlerin meydana gelmesidir:
Özellikleri:
Testiste seminifer tüplerinde gerçekleşir
Ergenlik dönemine kadar sadece sperm ana hücreleri (Spermatogoniumlar) mitozla çoğalır
Ergenlikle beraber mitozla çoğalırken mayozla spermler meydana gelir
Mayoza başlayacak hücreye 1.spermatosit (2n) denir
Mayoz II geçirecek hücreye 2. spermatosit (n) denir
Mayoz sonu oluşan hücrelere spermatid (n) denir
Oluşan spermatidler dölleme yeteneği kazanmak için farklılaşırlar. Bu olaya spermiyohistogenez denir.
Farklılaşma epididimiste gerçekleşir
Her sperm ana hücresinden kalıtsal olarak farklı 4 aktif sperm oluşur
Farklılaşma:
Golgiden akrozom gelişir
Sitoplazmanın önemli kısmı atılır
Nucleus yoğunlaşır
Kuyruk gelişir
Spermin özellikleri:
Az sitoplazmalı ,küçüktür
Kamçılı ve aktif hareketlidir
Besin maddesi içermez
Uç kısmında ovum zarını eritecek enzim içeren akrozom bulunur
Fertilizin maddeye pozitif taksi gösterir
Zi***un kromozom kaynağıdır
Zi***un sentrozom kaynağıdır
Dişi üreme sisteminde 2-3 gün canlı kalabilir
Ömür boyu üretilir
b-Oogenez :
Dişi bireyin ovaryumunda gerçekleşir.
Özellikleri:
Ovaryumda folikül içerisinde gerçekleşir
Embriyonik evrede 3. aydan itibaren ovum ana hücreleri gelişir
Embriyonik dönemde mayoza başlayan 1. oositler ergenlik dönemine kadar profaz-1 evresinde kalırlar
Ovaryumda gelişecek ovum sayısı bellidir
Ergenlikle beraber periyodik olarak ortalama 28 günde bir ovum gelişir
Not: Bazı hayvanlarda ovum yılda bir topluca, bazılarında birkaç kez gruplar halinde bırakılır
Bir oogoniumdan 1 ovum 3 kutup hücresi oluşur
Oogniunun sitoplazmasının büyük kısmı ovumda kalır
Ortalama 45-50 yaşına kadar devam eder
Ovumun özellik ve görevleri:
Bol sitoplazmalı ve büyüktür
Hareketsizdir
Türe göre değişik orende besin içereir
Zi***un kromozom kaynağıdır
Zi***un mitokondri kaynağıdır
-Döllenmeden sonra zi***a dönüşür
Döllenme
Ovum ile spermin birleşmesi olayıdır.
Döllenme gerçekleştiği ortam
A-Dış Döllenme :
Sadece suda yaşayanlarda gözlenir.
Döllenme olasılığını arttırmak için fazla sayıda üreme hücresi oluşturulur.
Döllenen yumurtadaki embriyo gelişimini suda tamamlar.
Genellikle yumurta ve spermler suya bırakıldığından çiftleşme organlarına rastlanmaz.
B-İç Döllenme :
Kara ortamında nem , sıcaklık ve radyasyon gibi faktörlere karşı üreme hücrelerini korumak için döllenme dişi bireyin üreme sisteminde gerçekleşir.
Genelde karada yaşayanlarda görülür.
Üreme hücreleri dişi bireyin üreme sistemi içinde birleştiğinden döllenme olasılığı fazlalaşmıştır.
Döllenmiş yumurtadaki embriyo gelişimini dişi bireyin içinde veya dışarıda tamamlayabilir.
Çiftleşme organları kullanıldığından üreme hücresi sayısı azdır.
Döllenme ve gelişme şekline göre üçe ayrılır
A-Dış döllenme ve dış gelişme:
Suda yaşayan canlılarda (Balık ve kurbağalarda) görülür
Yumurta ve sperm vücud dışına su ortamına bırakılır
Döllenme garantisi yoktur
Yumurtanın etrafında kabuk oluşumu yoktur
Döllenmeden sonra gelişen embriyoda kabuk,korion,amnion ve allantois gibi zarlar yoktur.Sadece vitellüs kesesi vardır.
Embriyo su ve O2 ihtiyacını sudan karşılar
Embriyo metabolik artıkları bulunduğu su ortamına difüzyonla verir
Yumurtada yeterli besin olmadığı için başkalaşım veya embriyonal gelişim tamamlanmadan beslenme davranışları görülür
Yumurta sayısı fazla döllenme garantili değildir
B-İç döllenme dış gelişme:
Karada yaşayan sürüngen ve kuşlarda görülür
Döllenme dişi bireyin vücudu içinde müller kanalında gerçekleşir
Döllenmeden sonra yumurta etrafında kabuk oluşumu gerçekleşir
Yumurta vücudun dışında gelişimini tamamlar
Gelişen embriyonun etrafında kabuk,korion,amnion zarları ayrıca yedek besin deposu vitellüs kesesi ve metabolik artıkları depolayan allantois kesesi bulunur
Embriyo ile dış ortam arasında sadece gaz alış verişi vardır
Yumurta sayısı az döllenme garantilidir
Yumurtada embriyonik gelişimi tamamlatacak kadar yeterli besin bulunur
Dişilerde müller kanalı oluşan yumurtanın döllendiği,vitellüsün vekabuğun oluştuğu yerdir.
C-İç döllenme ve iç gelişme:
Memelilerde görülür
Döllenme dişi bireyin vücudu içinde gerçekleşir
Embriyonik gelişim dişi bireyin vücudu içinde tamamlanır.Ana organizma embriyonun korunması,beslenmesi,solunumu vb.bütün yaşamsal ihtiyaçlarını karşılar
Yumurta sayısı azdır döllenme ve gelişme garanti altındadır
Oluşan embriyo madde alış verişini ana organizmanın vücudu ile yapar
Yumurtada kabuk yoktur. Vitellüs çok azdır.
Allantois ve vitellüs keseleri körelmiş ve bu keselerin görevini göbek bağı almıştır
Not:İç döllenme iç gelişme gösteren bazı balık ve sürüngenlerde ana organizmanın rolü:
1-Döllenme ortamıdır
2-Embriyonun korunmasında rol alır
Döllenme ve Gelişim
Ovipar canlılar:
İç döllenme veya dış döllenme görülür
Gelişme vücud dışında gerçekleşir
Embriyonik gelişimi destekleyecek özel davranışlar gelişmiştir
Örn:Balık,kurbağa,sürüngen ve kuş
Ovovipar canlılar:
İç döllenme görülür.(Genelde)
Embriyonik gelişim yumurta içinde ana canlının vücudu içinde özel organlarda gerçekleşir.
Ana canlının vücudu sadece koruyucudur
Gelişimi biten yavru doğar gibi ana vücudu terk eder
Örn:Karasinek,lepistes,engerek,köpek balıkları
Vivipar canlılar:
İç döllenme görülür
Yumurtalarda vitellüs çok azdır
Gelişme ana canlının vücudunda gerçekleşir
Ana canlı embriyonun bütün ihtiyaçlarını karşılar.
(Beslenme,korunma,boşaltım maddelerinin atılımı,solunum vb.)
Örn:Memeliler
1-Pronefroz tip
Hayvanlarda üreme ve boşaltım sistemi bazı yapılar ortak olarak kullanır.Bu nedenle bu ikili yapıya ürogenital sistem denir.Boşaltım birimi nefridyumdur.Boşaltım maddeleri glomerulus denen
kılcal damar yumağından silli huni ile başlayan nefridyuma geçerler.Nefridyumlar segmantal diziliş gösterirler.Bu tip böbrek yapısı bütün omurgalıların embriyonal döneminde ve kıkırdaklı balıkların ergin döneminde görülür.Nefridyumlar ayrı ayrı wolf kanalına açılır.(Pronefroz kanal)
2-Mezonefroz tip
Boşaltım birimi glomerulus ve bowman kapsüllerinin oluşturduğu malpiğhi tüpleridir(Nefron).Segmantal diziliş gösterip wolf (Mezonefroz kanal)kanalına açılırlar.Sürüngen , kuş ve memeli embriyoları ile balık ve kurbağaların
erginlerinde görülür.
3-Metasnefroz tip
Böbrek yapısında temel boşaltım birimi glomerulus ve bowman kapsülünden oluşmuş (malpiğhi tüpleri) nefron lardır.Farklı olarak nefron lar ortak bir kanalla böbrek havuzuna ve buradan tek kanallar mesaneye açılır.Bu kanala üreter denir.Bu kanal sperm taşımaz.Memelilerde mesaneden uretra ile vücud dışına açılır.
Sürüngen kuş ve memelilerde mezonefroz kanalı erkek bireylerde epididimis haline dönüşür.Wolf kanalı vasdeferans haline dönüşür. Dişilerde iki yapı tamamen körelir.
Kloak:Balık, kurbağa, sürüngen ve kuşlarda bulunan yapı sindirim, boşaltım ve üreme hücrelerinin dışa atıldığı yapıdır.Memelilerde bulunmaz.
Wolf kanalı:Balık ve kurbağaların erkek bireylerinde bulunur.Üre ve spermin dışa atılımını sağlar.Sürüngen,kuş ve memelilerin erkeklerinde wolf kanalının yerini vasdeferans kanalı almıştır.
Müller kanalı:Balık ve kurbağalarda dişi bireylerin ovaryumundan bırakılan yumurtaların dışa atılımını sağlar. Sürüngen ve kuşlarda müller kanalı daha gelişkin olup :
iç döllenmenin gerçekleştiği yerdir.
Yumurta akının oluştuğu yerdir.
Yumurta kabuğunun oluştuğu yerdir
Bazı türlerde embriyonik gelişimin tamamlandığı yerdir.
(Ovoviviparlarda)
Kuş ve sürüngenlerin erkeklerinde rudimenter müller kanalı bulunur.Testislerde üretilen spermler vasdeferans kanalı ile kloaka taşınırken boşaltım maddeleri üreter ilke kloaka taşınır.
İnsanda erkek üreme sistemi
A-Testis
B-Epididimis
C-Vas deferans
D-Penis
E-Salgı (Seminal) bezleri
a-Seminal bez b-Prostat bezi c-Cowper bezi
A-Testis:
Yapısında bulunan seminifer tüplerinde spermler oluşur
Yapısında bulunan leydig hücreleri ile eşey hormonu üretir
Spermlerin farklılaşmasının gerçekleştiği yerdir
Vücud ısısından 2-3 oC daha düşüktür.
B-Epididimis:Spermlerin olgunlaştığı ve depolandığı yerdir
C-Vas deferans:Olgunlaşan spermlerin toplanıp biriktirilmesinde vegerektiğinde seminal salgılarla karıştırılarak dışa atılmasında rol alır.
D-Penis:Çiftleşme organıdır
E-Seminal bezler ve salgıları: ( Seminal bez,prostat bezi,Cowper bezi)
Spermlerin korunması
Spermlerin beslenmesi
Spermlerin hareket etmesinde rol alır
İnsanda dişi üreme sistemi
A-Ovaryum
B-Follopi kanalı(Tüpü)
C-Uterus
D-Vagina
A-Ovaryum:
Yumurtaların oluştuğu organdır
Ortalama 28 günde bir yumurta gelişir
Yumurta gelişimi var olan yumurtaların mayoza devam etmesidir
Yumurtalar folikül denen yapıların içindedir
B-Follopi kanalı(Tüpü):
Ovulasyonla karın boşluğuna bırakılan yumurtaları huni şeklindeki baş kısmı ile toplar.
Kanala geçen yumurtalar uterusa taşınır
Döllenmenin gerçekleştiği yerdir
İlk bölünmeler kanalda başlar
İç yüzey silli epitelle döşelidir
İç yüzeyde besleyici sıvı üreten bezler bulunur.Bu bezlerden salgılanan sıvı ile döllenmiş yumurtanın harerket ve beslenmesi sağlanır
C-Uterus:
Duz kaslardan oluşmuş organdır
Follopi kanalı ile vagina arasında yer alır
Embriyonik gelişimin gerçekleştiği yerdir
D-Vagina:
Spermlerin dişi vücuduna alındığı organdır
Doğumda bebeğin ana vücudunu terkettiği organdır
Döllenmemiş yumurtanın dışa atılımını sağlar
Menstrual döngü
Folikül evresi
Ovulasyon evresi
Korpus luteum evresi
Mensturasyon evresi
A-Folikül evresi:
14 gün sürer
Ovaryumda genç folikül içindeki ootidin mayoza devam etmesi ile başlar
Kanda FSH miktarı fazladır evre sonuna doğru gittikçe azalır
Gelişen folikülle birlikte kandaki ostrojen miktarı artar
Follopi kanalında silli hücre faaliyeti ve özel salgı miktarı artar
Uterus endometyumunda mitoz artar iç doku kalınlaşır
Uterusta kandamarı mikterı artar
C-Ovulasyon:
Bir gün sürer
Kanda LH oranı fazladır.FSH oranı azalmıştır
Gelişen folikülün yırtılması ile içindeki 1.Ootid karın boşluğunabırakılır
Vücud ısısı yaklaşık 0,5 oC yükselir
C-Korpus luteum evresi:
Ovulasyonla yırtılan folikül korpus luteuma döner
14 gün sürer
Kanda LH oranı FSH oranından fazladır
Korpus luteum kana fazla miktarda progesteron az miktarda ostrojen salgılar
Uterusta kalınlaşan endometyum süngersi yapı kazanır
Uterusta oluşan kan damarlarına kan hücum eder
Follopi kanalına geçen ootid burada bir gün içinde döllenir veya döllenmez;
Döllenirse mayoz devam eder embriyo oluşur ve hamilelik gelişir
Döllenmezse mayoz devam etmez ve ovum bozulur
D-Menstural evre:
Yaklaşık 3-5 gün sürer
Folikül evresi içinde yer alır
Kanda LH ve Progesteron miktarı azalır
Döllenmemiş yumurta ve süngersi yapı kazanmış uterus dokusu bir miktar kanla beraber vücud dışına atılır
 
GELİŞME VE BÜYÜME

Gelişme ve büyüme olayları:Gelişim olayları çok hücreli ve eşeyli üreyen canlılarda görülür:
1-Hücre bölünmesi:
Döllenme ile oluşan zi*** oluşumu ile başlar yaşam boyu sürer
Bitkilerde meristem dokunun bölünmeleri hayat boyu sürer
Ağaçsı bitkilerde büyüme sınırsızdır
Hayvanlarda belli bir yaşa kadar bölünme ile gerçekleşen büyüme görülür
Belli yaştan sonra bölünme sadece belli dokularda ( Bağ,epitel vb.) gerçekleşir
Bu dokulardaki hücre bölünmesi yenilenme ve onarılma amaçlıdır
Bölünme bitkilerde yaz ve ilkbaharda hızlı,sonbahar ve kış yavaştır
Bölünme hayvanlarda gelişme döneminde hızlı, olgunluk ve yaşlılık döneminde ise azalır
2-Büyüme:
Canlının ve hücrelerin madde miktarındaki artıştır.
Zi***un bölünmeye başlaması ile büyüme gerçekleşir
Gelişimin başlangıcında büyüme hızı fazladır
Hayvanlarda belli bir yaşta durur fakat bitkilerde yaşam boyu devam eder
Büyüme düzenli beslenme ve metabolik faaliyetlere bağlıdır
Zi***un ilk bölünmelerinde hücre sayısı artmasına rağmen büyüme olmaz
3-Farklılaşma:
Zi***un bölünmeleri ile oluşan hücrelerin zamanla belli görevleri yapmak için özelleşip farklılaşmasıdır
Bitkilerde meristem hücrelerinden farklılaşma her zaman görülür
Hayvanlarda embriyonik gelişimin tamamlanması ile farklılaşma büyük ölçüde tamamlanır. Ancak bazı dokularda (Kan, Bağ ) devam eder.
Farklılaşma sonucu çok hücreli canlı oluşur
Embriyonik indüksiyon etkisi ile hücrelerin belli genleri aktifleştirip diğerlerini inaktif hale getirmesi ile gerçekleşir
Canlılarda görülen büyüme ve gelişme olayları
1-Tek hücrelilerde:
Bölünme ,tomurcuklanma veya oluşan sporlar yeni hücreler haline dönerek büyürler
2-Mantarlarda:
Sporların çimlenmesi ile başlar.
Mitozla hücre sayıları artar
Spor ana hücreleri ve spor oluşumunda farklılaşma görülür
3-Bitkilerde:
Bitkilerde gelişim olaylarından hücre bölünmesi,büyüme ve farklılaşma olayları görülür
Çiçeksiz bitkilerde sporların çimlenmesi ile gametofit gelişir
Çiçeksiz bitkilerde Sperm ve ovumun döllenmesi ile oluşan zi***un mitoz bölünmeleri ile sporofit gelişir
Vegetatif üreyen bitkilerde dal,yaprak,tomurcuk vb. vücud kısımlarından yeni bitki gelişir
Çiçekli bitkilerde tohumdan yeni bitki gelişir
4-Hayvanlarda gelişme
Bir canlının zi***tan ergin haline gelinceye kadar geçirdiği değişim ve gelişim olaylarına ontogenez denir.Hayvansal organizmalarda yumurta özellikleri gelişimin temel özelliklerini belirler.
Besin içeriğine göre yumurta tipleri
1-İzolesital:Vitellüs yumurtada az ve eşit dağılım gösterir
Örn:Memeli
2-Telolesital:Vitellüs çok ve bir kutuba toplanmıştır
Örn:Sürüngen,Kuş
3-Sentrolesital:Vitellüs merkezde toplanmıştır
Örn:Böcekler


Hayvanlarda gelişim olayları
1-Segmentasyon:
Döllenmeden sonra zi***un geçirdiği hızlı bölünme olaylarıdır
İlk iki bölünme meridiyonal ikinci bölünme ekvatoraldır
Zi***un bölünmeleri ile oluşan hücrelere blastomer denir
İlk bölünmelerde embriyonun hücre sayısı artar ancak büyüme gerçekleşmez,Ağırlık artışı olmaz
Hücre yığını (Üzüm salkımı) haline gelmiş evreye marula evresi denir.
Marula evresinden sonra bölünmeler devam ederken içte bulunan hücreler dışa göçerler.Ortası boş çevresinde hücre sıraları olan bu evreye blastula evresi denir.
Segmentasyo olaylarında farklı büyüklükte hücrelerin oluşması vitellüs nedenlidir.
(Segmentasyonun önemi)Farklı besin,sitoplazma ve organel alan bu hücreler ileride farklı gen işleyişleri ile farklı yönlerde özelleşme göstereceklerdir.
Blastulayı oluşturan hücrelere blastomer, ortadaki içi özel sıvı ile dolu boşluğa ise blastosöl denir.
2-Gastrulasyon:
Balastula evresinden sonra alt kısımdaki hücreler çökme ve göçme hareketleri ile blastosöle çökerler.
Çökme olayı sonunda iki tabakalı embriyo oluşur.Oluşan tabakalardan dıştakine ektoderm,içtekine endoderm denir
Embriyoda oluşan yeni boşluğa arkenteron (İlk sindirim boşluğu),Bunun dışa açıklığına ise plastopor denir
Bu evrede blastosöl ortadan kalkar.Arkenteron kalıcı boşluk olup ileride sindirim sistemi ,sinirve solunum sistemi oluşumunda rol alır.Blastopor ise ağız ödevi görürü.
Süngerler ve sölentera grubundan canlılar embriyonik gelişimin bu evresinde kalırlar. Sahip oldukları organ ve sistemleri ektoderm ve endodermden oluşur.
İlerki aşamalarda ektoderm ve endodermden ayrılan hücre ve hücre grupları iki deri tabakası arasında organize olarak mezodermi oluşturur ve embriyo üç deri tabakasından oluşur.
Oluşan mezodermin ortasında kalan boşluğa sölom (Gerçek vücud boşluğu) denir.
Ektoderm ve endoderm arasında serbest kalan hücreler mezenşim hücreleri olarak adlandırılır ve ileride bağ dokunun oluşumunda rol alır
3-Farklılaşma(Histogenez) ve Organogenez:
Histogenez:Embriyoda hücre hareketleri,gruplaşmaları ve etkileşimleri sonucu ileride farklı dokuları oluşturacak hücreler halinde farklılaşmalarına denir
Embriyonik indüksiyon :Embriyonal evrede embriyonal deri ve hücrelerin birbirleri üzerinde belirli yönlerde farklılaşmalarına neden olan karşılıklı etkileşimine denir.
Organogenez:Embriyoda ileride farklı organların oluşumunda rol alacak organ taslaklarının oluşumuna denir.
Histogenez ve organogenez:Embriyonik deriler ve bunlardan oluşan doku,organ ve sistemler.
A-Ektoderm: Sinir hücreleri,ter-yeğ-süt bezleri,duyu hücreleri,göz merceği,epidermis.
B-Mezoderm:Kan doku,Kas doku,Kıkırdak doku,Bağ doku,Endotel-Endokard,Boşaltım sistemi organ ve dokuları,Üreme sistemi organ ve dokuları
C-Endoderm:Sindirim sistemi epiteli-(Örtü,Salgı Emme) ,Solunum sistemi epiteli,Karaciğer,pankreas (Dış salgı bezi ve kanalları),Tiroid ve paratiroid bezi.

Embriyonik örtüler ve gelişim
A-Balık ve kurbağalarda gelişim:
Kabuk,amnion zarı ve sıvısı,allantois bulunmaz
Yumurtada besin içeriği az olduğundan embriyonal evrede beslenme davranışı veya başkalaşım görülür
Embriyonik gelişimde canlı dış ortamla madde alış verişi yapar
B-Sürüngen ve kuşlarda gelişim:
Kabuk,korion,amnion,vitellüs ve allantois kesesi bulunur
Gelişim yumurta kabuğu içinde gerçekleşir
Embriyo ile dış ortam arasında sadece gaz alış verişi bulunur
Besin vitellüsten sağlanır
Artık maddeler allantoiste birikir.Allantois solunumda da rol alır
Amnion zarı embriyoyu sarsıntı,ısı değişimleri,vb. fiziksel etkilerden korur
Korion koruma ve solunumda rol alır
C-Memelilerde gelişim:
1-Gagalı memeliler:
Vitellüs oldukça fazladır
Döllenen yumurta bir süre ana canlıda kaldıktan sonra yuvaya bırakılır
Yumurtadan çıkan yavru bir süre anaya bağımlı ve ondan süt emerek beslenir
Doğum görülmez
Ana vücudu sadece döllenme ortamı ve bir süre koruma sağlar
2-Keseli memeliler:
Yumurtada az vitellüs vardır
Bir süre annenin uterusunda gelişen embriyo doğar
Doğan yavru keseye geçer ve burada süt bezleri ile beslenmesini ve gelişimini sürdürür
3-Plasentalı memeliler:
Kabuk bulunmaz
Allantois ve vitellüs keseleri körelmiştir
Amnion zarı ve sıvısı bulunur.Bu yapı embriyoyu basınç,ısısal değişim vb. fiziksel etkilerden korur
Plasenta embriyodan chorion ve allantois ile anneden uterus dokularından oluşmuştur
Embriyo solunum beslenme ve boşaltım ihtiyacını plasenta aracılığı ile ana canlıdan karşılar
Plasenta aracılığı ile anneden embriyoya besin,O2 geçer.Embriyodan anneye ise CO2 ve metabolik artıklar geçer
Anne kanı ile embriyo kanı karışmaz
Plasenta ayrıca 3. aydan itibaren Progesteron üreterek hamileliğin devamında önemli rol alır
Plasenta ile embriyo arasında ise göbek bağı bulunur
Göbek bağı;Amnion zarından oluşur,içinde vitellüs kesesi,allantois ve embriyoya ait kan damarları bulunur
Embriyoya ait atar damar plasentaya CO2 ve artıkları taşır (Kirli kan),Toplar damar ise plasentadan besin ve oksijen taşır(Temiz kan)
Plasentada aktif taşımanın gerçekleşmesi nedeni ile enerji ihtiyacı ve oksijen tüketimi oldukça fazladır
Doğumdan sonra göbek bağının kesilmesi ile embriyo bağımsız birey haline gelir.


BİTKİLERDE ÜREME VE GELİŞME

I-Tohumsuz bitkilerde
Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip etmesi şeklinde gerçekleşen metagenez görülür:
Metagenez
Sporlar (n) çimlenerek hapolid gametofiti oluşutrurlar
Gametofitlerde anteridyum (Erkek organ) ve Arkegonium (Dişi organ) gelişir
Mitoz bölünme ile anteridyumlarda sperm arkegoniumlarda ise ovum meydana gelir
Uygun şartalarda döllenme gerçekleşir
Oluşan zi***tan(2n) sporofit (2n)gelişir
Sporofitte sporangium (Spor kesesi) gelişir
Sporangiumda bulunan spor ana hücrelerinden (2n) mayozla sporlar (n) oluşur
Karayosunlarında
Gametofit döl baskındır
Gametofit fotosentez yapar
Sporofit döl gametofit üzerinde gelişir ve yarı parazittir
İletim demetleri taşımaz
Eğreltilerde
Sporofit döl baskındır
İletim demetleri taşır
Fotosentez yapar
Sporofit döl çiçekli bitkilerdeki gövde,yaprak,kök ve çiçek rollerini üstlenir
Gametofit döl cılızdır
II-Tohumlu bitkilerde
Temel üreme organı çiçektir.
Üreme hücrelerinin oluştuğu yerdir
Mayoz ve haploid gelişmenin gerçekleştiği yerdir
Döllenmenin gerçekleşip embriyo ve endospermin oluştuğu yerdir
Tohumun geliştiği yerdir
Meyvanın oluştuğu yerdir
Çiçek yapısı ört kısımda incelenir

1-Çiçek tablası:Çiçek adlı üreme organının geliştiği yapıdır
2-Dişi organ:Tohum taslağı ve Makrospor ana hücresinin bulunduğu embriyo kesesi ve tohumun geliştiği ,gerçek meyve oluşumunu sağlayan kısımdır 3 kısma ayrılır;
Ovaryum
Stilus
Stigma
Ovaryumda embriyo kesesinin oluşumu
Makrospor ana hücresi mayozla 4 makrospor yapar,bunlardan 3 tanesi erir geri kalan bir tanesi makrospor olarak kalır.
Makrospor hücresinin nucleusu ard arda 3 kez mitoz gecirerek 8 nucleuslu hücre oluşur
Makrospor içindeki nukleuslardan 3 tanesi vegetal kutba nucleusları yerleşerek antipod nucleusları oluşturur
2 tanesi ortada polar nucleusları oluşturur
Geri kalan 3 nucleustan biri Ovum diğerleride sinerjit nucleusları haline dönüşerek animal (Döllenme) kutbuna yerleşir.
Organizasyon bittiğinde döllenmeye hazır embriyo kesesi meydana gelmiştir
3-Erkek organ:Mikrospor ana hücresinin bulunduğu,polenlerin oluştuğu kısımdır. 2kısma ayrılır;
Flament:Sapcık
Anter:Başcık
Başcık (Teka)larda polen oluşumu
Başcıkta bulunan mikrospor ana hücresi mayoz geçirerek 4 tane haploid mikrospor oluşturur.
Mikrospor hücrelerinin nukleusları mitozla ikiye ayrılır
Oluşan iki mikro nukleus etraflarına bir miktar sitoplazma alırlar
Böylece tozlaşmayı sağlayacak polen oluşur
Polen nucleuslardan biri polendeki metabolizmayı kontrol eden vegetatif nucleus,diğeri ise döllenmeyi sağlayacak generatif (Doğurucu) nucleustur
Polen etrafında türe özgü ve tozlaşma biçimine uygun kabuk oluşur
4-Taç ve canak yapraklar: Çiçeklere şekil verip görünümlerini belirleyen,tozlaşmaya yardımcı,özel kokular uretebilen kısımlardır
Tozlaşma
Tekalarda oluşan polenlerin su,hava ve taşıyıcılararacılığı ile stigmaya ulaşıp çimlenmesine denir. Polenin stigmada çimlenmesi stigmada üretilen fertilizasyon maddesi ile gerçekleşir.
Çimlenme ve döllenme
Çimlenen polende polen tüpü oluşur
Polen tüpü stilus içinden ovaryuma doğru uzar
Vegetatif ve generatif nucleuslar polen tüpüne geçer
Tüp embriyo kesesine ulaşınca vegetatif nucleus erir,generatif nucleus mitozla iki nucleus oluşturur
Generatif nucleuslardan biri ovumu dölleyerek embriyoyu oluşturur
Diğer generatif nucleus polar nucleusları dölleyerek endospermi oluşturur.
Not:Çiçekli bitkilerden kapalı tohumlularda iki döllenme gerçekleşir
Döllenme: Ovum(n) + Sperm (n)=Embriyo (2n)
Döllenme:Plar nuc.(n)+Polar nuc.(n)+Sperm(n)=Endosperm (3n)
Tohum ve tohum oluşumu
Tohum taslağında bulunan embriyo kesesi döllenmeden sonra tohum haline dönüşür.
Tohum taslağı-----------------------Tohum
Tohum kısımları
Kabuk:Tohum taslagından gelişir tohumun olumsuz dış etkilerden korunmasını sağlar(2n) kromozomlu hücvrelerden oluşur
Endospermöllenen polar nucleuslardan gelişir.Çimlenme öncesi ve çimlenme esnasında bitki embriyosunun ihtiyacı olan besin maddesini bulundurur (3n) kromozomlu hücrelerden oluşur
Embriyoöllenen ovumdan gelişir.Yeni nesil bitkiyi oluşturur. (2n) kromozomlu hücrelerden oluşur
Meyva ve meyva oluşumu
Tohum oluştuktan sonra çiçek tablası ile beraber çiçek organlarından veya sadece ovaryumdan gelişir
1-Gerçek meyva:Sadece ovaryumun gelişimi ile oluşan meyva Örn:erik,kiraz,kayısı vb.
2-Yalancı meyva:Çiçek tablası,Canak yaprak,taç yaprak,erkek organ ve ovaryumun birlikte meydana getirdikleri meyva. Örn:Elma,armut vb.
Meyvalar tohumun korunmasında ve yayılmasında rol alan önemli yapılardır.
Tohum çimlenme ve gelişim
Bitkilerde gelişim olaylarından hücre bölünmesi,büyüme ve farklılaşma olayları görülür
Çiçeksiz bitkilerde sporların çimlenmesi ile gametofit gelişir
Çiçeksiz bitkilerde Sperm ve ovumun döllenmesi ile oluşan zi***un mitoz bölünmeleri ile sporofit gelişir
Vegetatif üreyen bitkilerde dal,yaprak,tomurcuk vb. vücud kısımlarından yeni bitki gelişir
Çiçekli bitkilerde tohumdan yeni bitki gelişir
Tohum yapısı
a-Kabuk:
Tohumu örter
Kabuğu oluşturan hücrelerin çeperleri mantarlaşmış ve odunlaşmıştır
Tohumu su kayıbından,mekanik etkilerden,kimyasal ve biyolojik etkilerden korur
Kalınlığı şekli ve yapısal özellikleri türe göre değişir
Kabuğu oluşturan hücreler 2n kromozomludur
b-Endosperm:
Açık tohumlularda sadece polar nucleuslardan döllenmeden gelişir ve n kromozomlu hücrelerden oluşur
Kapalı tohumlularda polar nucleusların döllenmesi ile oluşan triploid 3n kromozomlu hücrelerden oluşur
Türe göre farklı yoğunluklarda olmak üzere karbonhidrat,yağ ve protein depolar
Çimleninceye kadar hetotrof olan bitki embriyosunun madde ihtiyacını karşılar
Çimlenince endospermin görevini yapraklar üstlenir
c-Embriyo:
Ovumun spermle döllenmesi ile oluşur ve 2n kromozomludur
Embriyonik gövde ve kök taşır
Tohum çimleninceye kadar yavaşca gelişir
d-Çenekler (Kotiledonlar):
Embriyoya bağlı olarak gelişir
Endospermden besin alarak bitki çimleninceye kadar onu besler
Çimlenmeden sonra bir süre fotosentezde yapar(Dikotillerde)
Soğan,zambak vb.de tek çenek, sebzeler,çalılar,ağaçlar vb.de iki çenek, çamgillerde çok çenek bulunur
Tohumda uyku hali:
Tohumda metabolizma yavaş fakat devam etmektedir
Süre tohum kabuğuna ve besin miktarına bağlıdır
Kuru ve soğuk koşullarda uyku halinde kalarak canlılığı korumakta ve neslin dev***** garanti altına almaktadır
Tohumlarda uyku halinin devamı sağlayan hormon absisik asittir
Tohumlarda canlı ve çimlenme yetenekli kalma süresi türe göre değişir
Çimlenme gücü:
Tohum kabuğu kalınlığına
Tohumdaki su miktarının azlığına
Depo besinlerden yağ yerine nişastanın varlığına bağlı olarak artar.
Tohumda çimlenme:
Gerekli şartlar:
Su: Kabuğun çatlaması,embriyonun serbest kalması ve enzimatik reaksiyonlar için gereklidir
Oksijen:Artan metabolizma için gerekli enerji oksijenli solunumla karşılanır
Sıcaklık:Artan enzim etkinliği uygun sıcaklıklarda gerçekleşir
Işık:Bazı türlerde (Tütün) çimlenmede ışığa ihtiyaç duyulur.
Çimlenme mekanizması
Şartlar uygun olduğunda tohum su alarak şişer ve tohum kabuğu çatlar
Alınan su tohumda absisik asit etkinliğini kırar
Alınan suyun etkisi ile endosperm hücreleri giberillin üretir.
Giberillin absisik asidin etkinliğini azaltırken amilaz etkinliğini artırırı
Amilaz etkisi ile nişasta glikoza parçalanır
Oluşan glikoz çatlayan kabukla beraber alınan fazla miktardaki O2 kullanılarak solunumda harcanır
Çimlenme ile beraber tohumda ağırlık azalması gerçekleşir
Metabolizmanın hızlanması ile beraber hücre bölünmesi hızlanır
Meristem etkisi ile bitkiye yeni hücre ve dokular katılır
Bitki uç meristemi ile boyca,kambiyum ile ence kalınlaşarak büyür.
Bitki gelişmesinde rol alan faktörler
A-Su:
Turgor oluşumu
Madde taşınımı
Fotosentezde organik madde sentezi
Terleme ile ısı düzenlenmesi
Stomaların çalışması
Enzimatik reaksiyonlar için ortam
Hidroliz reaksiyonlarının gerçekleşmesi
B-Sıcaklık:
Enzim etkinliği ve metabolizmada etkendir
Terleme üzerine etkendir
Topraktan su alınımıda etkendir
C-Işık:
Klorofil sentezinde gereklidir
Fotosentezde gereklidir
Bazı türlerde çimlenmede gereklidir
D-pH,Tuz ve Mineral:
Enzim etkinliği için gereklidir
Bazı moleküllerin (Enzim,hormon,pigment vb.) yapısına katılır
E-Hormonlar:
Bitkisel hormonlar bitkinin büyümesi,yaprak-çiçek açması, yönelim, meyva oluşumu,Tohumda uyku ve çimlenme vb. yaşamsal olayların gerçekleşmesinde rol alırlar
Not:Bu faktörlerin etkinliği farklı türler için değişebilir.Değişik türlerde özel adaptasyonlar görülür.
 
GENETİK

Olasılık kuralları
Kalıtımda kullanılan iki önemli olasılık yasası şunlardır.
1-Şansa bağlı olan iki ayrı olayın sonuçları birbirinden bağımsızdır.
2-Şansa bağlı iki olayın aynı anda olma olasılığı bu olayların ayrı ayrı olmaolasılıklarının çarpımına bağlıdır.
Açıklama :Havaya atılan paranın yazı gelme ihtimali ½ , Tura gelme ihtimali ½ dir. Aynı para on kez havaya atılsa dahi her seferinde tura gelmeihtimali ½ dir.
On kez havaya atılan paranın on kere tura gelme ihtimali ise her seferindeher seferinde tura gelme ihtimalinin çarpımına eşittir. ( ½ )10 şeklinde ifadeedilir.
A-Olasılık prensiplerinin gametlerin oluşum olasılığına uyarlanması
Örnek : Tek Karakterde
lisebiyoloji-genetik.jpg

Örnek:İki karakterde
a)Her iki karakter içinde homozi*** bireylerde.
lisebiyoloji-genetik%20(2).jpg

b)Her iki karakter içinde heterozi*** bireylerde.
lisebiyoloji-genetik%20(4).jpg

Açıklama:Heterozi***lukta hibridlik derecesi gamet çeşit sayısını iki kat artırır.n=Hibridlik derecesi 2n =gamet çeşit sayısı
Örnekler:
AAbbCCddee genotipli bireyde oluşacak gamet çeşit sayısı. n=0 olduğundan gamet çeşit sayısı 1 dir.
AAbbCcDdee genotipli bireyde oluşacak gamet çeşit sayısı. n=2 olduğundan 2 2 =2.2=4 çeşittir.
AaBbCCDdee genotipli bireyde oluşacak gamet çeşit sayısı. n=3 olduğundan 2 3 =2.2.2=8 çeşittir.
B-Olasılık prensiplerinin bireylerin oluşum olasılığına uyarlanması
lisebiyoloji-genetik%20(6).gif

Pratik yol:Genotipte heterozi*** karakterlere 2 homozi*** karakterlere 1 değeri verilerek çarpılır.
Örnekler: AaBBccDdEeFfgg
2. 1. 1. 2. 2. 2. 1=16 çeşit gamet oluşur.
aaBbCcDdEeffGg
1.2. 2. 2. 2. 1. 2 =32 çeşit gamet oluşur.
Açıklama:Genotipi verilen bireyin meydana getireceği herhangi bir gametinoranı ( 1 / 2 )n bağıntısı ile bulunur.(n= hibridlik derecesi)
Örnek: AabbCcDdEeff genotipli bireyin abcdef genotipli gamet oluşturmaoranı nedir.
n=4 olduğuna göre;Gametin oranı=( 1 / 2 ) 4 = 1 / 16 bulunur.
lisebiyoloji-genetik%20(9).jpg


Monohibrid çaprazlama
lisebiyoloji-genetik%20(15).jpg
lisebiyoloji-genetik%20(18).jpg


lisebiyoloji-genetik%20(21).gif

Dihibrid çaprazlama
lisebiyoloji-genetik%20(24).jpg

lisebiyoloji-genetik%20(26).jpg

lisebiyoloji-genetik%20(28).gif

Genotip çeşitlilik
a)Her iki bireyin homozi***luğunda =1
b)Sadece birinin heterozi***luğunda =2
c)Her ikisininde heterozi***luğunda =3
Örnek:AABbDdEe X AaBbddEe çaprazlamasında oluşacak genotip çeşitlilik nedir?
Yanıt: 1.Karakter : (AA X Aa) =2
2.Karakter : (Bb X Bb) =3
3.Karakter : (Dd X dd) =2
4.Karakter : (Ee X Ee) =3
4 karakter için genotip çeşitlilik 2.3.2.3=36 bulunur.
Fenotip çeşitlilik
a) AA X AA , Aa X AA , AA X aa ve aa X aa çaprazlamalarında fenotip çeşitlilik 1 dir.
b) Aa X Aa ve Aa X aa çaprazlamalarında fenotip çeşitlilik 2 dir.
Örnek: AaBbDdee X AabbDDee çaprazlamasında fenotip çeşitlilik nedir?
Yanıt: 1.Karakter için: (Aa X Aa) =2
2.Karakter için: (Bb X bb )=2
3.Karakter için: (Dd X DD)=1
4.Karakter için: (ee X ee)=1
4 karakter için fenotip çeşitlilik=2.2.1.1=4 bulunur.
Örnek:AaBbDdeeFf genotipli bireyin oluşturacağı gamet çeşit sayısı nedir.
A)10 B)8 C)44 D)16 E)32
Örnek:AaBbDdEe X aaBbddEe çaprazlamasında aaBBddEe genotipli bireylerin oluşma olasılığı nedir.
A)1/32 B)1/16 C)1/8 D)1/4 E)1/2

Ard arda gelen şansa bağlı bağımsız olayların birlikte değerlendirilmesinde binom açılımından yararlanılır.
1.Örnek:Bir ailenin olabilecek 4 çocuğundan 3 kız ve 1 erkek olma olasılığı nedir?
Yanıt: Kız olma olasılığı =1/2 =a
Erkek olma olasılığı =1/2 =b ile sembolleştirelim (a+b)4= a4 + 4 a3 b + 6a2b2 + 4ab3 + b4 dağılımından 4a3b ifadesi a3= 3 kız ve b=1 erkek çocuğu ifade eder.
4(1/2)3(1/2)= 4.1/8.1/2=4/16=1/4 bulunur.
2.Örnek:Aynı ailenin 2 kız ve 2 erkek çocuk sahibi olma olasılığı nedir?
Yanıt: Binom açılımından 6a2b2 ifadesi bize a2 = 2 kız ve a2 =2 erkek çocuğu ifade eder.
6(1/2)2 (1/2)2 =6.1/4.1/4=6/16=3/8 bulunur.
Açıklama : Eğer soru somatik karakterlerle ilgili ise dominant özellik ¾ resesif özellik ise 1/4 olarak alınır.
3.Örnek: Bir ailenin olabilecek 5 çocuğundan 3 siyah saçlı ve 2 sarı saçlı olma olasılığı nedir?
Yanıt: Siyah saç dominant olduğundan =a =3/4
Sarı saç resesif olduğundan =b =1/4 oranında oluşma şansları vardır.
10a3b2 ifadesinden 10(3/4)3(1/4)2 = 10.27/64.1/16=270/1024 =135/512 bulunur.
4.Örnek:Aynı ailenin 5 çocuğundan 4 dominant ve 1 resesif olma olasılığı nedir?
Yanıt: 5a4b ifadesinden 5(3/4)4 (1/4) = 5.81/256.1/4 = 405/1024 bulunur.
5.Örnek:Aynı ailenin 5 çocuğundan 4 resesif ve 1 dominant olma olasılığı nedir?
Yanıt: 5ab4 ifadesinden 5(3/4).(1/4)4 =5.3/4.1/256=15/1024
6.Örnek:Bir ailenin olabilecek 4 çocuktan dördününde kız olma olasılığını bağıntılardan hangisi gösterir.
A)1/2 b)1/8 C)(1/2)2 D)(1/2)4 E)(3/4)4
Mendel kanunlarından sapmalar

Farklı kalıtsal özelliklere sahip bazı karakterlerin kalıtımı mendel kanunları ile açıklanamaz. Bu özellikleri taşıyan karakterlerin kalıtımında fenotip ve genotip oranları mendel kanunlarından farklıdır.Bunlar:
  1. Yarı dominantlık=Ekivalentlik,
  2. Polialellik,
  3. Komplementer genler,
  4. supplementer genler,
  5. engelleyici genler,
  6. Polimerik genler,
  7. Epistasi,
  8. Bağlantılı genler ve Krossing-over örnek olarak verilebilir.
Ekivalentlik
Alel genler normalde dominant resesif özellikler verir. Ancak bazı karekterler üzerinde etkili genler birbirlerine baskınlık kuramazlar heterozi*** durumda farklı bir genotip oluştururlar homozi*** halde kendi özelliklerini yansıtırlar bu tip genlere ekivalent gen denir.
Örnek : Sığırlarda kıl , Endülüs tavuklarında tüy , Akşam sefası çiçek
renkleri ekivalent genlerle belirlenir. Bu karakterleri sembolleştirme üslü ifadelerle yapılır.
Örnek:
lisebiyoloji-genetik%20(30).jpg

NOT : Bir monohibrit çaprazlamada fenotip ayrışım ,= genotip ayrışımsa ekivalentlik söz konusudur.
lisebiyoloji-genetik%20(32).jpg

Polialellik
lisebiyoloji-genetik%20(34).jpg

Canlılarda bazı karakterlerin belirlenmesinde etki eden gen sayısı ikiden fazla olabilir bu durumda bir karakter için normalde üç farklı genotip ( AA ,Aa , aa ) ve iki farklı fenotip ( A- , a- ) olması beklenirken hem genotip hem de fenotip çeşitlilik artar.

Tavşanlarda kürk rengi , insanda kan grubu vb. karakterler ikiden fazla genle kontrol edilen karakterlerdir. Bu karakterleri belirleyen genlerin sembolleştirilmesi üslü ifadelerle yapılır.
Örnek : Tavşanda kürk rengi : C > C ch > C h > şeklinde veya C1 > C2 > C3 > C4
İnsanda kan grubu : a , aA , aB veya IA , IB , I0 şeklinde
İnsanda Rh faktörü : R2 , R1 , R , r1 , R2 , R0 , rıı , r vb. şekildedir.
lisebiyoloji-genetik%20(37).jpg
lisebiyoloji-genetik%20(39).jpg
lisebiyoloji-genetik%20(40).jpg

Polialellikte olabilecek genotip çeşitlilik n (n+1) / 2 bağıntısıyla çözülür. n = Alel gen sayısı

Örnek: A1 , A2 , A3, A4 alelleri ile belirlenen karakter bakımından türde kaç farklı genotip tespit edilebilir.
Yanıt olarak: n = 4 tür. n . ( n+1) / 2 den 4. (4+1) / 2 = 4.5 = 10 bulunur.
Örnek: Birinci karakteri A1,A2, A3 ve ikinci karakteri B 1, B2 , B3 , B4 gibi alellerle kalıtlanan canlı türünün populasyonun da kaç farklı genotip tespit edilir.
Yanıt:
Birinci karakter için n=3 => 3.(3+1)/2=3.4/2=12/2=6 değişik genotip görülür
İkinci karakter için n=4 => 4.(4+1)/2=4.5/2=20/2=10 değişik genotip görülür
Her iki karakter için 6.10=60 değişik genotip görülür.
Örnek:
1-Yukarıda soyağacı verilen ailede 6 nolu bireyin OR—olma olasılığı nedir?
A)1/2 B)1/4 C)1/1 D)1/8 E)1/16
2-Yukarıda soy ağacında 5 nolu bireyin ABR+ olma olasılığı nedir?
A)1/2 B)3/4 C)1/8 D)1/16 E)3/16
3-Böyle bir ailenin olabilecek çocuklarında A-proteini ve Rh proteinini birlikte bulunduranların oranı nedir?
A)3/4 B)3/8 C)1/8 D)1/4 E)3/16
4-Böyle bir ailenin gelecekte eritroblastosisfetalis durumu ile karşılaşacak kız çocuklarına sahip olma olasılığı nedir?
A)1/2 B)1/4 C)1/8 D)3/4 E)3/8
Canlılarda Kromozomlar
1-Otozomlar : ( Vücut Kromozomları ) : Eşey kromozomları dışında kalan 2n-2 formülü ile ifade edilen ve vücutla ilgili karakterleri belirleyen genleri taşıyan kromozomlardır.Somatik hücrelerde çiftler (Homologları ile ) halinde bulunurlar.
Örnek:2n =40 olan canlılardaki otozom sayısı 2n-2 den 40–2 =38 bulunur.
Örnek: n = 8 olan canlılardaki otozom sayısı 2.8 –2 den 16–2 =14 bulunur.
NOT : Bazı canlılarda eşeyi belirleyen genler otozomlar üzerinde bulunur.
Örnek : Sirke sineğinde erkeklik karakteri , insanlarda cinsiyet karakterlerinde olduğu gibi

2-Gonozomlar : ( Eşey Kromozomları ) : Üzerinde canlının cinsiyetini belirleyen genler taşıyan X ve Y kromozomlarına denir. Normalde XX ve XY olarak bulunur. Diploid hücrelerde ( XX veya XY ) iki tane haploid hücrelerde ise ( X veya Y ) bir tane bulunur. XX yapısı dişilik , XY yapısı erkeklik
karakterlerinin gelişimini uyarır ancak bazı canlı türlerinde eşey farklı mekanizmalarla oluşturulur.
X ve Y kromozomları cinsiyetle ilgili genlerin dışında vücutla ilgili genleride taşır. X ve Y kromozomlarının homolog olan kısımlarına karşılık homolog olmayan kısımlarıda vardır.
Dişilerde X,X kromozomları arasında mayoz esnasında tüm örtüşme ve krossing over gerçekleştiği halde erkeklerde X ve Y kromozomları mayozda tam örtüşmez ve homolog olmayan segmentlerde krossing-over gerçekleşmez.
a)Krossingover’in gerçekleşmediği örtüşen bölgelerde cinsiyetle ilgili genlerinbulunduğu
b)Örtüşmeyen ve krossing overin olmayacağı bölgelerde X ve Y kromozomları ile taşınan ve vücutla ilgili karakterleri belirleyen genlerin bulunduğu
c)Örtüşen ve krossing over görülen bölgelerde ise hem X hem de Y iletaşınan vücutla ilgili karakterleri belirleyen genlerin bulunduğu kabul edilir. Yukarıda verilen bilgilerdende anlaşılacağı gibi X ve Y kromozomlarının dağılımı eşeyi belirler ancak üzerinde taşıdıkları Vücutla ilgili karakterlerinde
varlığı nedeniyle bu karakterleri kalıtlanması eşey oluşumuna bağlıdır. Bu olaya eşeye bağlı kalıtım denir.
Eşeyin Belirlenmesi
Kalıtsal karakterleri belirleyen genleri ilk varlığını öne süren Mendeldir.Daha sonra Sutton genlerin kromozomlar üzerinde yer aldığı , bir karakteri etkileyen gen çiftinin her biri homolog ( eş ) kromozomların belli lokuslarında bulunduğunu ileri sürdü . Bu görüş daha sonra Kromozom Teorisi adını aldı.
Daha sonraki bilimsel çalışmalarda önce X kromozomu keşfedildi .pek çok canlıda dişi karakterli faktörlerde iki X kromozomunun bir arada bulunduğu erkeklerde ise X ve kısmen X ve Y kromozomlarına gonozom ( eşey kr.) adı verildi
Protozooalarda genlerle belirlenen bir cinsiyet tayini yoktur. Genlerin rol aldığı cinsiyet tayini çok hücreli organizmalara özgüdür. Cinsiyetin genlerle belirlendiği canlılarda ise genlerin işleyişi farklı mekanizmalara dayanabilir.
Bazı canlılarda cinsiyet beslenme , ışık , yaş , stoplazmik faktörlere bağlı olarak belirlenir. Bu mekanizmalar çoğunlukla omurgasızlar ve bitkilere özgüdür. Ancak bazı omurgasızlar ve omurgalıların hepsinde cinsiyet gonozomlarla taşınan genlerle belirlenir.
Bazı Özel Eşey tayinleri
Cinsiyet (Eşey) belirlenmesi
a)XX-XY şeklinde eşey belirlenmesi; XX dişi, XY erkeközelliktedir.Hayvanların çoğunda.
lisebiyoloji-genetik%20(3).jpg

b)ZW-ZZ şeklinde eşey belirlenmesi;ZW dişi, ZZ erkek özelliktedir. Kuşlarda,Sürüngenlerde,Kuyruklu kurbağalarda ve bazı balıklarda böyle belirlenir.
lisebiyoloji-genetik%20(7).jpg

c)2n-n (Haploid- diploid )şeklinde eşey belirlenmesi;2n dişi, n erkek özelliktedir.Arılarda eşey bu şekilde belirlenir.
lisebiyoloji-genetik%20(10).jpg

d)Gonozom(A)/Autozom (X) (Y kromozomu eşey belirlemede işlevsizdir.) oranına göre eşey belirlenmesi; X/2A=0,5 Erkek, XX/2A=1 Dişi, X/3A=0,33 Süper erkek(Kısır) XXX/2A=1,5 Süper dişi XX/3A=0,67 İntersex (Dişi ve erkek arası bireyler)
lisebiyoloji-genetik%20(16).jpg

Örnek:Zi***ta 38 kromozom sayılan bir kuş türünün dişi bireyinin genotip yazılımı hangisidir.
A)19+X B)36+XX C)38+ZZ D)36+ZW E)36+ZZ
Örnek:Epitel hücresinde 16 kromozom sayılan arı türünün erkek bireyinin sperm hücresindeki kromozom durumu aşağıdakilerden hangisi olabilir.
A)16+XY B)8+X C)16 D)15+Y E)7+Y
Eşeye Bağlı Kalıtım
Eşey kromozomlarında sadece eşey karakterleri değil vücutla ilgili bazı karakterlerde kalıtlanır.Bu tür karakterlere eşeye bağlı kalıtım denir.
X kromozomunun Y kromozomuna homolog olmayan kısımlarında kalıtlanan karakterlere X’e bağlı karakterler denir.
Örnek:Miyopi, hemofili,kırmızı-yeşil renk körlüğü vb.
lisebiyoloji-genetik%20(19).jpg

Y kromozomunun X kromozomuna homolog olmayan kısımlarında kalıtlanan karakterlere Y’ ye bağlı karakterler denir. Örnek:Kulak kıllılığı,
Perde parmaklılık, ıchthyosis hystrix grovior vb.
lisebiyoloji-genetik%20(22).jpg

X ve Y kromozomlarının homolog kısımlarında kalıtlanan karakterlere hem X hemde Y’ ye bağlı karakterler denir.
Örnek:Tam renk körlüğü,Xeroderma pigmentosum vb.
Not:Bazı otozomal karakterleri belirleyen genler bireyin cinsiyetine göre özellik belirlemektedir.Bu tür karakterlere eşeyin etkisinde kalan karakterler denir.
Örnek:Dazlaklık
Morgan drosofilalar üzerinde yaptığı çalışmalarda canlının 2n= 8 olduğunu tespit etti. Dişilerde kromozomlar çiftler halideydi. Drosofilalarda 3 çift otozomal kromozom ve 1 çiftte cinsiyeti belirleyen kromozom vardır.Dişilerde cinsiyeti belirleyen kromozomlar birbirine benzer bunlara X kromozomu denmiştir. Ancak erkeklerde X e benzeyen bir kromozom birde benzemeyen kromozom vardı. Benzemeyen bu kromozoma Y kromozomu denir.

Morgan çalışmalarında beyaz gözlü mutantı gözledi.Bu karakter yabanıl ve dominant olan kırmızı göze göre resesif bir özellikti.
Beyaz gözlü dişilerle kımızı gözlü erkeklerin çaprazlamasında dişiye ait olan beyaz göz karakterinin erkek döle, erkeğe ait olan kırmızı göz karakterinin ise dişi döle geçtiğini gözledi. Bu olaya Crıs-cros kalıtım dedi.
Sonuç olarak göz rengi karakterinin X kromozomlarında kalıtlandığı ve X kromozomunun cinsiyetle beraber bazı vücut karakterlerininde kalıtlanmasında rol oynadığını ortaya koydu. Cinsiyeti belirleyen
kromozomlarla taşınan böyle vücutla ilgili karakterlerin kalıtımına eşeye bağlı kalıtım denir.
lisebiyoloji-genetik%20(27).jpg

Crıs-cros kalıtım:
İnsanlarda eşeye bağlı kalıtımın genotipik çeşitleri ve bunların fenotipik yansımaları:
a) X’e bağlı kalıtımda: X+ : hastalık geni taşır, X:Normal gen taşır.
-Hem erkeklerde hemde dişilerde görülür.
1-Dişilerde: XX=Normal dişi XX+ :Taşıyıcı dişi X+X+ :Hasta dişi
2-Erkeklerde: XY:Normal erkek X+Y :Hasta erkek
b)Y’ye bağlı kalıtımda: Y+:Hastalıklı gen taşır, Y:Normal gen taşır.
-Sadece erkeklerde görülür:
XY+ :Hasta erkek, XY:Normal erkek
c)Hem X hemde Y’ye bağlı kalıtımda: X+ ve Y+ Hastalık genleri taşırlar,
X ve Y normal genler taşırlar.
-Hem erkek hemde dişilerde görülür.
1-Dişilerde: XX=Normal dişi XX+ :Taşıyıcı dişi X+X+ :Hasta dişi
2- Erkeklerde: XY:Normal erkek X+Y+ :Hasta erkek
X+Y:Taşıyıcı erkek XY+:Taşıyıcı erkek
X’e bağlı kalıtımda hastalık geni anne veya babadan alınabilir. Bu grup genlerin erkeklerde görülme olasılığı dişilerde görülme olasılığının iki katıdır.Erkeklerin hasta olması için taşıdıkları tek X kromozomunun hastalık genini taşıması yeterlidir. Dişilerin ise hasta olmaları için taşıdıkları iki
kromozomunda hastalık genini taşımaları gerekir.
Örnek:X’e bağlı haslıkla ilgili olarak populsyonda hastalıklı genin görülme olasılığı 1/50 ise erkek ve dişilerin hasta olma olasılıkları nedir?
Yanıt: X+ =1/50 => Hasta erkek :X+ Y=1/50 , Hasta dişi: X+X+=1/50.1/50=1/2500 bulunur.
Örnek:X’e bağlı hastalık için populasyonda erkeklede görülme olasılığı 1/30 ıse
a)Taşıyıcı dişilerin oranı nedir?
b)Hasta dişilerin oranı nedir?
Yanıt: a) X’e bağlı olduğu için XhY=1/30 => XhX=1/30 bulunur. b) XhY =1/30 => XhXh= 1/30.1/30=1/900
Örnek: Renk körü taşıyıcısı anne ile hasta babanın olabilecek çocuklarının genotip ve fenotip dağılımı nedir?
Ayrılmama
Calvin drosofila genetiği üzerine yaptığı çalışmalarda mutant al gözlü bireyler tespit etti, bu özellik resesif özellik olup X kromozomu ile kalıtlanan karakterdi. Al gözlü dişilerle kırmızı gözlü erkeklerin çaprazlanması sonucunun crıs-cros kalıtıma uygun olması beklenirken dölde al gözlü dişilere rastlanmıştır. Al gözlü dişilerin olması için mutlak anneden iki hastalıklı geni taşıyan X kromozomunu almakla oluşacağı sonucuna varılmıştır. Bu durum dişide gamet oluşumu sırasında X kromozomlarının birbirinden ayrılmaması ile meydana geleceği sonucuna varılmıştır. Brıcıs döllerin hücrelerini incelediğinde durumun varsayıldığı gibi olduğunu gördü.
lisebiyoloji-genetik%20(29).jpg

Ayrılmama:Eşey ana hücrelerinde mayoz bölünme esnasında homolog kromozomlar birbirlerinden ayrılmayıp aynı gamete gitmeleri sonunda kromozom durumları bakımından anormal gametler oluşur bunların homolog çiftleri bir arada bulunurken diğerlerinde bu kromozomlar bulunmaz. Bu tip gametler arasında gerçekleşecek döllenme sonunda anormal genotipli ve fenotipli bireyler meydana gelir.Bu bireylerden;
Drosofilalarda: XXY=diş X -=erkek
İnsanlarda :
XXY:Klinefelter(erkek)
lisebiyoloji-genetik%20(31).jpg


X :Turner sendromu
lisebiyoloji-genetik%20(33).jpg

Down sendomu
lisebiyoloji-genetik%20(35).jpg

Ayrılmama olayı eşey kromozomlarında olabileceği gibi otozomal kromozomlarda da olabilir.İnsanlarda bazı istisnalar hariç otozomlarda görülen ayrılmama olayları sonunda oluşan gametler ya döllenemez yada döllenme sonunda gelişemezler.Otozomlarda görülen ayrılmama sonunda
2n+1, 2n+2, 2n-1 genotipli bireyler oluşur. İnsanlarda 21.çift kromozomdan bir fazla bulunması 2n+1=47 genotipli mongolizme(Down sendromu) neden olur.
Sirke sineğinde ayrılmama:
lisebiyoloji-genetik%20(36).jpg
lisebiyoloji-genetik%20(38).jpg


İnsanlarda ayrılmama:
lisebiyoloji-genetik%20(41).jpg


Örnek: 2n+1 genotipindeki bir canlının meydana gelmesinde rol alan gametler için aşağıdaki ifadelerden hangisi söylenemez.
A)Profaz-I de homolog kromozomlar sinaps yapmıştır.
B)Bir kromozomda ayrılmama vardır.
C)Mayoz bölünme ile meydana gelmiştir.
D)Her iki gametin oluşumunda da ayrılmama gerçekleşmiştir.
E)Kromozom sayısı mutasyonlarına örnektir
Bağlantı ve Krossing-over
lisebiyoloji-genetik%20(42).jpg

Canlılarda binlerce karakteri belirleyen binlerce gen vardır.Bunlar belli sayıdaki kromozomlarda taşınır.Bir kromozom yüzlerce geni birlikte bulunur ve yeni nesillere birlikte kalıtlanır. Aynı kromozomda taşınan bu genlere bağlantılı genler denir.
Bağlantılı genler (kaç tane karakter incelenirse incelensin) kalıtımda krossing-over yoksa homozi***lukta bir çeşit, heterozi***lukta ise iki çeşit gamet oluşturur.
Krossing-over görülürse krossing-over görülen karakterlerdeki heterozi***luk değeri kadar gamet çeşitliliği görülür.
Örnek:AaBbDdEe Genotipinde A-b-d-E genleri arasında bağlantı varsa oluşacak gamet çeşit sayısı ve genotıpleri nelerdir?
Yanıt: a)Krossing-over yoksa: verilen genotipte bütün genlerin bağlı olması bu karakterlerin bir çift homolog kromozomda taşındığını gösterir.
Kromozomlardan birinde A-b-d-E genleri bağlantılı şekilde bulunurken diğerinde a-B-D-e genleri bağlantılı şekilde bulunur.
A-b-d-E genleri homolog kromozomların biri ile bir gamete beraber giderken, diğer a-B-D-e genleri diğer homolog kromozomla diğer gamete birlikte giderler.
Var olan 4 karakterde heterozi*** olduğu için iki çeşit gamet meydana gelir. (Bir tanesinin heterozi*** olması yeterlidir.)
Genotip: A-b-d-E
a-B-D-e
Mayoz:
Gametler: A-b-d-E a-B-D-e iki çeşit gamet oluşur.
Bağlantılı genlerde krossing-over a uğrama değeri veya eşey ana hücrelerindeki değere mayoz esnasında krossing-over ile bağlantının çözüldüğü hücre oranını verir.
Örnek : Eşey ana hücrelerinde görülen krossing-over değeri % 36 ise ifadesinde % 36 krossing-over un görüldüğü ana hücre % 64 ise krossing-over un görülmediği ana hücre oranını verir.
Krossing –over lı gamet oranı ise bağlantının çözülmesi ile oluşmuş gametlerin bağlantısını çözülmüşlerin oranını verir.
Örnek : Krossing-over lı A-b’ nin oranı % 8 ise ifadesi
Bağlantılı A-B ve a-b arasında vardır.. Genotip AB dir.
ab
Krossing-over gerçekleşip gametler oluştuğunda 4 çeşit gamet meydana gelir. Bunlar
AB ab Ab aB
Bağlantısı Krossing-over lı
Çözülmemiş Bağlantısı çözülmüş
% 8 bağlantısı çözülmüş grup içinde Ab gametinin oranını ifade eder.
Örnek: Genotipi AaBb olan canlıda A-B genleri bağlantılıdır. Eşey ana hücrelerinde % 32 oranında krossing-over görüldüğüne göre A-b gametlerinin meydana gelme oranı nedir?
Yanıt : AB genotipinde
ab
Krossing-over % 68 % 32 Krossing–over
geçirmeyen grup geçiren grup
AB (1/2) %34 AB (1/4) %8
ab (1/2) %34 ab (1/4) %8
Ab (1/4) %8
aB (1/4) %8
Bireyin oluşturduğu gametler içinde bağlantısı çözülmemiş AB ve ab genlerini taşıyan gametler hem krossing-oversiz hemde krossing-overli grup içinde bulunur. Bu nedenle sonuç her iki gruptaki gametlerin toplamına göre yapılır.)
Bireyde oluşan gametlerdeki çeşitlilik AB %42, ab %42 , Ab %8 , aB %8 oranında meydana gelir.
Gametlerdeki genotipik oran: AB-ab-Ab-aB
5 : 5 : 1 : 1 bulunur.
Örnek:AaBb genotipli canlıda AB gameti %4 oranında oluşmuşsa ;
a)Krossing-over değeri nedir?
b)Ab gametinin oluşma olasılığı nedir?
c)Gametlerdeki genotipik dağılım nedir?
Yanıt: AB gametinin %4 gibi çok düşük oranda meydana gelmesi Bağlantının A-b ve a-B genleri arasında olduğunun göstergesidir. Krossing-overli grup içinde Bağlantısı çözülmemiş Ab ve aB gametleri ile bağlantısı çözülmüş AB ve ab gametleri vardır.Bunların her birinin görülme olasılığı1/4 tür. Toplamları 4/4 olup toplam gametler içindeki oranı %16 dır.
a) Krossing-over oranı=Krossing-overli bir gamet oranı.4=%4.4=%16 bulunur.
b)Ab bağlantısı çözülmemiş gamet hem krossing-over geçirmemiş grup hemde krossing-over geçirmiş grup içinde bulunur. krossing-over geçirmemiş grubun oranı =%100-%16=%84 Ab nin gruptaki değeri1/2 olduğundan oranı %42 bulunur
Krossing-over geçirmiş gruptaki oranı= %16 grup içindeki değeri ¼ olduğundan %4 oranında bulunur Birlikte görülme olasılığı=%42+%4=%46 bulunur.
c) Krossing-overli Krossing-oversiz Oranı
Ab %42 + Ab %4 =%46 9
aB %42 + aB %4 =%46 9
AB %4 =%4 1
Ab %4 =%4 1 bulunur.

Aynı kromozom üzerinde yer alan genler arası uzaklık fazla ise krossing-over değeri ( bağlantının çözülmesi ) fazladır. Yakınsa azdır. Bağlı genler arası uzaklık santimorgon olarak ifade edilir ve krossing-over da oluşma değeridir.
(Örnek: A-b bağlı genlerinin krossing-over değeri % 5 ise A ile b genleri arası 5 santimorgondur.)
Soru : Aralarında uzaklıkları santimorgon cinsinden verilmiş genler arasında bağlantısı en zayıf ve en güçlü olanları hangisidir?
A C D E B A-C , C-D , A-E , E-B
1_clip_image023.gif
2 1 2 2
Yanıt : A-C = 2 sm C-D = 1 sm En Zayıf : AE Genleri
A-E = 6 sm E-B = 2 sm En Güçlü : CD Genleridir.
Örnek:AaBbDdEeFfgg Genotipli bireyde A-b-d genleri bağlantılı ise Aşağıdaki üç soruyu örneğe göre çözümleyin.
1-Aşağıdaki gametlerden hangisi bağlantının çözüldüğünün göstergesidir.
A)AbdEFg B)AbDEFg C)Abdefg D)aBDEFg E)aBDefg
2- I -MayozII II-Mitoz III-Krossing-over
IV-Ayrılmama V -Döllenme
Örnekteki canlının gametleri arasında ABdEefg genotipinde gamet bulunduğuna göre gametlerin oluşumunda yukarıdaki olaylardan hangileri gerçekleşmiştir.
A)I-III-IV B)III-IV C)I-V D)I-III-IV E)I-III-IV-V
3-AbdEFg gametinin meydana gelme olasılığı hangisidir.(%)
A)32 B)16 C)8 D)4 E)12
4- AaBb genotipindeki canlıda AB gameti %42 oranında görülüyorsa Krossing-over değeri nedir.
A)%42 B)%84 C)%8 D)%32 E)%16
5- ABCD bağlı genler arasındaki uzaklık santimorgon cinsinden A-D=3, A-C=2,A-B=7,B-C=5,B-D=4 olduğuna göre Krossing-over değeri en az (Bağlantısı en güçlü) olan gen çifti hangisidir.
A)A-B B)D-B C)C-D D)C-B E)A-C
Soy ağacı problemlerinde dikkat edilecek kurallar
Otozomal Dominant Kalıtıma İlişkin Özellikler
· Hastalık kuşak atlamaz ve dikey kalıtımlıdır.
· Hasta kişinin ya annesi ya babası yada ikisi birden hastadır.
· Hastalık kız ve erkeklerde aynı oranda görülür.
· Eşlerden biri hasta (heterozi***) diğeri normalse , doğacak çocukların yarısı hasta olur.
· Hem anne hemde baba hasta olduğu zaman (her ikisi de heterozi***) çocukların % 75 ‘ i hasta olur.
· Hastalık taze mutasyonla ortaya çıkmışsa hasta kişinin anne ve babası normal olur..
lisebiyoloji-genetik%20(11).jpg

Otozomal Resesif Kalıtımın Özellikleri Şunlardır
· Kalıtım, otozomal dominant kalıtımın aksine yatay tiptedir.
· Hasta çocuğun kardeşleri, cinsiyet farkı olmaksızın 1/ 4 olasılıkla hasta ve 3 / 4 olasılıkla sağlam olurlar.
· Hasta çocuğun anne ve babası genellikle normal olur.
· Akraba evlilikleri hastalık riskini arttırır.
· Etnik farklılıklar görülür.
· Hasta kişi normal bir kişi ile evlenirse çocuklarının hepsi normal fakat taşıyıcı olur.
· Hasta kişi heterozi***la evlendiği zaman çocuklarını yarısı heterozi*** normal, yarısı hasta olur.
lisebiyoloji-genetik%20(5).jpg

X Kromozomal Dominant Kalıtımın Özellikleri Şunlardır
· Hasta erkeğin kız çocukları hasta, erkek çocukları ise normal olur.
· Hasta kadının kız ve erkek çocuklarının yarısı hasta olur.
· Hastalık erkekten erkeğe geçmez.
· Hasta erkek çocuğun annesi mutlak hastadır
lisebiyoloji-genetik%20(8).jpg

X Kromozomal Resesif Kalıtımın Özellikleri Şunlardır
· Hastalık çoğunlukla erkeklerde görülür ve bunların anneleri normal fakat ilgili gen için taşıyıcıdır.
· Hastalık babadan oğula geçmez.
· Hasta erkek sağlam kadınla evlenirse, kız çocuklarının tümü taşıyıcı, erkek çocuklarının ise tümü sağlam olur.
· Taşıyıcı kadın sağlam erkekle evlendiği zaman, kız çocuklarının yarısı normal yarısı taşıyıcı, erkek çocuklarının ise yarısı sağlam yarısı hasta olacaktır.
· Hasta erkek taşıyıcı kadınla evlenecek olursa, kızlarının yarısı hasta yarısı taşıyıcı, erkeklerin ise yarısı hasta yarısı sağlam olur.
· Hasta kız çocuğunun babası mutlak hastadır.
lisebiyoloji-genetik%20(11).jpg

Y ye bağlı kalıtım
· Sadece erkeklerde görülür
· Hasta babanın tüm erkek çocukları hastadır
· Hasta çocuğun babası hastadır
lisebiyoloji-genetik%20(13).jpg


Örnek soy ağaçları
lisebiyoloji-genetik%20(17).jpg

lisebiyoloji-genetik%20(20).jpg

lisebiyoloji-genetik%20(23).jpg

lisebiyoloji-genetik%20(25).jpg
 
PAPULASYON GENETİĞİ

Bir populasyonun gen havuzu incelenen karakterle ilgili alel frekanslarına göre tanımlanır
Populasyon, aynı türe ait bireylerin oluşturduğu gruptur.
Bir populasyondaki (bireylerinin arasında) üreyebilme yeteneğindeki bir grup tarafından oluşturulur.
Bir populasyonda bireyler birbirinden izole olabilir. bu genetik materyal değişimi, ya da bir bölgede farklı alel yoğunluğu nadirde olsa görülebilir
Herhangi bir anda bir nüfus genlerin toplam toplam nüfus gen havuzu denir.
Bir populasyonda tüm bireyler aynı alel için homozi*** olduğunda, bu alel frakansının sabit olduğu söylenebilir.
Genellikle, bir karakter için her gen havuzunda gen frekansını belirleyen iki veya daha fazla alel vardır.
Hardy-Weinberg Teoremi
Hardy-Weinberg teoreminde bir popülasyon gen havuzu anlatılmaktadır.
Bu teoreme göre gen frekansını etkileyen mutasyon ,izolasyon vb olmadığı sürece bir popülasyon gen havuzunda alel , genotip ve frekansları nesiller boyu sabit kalacaktır.
Mayoz , rasgele döllenmenin ,alellerin ve populasyonun toplam gen havuzu üzerine hiçbir etkisi yoktur.
Mayoz bölünme ve rastgele döllenme, aynı alellerin ve önceki nesillein genotip frekanslarının aynen devam etmesini sağlar.
Hardy-Weinberg teoremi aynı zamanda polialellik ,ekivalentlik ve diğer etkileşimleri olan durumlar için geçerlidir.
Hardy-Weinberg teoreminde, popülasyon genetiğinde dominant alel freknsını (p) ile resesif alel frekansını ise (q) ile genellenir.
Birleşik frekanslar 100% değerini verir; bu nedenle p + q = 1.
Eğer p + q = 1, ise p=1-q ve q = 1 – p değerlerine ulaşılır
Populasyonu oluşturan bireylerin frekansları ise: (AA) P 2 +(Aa) 2 pq +(aa)q 2 = 1
Bu genel formülü Hardy-Weinberg eşitliğini belirtir.
Eğer bir populasyonda alel frekansı veya genotip frekansı biliniyorsa popülasyon gen veya genotip frekansları bu bilgiler kullanılarak hesaplanabilir.
Hardy-Weinberg teoremi özelliklerin yeni nesillere aktarımında Mendel teorisi ile uyumludur ancak doğal seçilim (Evrim) teorisi genetik varyasyonu şart koşar.
Hardy-Weinberg teoremi kuşaktan kuşağa genetik varyasyonu azaltmak ve genetik istikrar ı korumak için önemli bir süreçtir.
Hardy –Weinberg’e göre popülasyon dengesinin korunması için beş koşulun oluşması gerekir.
Kalabalık popülasyon gerekir : Küçük popülasyon gen havuzunda, genetik kayma, şans dalgalanmaları genotip frekanslarını zamanla değişmesine neden olabilir.
Göçler olmamalı: İçe veya dışa göçlerle genotip ve genlerin frekanslarında önemli değişimler gerçekleşir
Mutasyonlar olmamalı: Alellerin birinde gerçekleşecek mutasyonla alel frekanslarıda değişmiş olur.
Rastgele çiftleşme olmalı: Eğer bireyler belli özellikteki eşlere yönelim gerçekleştiriyorsa genlerin dengesinin bozulması ve yeni nesilde gen frekansının değişimine neden olacaktır
Doğal seçilim olmamalı: Eğer çevresel şartlar belli özellikteki bireylere yaşam ve üreme avantajı sunuyorsa ,yeni nesilde de genotip ve gen frekansları değişime uğrayacaktır.
NOT: Bu beş koşul gerçekleşmesi Hardy-Weinberg teorisi tarafından öngörülen sapmaların olmaması (Dengenin korunması)için şart iken ,gerçekleşmemesi ise doğal seçilim (Evrim) teorisi için şarttır .
Popülasyon Genetiği
Bir populasyonda takip edilen karakter üzerine zıt yönde etkileyen iki gen vardır. Bu iki alelin yüzde toplamı populasyondaki bu karaktere etkili genlerin toplam yüzdesini verir. A+a=1 bağıntısı yazılabilir. Ortamda p kadar A geni ve q kadar a geni bulunduğu varsayılırsa p + q = 1 bağıntısı yazılır.
Bir karakter bakımından populasyonda AA-Aa ve aa genotipli bireyler olacağından Bunların toplamı AA+Aa+aa=1 bağıntısı yazılabilir.A=p ve a=q olduğundan AA(1/4 oranında oluşurlar)=p2 ,Aa(1/2 oranında oluşurlar)=2pq ve aa=(1/4 oranında oluşurlar)q2 Buradan P2 + 2pq + q 2 = 1 bağıntısı yazılabilir.
Nispi frekans: Belli genotipteki birey veya genlerin populasyonda görülme yüzdesidir.
Mutlak frekans: Belli genotipteki bireylerin populasyondaki sayısıdır.
Örnek:4000 kişilik populasyonda her yüz kişiden 16 sı düz saçlı ise;
a)Dominant ve resesif genlerin frekansı nedir?
b)Heterozi*** bireylerin frekansı nedir?
c)Dominant gen taşıyan bireylerin frekansı nedir?
d)Homozi*** bireylerin mutlak frekansı nedir?
Yanıt:
a) Populasyonda düz saçlılığın az görülmesi resesif karakter olduğunu gösterir.
aa=q2= 0,16 => q(a)=0,4 bulunur. p+q=1 den p(A)=1-q =1-0,4=0,6 bulunur. Dominant gen=0,6 ve Resesif gen=0,4 tür.
b) P2+2pq+q2=1 bağıntısında heterozi***lar=2pq=2.0,6.0,4=0,48 bulunur.
c)Dominant gen taşıyanlar=p2+2pq= (0,6)2+0,48=0,36+0,48=0,84 bulunur.
d)Homozi*** bireyler=p2+q2=(0,6)2+(0,4)2=0,36+0,16=0,52 bulunur.
Düşük frekanslı genlerin saptanması:
Örnek: Populasyonda her 10000 kişiden biri resesif bir gen taşıyorsa;
a)Resesif ve dominant genin frekansı nedir?
b)Heterozi*** bireylerin frekansı nedir?
c)Resesif geni taşıyan bireylerin frekansı nedir?
Yanıt:
a)Resesif gen taşıyan bireyler=
aa=q2=1/10000 => q=1/100 (=0,01) bulunur.
Dominant gen taşıyanlar =
AA =p2=1-1/100=99/100 (=0,99) bulunur.
b)Heterozi*** bireyler =
2.p.q=2.99/100.1/100=198/10000 bulunur.
c)Resesif gen taşıyanlar=
2.p.q+q2 =198/10000+1/10000=199/10000 bulunur.
Örnek:Populasyonda hastalıklı bireylerin görülme olasılığı 1/1600 ise heterozi*** bireylerin görülme sıklığı nedir?
Yanıt: q2=1/1600 => q=1/40 dır. P=1-1/40 =39/40 bulunur.
Heterozi***lar=2.p.q = 2.1/40.39/40 =78/1600=1/20 bulunur.
Polialellikte gen frekanslarının bulunması.
İnsanlarda kan grupları poli alelliğe örnektir. A grubuna =p ,B grubuna=q ve O grubuna =r dersek bunlardaki bağıntı şu şekilde gerçekleşir.A+B+O=1 den p+q+r=1 bağıntısı yazılır. Toplumdaki olabilecek genotip çeşitlilik ise bize şu bağıntıyı verir. p2 + 2pq + 2pr + q2 + 2qr + r2 = 1
Örnek:İnsan populasyonunda Kan gruplarını belirleyen A geninin bulunma oranı 0,3 ,B geninin bulunma oranı 0,2 ise ;
a)O geninin frekansı nedir?
b)Homozi*** bireylerin frekansı nedir?
c)Kanında B grubu protein taşıyan bireylerin oranı nedir?
d)En kolay bulunabilecek kan grubu hangisidir?
Yanıt:
a) p(A)=0,3 q(B)=0,2 => 1=p+q+r den r(O)=1-(p+q) = 1-(0,3+0,2)=1-0,5 = 0,5 bulunur.
b)Homozi*** bireyler=p2 + q2 + r2 = (0,3)2 + (0,2)2 + (0,5)2 = 0,09+0,04+ 0,25=0,38 bulunur.
c) Kanında B grubu protein taşıyanlar=AB-BB-BO => 2pq+q2+2qr bağıntısı kullanılır.Bağıntıya göre gen frekanslarını yerlerine yazarsak; 2.0,3.0,2+ (0,2)2 +2.0,2.0,5= o,6+0,04 + 0,20 = 0,36 bulunur.
 
PROTEİN SENTEZİ

Santral Doğma
DNA molekülü protein sentezinde amino asitlerle doğrudan temas etmez.Sentezde ana kalıp DNA modellik ederek oluşumunu sağladığı ikincil kalıplar ( RNA ) vasıtasıyla protein sentezine katılır.
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(1).jpg

DNA bu görevi şu sırayla gerçekleşir.
DNA dan protein sentezine doğru gerçekleşen olaylar tersinir değildir , yani DNA dan protein sentezlenir ancak proteinden DNA sentezlenmez bu nedenle bu olaya santral doğma denir
A- Replikasyon
Hücre bölünmesi öncesi DNA molekülünün kendini eşlemesine denir. Bölünmede meydana gelen hücrelere eşit miktarda DNA verilmiş olur. Böylece kalıtsal özelliklerin nesiller boyu değişikliğe uğramadan aktarılması sağlanır.
Replikasyon hücre döngüsünün sentez ( s ) evresinde gerçekleşir. Yarı korunumlu olarak gerçekleşir. Bir DNA molekülünün bir zinciri kalıp diğer zincir ise yeni sentez DNA’ dır.
Replikasyon da DNA zincirlerinin görevi yeni moleküllere kalıp görevi görmektedir.
Replikasyon eucaryotik hücrelerde nucleus ta, mitokondri ve Kloroplastta gerçekleşir.Prokaryotlarda sitoplazmada gerçekleşir.
Replikasyonun gerçekleşmesinde görülecek hata yeni hücrelerde ortaya çıkar.Yeni nesillerde görülmesi için hatanın üreme hücrelerinde (Sperm, ovum, spor,makrospor,mikrospor) veya üreme ana hücrelerinde gerçekleşmesi
gereklidir.
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(2).jpg


Replikasyonun özellikleri
  • Nucleotidler deoksiriboz içerir.
  • Kalıp DNA bütün nucleotidleriyle senteze katılır.
  • DNA polimeraz ve DNA az iş görür.
  • Sadece hücre bölüneceği zaman İnterfazda (Sentez evresinde) gerçekleşir.
  • kalıtsal bilgilerin yeni nesillere taşınımını amaçlar.
  • DNA molekülünün iki zinciride kalıp ödevi görür.
  • Sentezlenen yeni zincirler kalıp zincirle zayıf hidrojen bağları kurarak birlikte DNA molekülünü oluşturur.
  • Kalıp DNA 3’ ucundan 5’ ucuna doğru okunur
  • Yeni DNA sentezi 5’ ucundan 3’ ucuna doğru gerçekleşir
DNA
(ATP,GTP,CTP,TTP)n+n-2(H2O) -------------------- DNA +2 n-4 Pi
DNA Polimeraz
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(3).gif

B- Transkripsiyon
Nucleusta, mitokondri ve kloroplastlarda gerçekleşir. Prokaryotlarda sitoplazmada gerçekleşir. DNA gen birimlerinden m-RNA nın belirli nucleotid dizilimiyle sentezlenmesidir. İnterfaz aşamasında gerçekleşen bu olay bölünme evresinde gerçekleşmez temel amaç hücredeki yaşamsal olayların kontrol edilmesidir. Amaç DNA daki nucleotid diziliminin şifre olarak m-RNA ya aktarılmasıdır.
Transkripsiyon gerçekleşirken görülen hata sadece o m-RNA ile sentezlenecek proteinle ilgilidir. Normal transkripsiyonlar çoğunlukla bu hatayı örter.
DNA
n(ATP,GTP,UTP,CTP)+n-1(H2O) ----------------------RNA +2n -2Pi
RNA Polimeraz
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(4).gif


Transkripsiyonun temel özellikleri
  • DNA nın anlamlı zincirinde gerçekleşir.(Kalıp ödevi görür)
  • Belirli bir protein sentezi için gerçekleşir.
  • DNA daki Timinin yerini sentezlenen m-RNA da Urasil alır.
  • Sentezlenen m-RNA daki nucleotid sayısı anlamlı zincirdeki nucleotidle oranı 1/1 dir.
  • Sentezlenen m-RNA daki nucleotid sayısı gen bölgesindeki nucleotidlere oranı 1/2 dir.
  • Sadece interfazda gerçekleşen bir olaydır.
  • DNA dan m-RNA ya aktarılan her anlamlı üçlü nucleotid dizisine kodon denir.
  • Nucleotidlerde riboz bulunur.
  • RNA polimeraz enzimi iş yapar.
  • Aynı sentez hücrede defalarca gerçekleşebilir.
  • DNA molekülünün tek zinciri ve gen bölgesi kalıp ödevi görevi görür.
  • Sentezlenen RNA sentez bittikten sonra kalıp DNA dan ayrılarak sitoplazmaya geçer.
  • m-RNA sentezinde DNA 3’ uçtan 5’ uca doğru okunur
  • m-RNA 5’ uçtan 3’ uca doğru sentezlenir.
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(5).gif


RNA’ nın DNA ya Benzer Özellikleri
  • DNA üzerinde sentezlenmesi.
  • Organik baz olarak Adenin , Guanin , Sitozin in bulunması.
  • Fosfodiester bağlarına sahip oluşu.
  • m-RNA hariç zayıf hidrojen bağları bulunuşu.
  • İnterfazda sentezlenmesi.
  • Kalıtsal özelliklerinin oluşması ve yaşamsal olayların gerçekleştirilmesi.
  • Nucleus kloroplast ve mitokondri de bulunuşu.
RNA’ nın DNA dan farklı Yönleri
  • Tek zincir oluşu.
  • Timin yerine urasil bulundurması.
  • Sitoplazma ve ribozomlarda bulunması.
  • İşlevi bitirdikten sonra yıkılması. (Hidrolizle)
  • Daha küçük molekül yapıda olması.
  • Kendini eşleyememesi.
  • Yapı ve görev olarak 3 çeşit olması.
  • Bölünme hariç her zaman sentezlenirler.
C- Translasyon
Hücre sitoplazmasında (Mitokondri matriksinde ve Kloroplast stomasında ribozomlarda gerçekleştirilir. m-RNA ile taşınan şifre kodonlarlara uygun amino asit dizilimine sahip proteinlerin sentezlenmesidir. Hücre döngüsünün bütün evrelerinde gerçekleşen bu olaylarda amaç hücrenin ihtiyacı olan yapısal ve enzimatik proteinlerin kontrolü şeklinde sentezlenmesidir. Translasyon için gerekli koşullar : m-RNA , aktifleşmiş t-RNA , Ribozom , yeterli sayı ve çeşitte amino asit , ATP , Enzim
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(6).jpg


Translasyon un temel özellikleri
  • 4 çeşit nucleotid 64 çeşit triple (üçlü nucleotid dizisi) oluşturur.
  • DNA’nın anlamlı triplelerine kod, m-RNA daki tripleye kodon, t-RNA daki tripleye antikodon denir.
  • 64 şifreden 61 tanesi amino asitlere karşılık gelir. 3 tanesi ise boş şifre olarak adlandırılır.
  • Boş olan 3 şifre UAA-UAG-UGA dır. Protein sentezinin bitişini belirler.
  • Canlılarda protein sentezi AUG şifresi ile başlar.
  • Başlatıcı kodondan önceki ve sonlandırıcı kodonlar ve sonraki kodonlar okunmaz.
  • Protein sentezinde rol alan 20 çeşit amino asit 61.çeşit şifre ile şifrelenmiştir
  • 9-m-RNA nın okunması 5’ uçtan 3’ uca doğru gerçekleşir
  • 10-Amino asitlerin polipeptid dizisi oluşturmaları amino (–NH2) uçtan, karboksil (-COOH) uca doğru gerçekleşir
  • Bazı amino asitleri şifreleyen triple (kodon) sayısı farklıdır
Örnek:
  • MetioninveTriptofan:1 Triozin,Sistein,Histidin,Lizin,Glutamin:İzolösin:3
  • Valin,Prolin,Alanin,Glisin:4 Lösin,Serin,Arjinin:6
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(7).jpg

Kısaca: Genetik şifrenin (kalıtsal bilginin)aktarım yönü
DNA...............> m-RNA............>Protein şeklinde gerçekleşir
Not: Bir proteinde aynı veya farklı birden çok polipeptid bulunur. Translasyon sonucu oluşan bu polipeptidler birleşerek proteinleri oluşturur
Protein sentezinde etkileşim
A- Nucleolus ta sentezlenen r-RNA nucleoplazma da özel proteinlerle birleşerek ribozom alt birimlerini oluşturur. Bu alt birimler porlardan sitoplazmaya geçerler ve ayrı birimler olarak bulunurlar(!)
B- DNA nın ilgili bölgelerinde (!) sentezlenen tRNA lar düz zincirler halinde sitoplazmaya geçerler. Sitoplazmada özel nucleotidler arasında kurulan zayıf hidrojen bağları ile boyut kazanır ve yonca yaprağına benzerler. Kendi anti kodonlarına uygun amino asitlerle Enzimler ve ATP nin varlığında birleşerek aktifleşirler
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(8).gif

lisebiyoloji-proteinsentezi%20(9).jpg

C-m-RNA lar DNA nın gen bölgelerinde anlamlı zincirlerinde sentezlenerek sitoplazmaya geçerler


Protein sentezinde anlamlı etkileşim sırası
  • DNA daki ilgili gen bölgesinde m-RNA sentezlenir
  • m-RNA sitoplazmaya geçer
  • Ribozom küçük alt birimi ile birleşir
  • Büyük alt birim küçük alt birim ile birleşir
  • Amino asit bağlayarak aktifleşen t-RNA ribozom büyük alt birimdeki 1. bölgeye bağlanır.t-RNA nın anti kodonu ile m-RNA nın kodonları arasında zayıf hidrojen bağları kurulur
  • m-RNA 5’ ucuna doğru t-RNA ile beraber 2. bölgeye doğru bir kademe kayar
  • Boş kalan 1. bölgeye uygun anti kodona sahip aktifleşmiş 2. t-RNA yerleşir
  • m-RNA 5’ ucuna doğru bir kademe daha kayar boşta kalan 1. t-RNA nın amino asidinin COOH ucu ile 2. t-RNA nın taşıdığı amino asidin NH2 grubu arasında peptid bağı kurulur.Bağ kurulurken 1. t-RNA serbest kalır.
Nucleolus ta r-RNA sentezlendikten sonra özel proteinlerle birleşerek ribozom alt birimlerini meydana getirirler.Alt birimler porlardan sitoplazmaya geçerler. Küçük alt birimde m-RNA nın bağlanmasını sağlayan bir aktif bölge bulunur.Büyük alt birimde ise iki tane t-RNA bağlanacağı aktif bölge bulunur.
DNA nın ilgili bölgelerinde (!) t-RNA lar sentezlendikten sonra düz zincir olarak sitoplazmaya geçer. Burada aktif t-RNA haline gelir. t-RNA larda m-RNA lardaki kodonları tanıyan anti kodonlar bulunur. Sitoplazmadaki amino asitlerin protein sentezinde uygun yerlerine yerleşmesine yardımcı olur.
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(10).jpg

lisebiyoloji-proteinsentezi%20(11).gif

Başlatıcı ve durdurucu kodonlar
lisebiyoloji-proteinsentezi%20(12).jpg

lisebiyoloji-proteinsentezi.jpg
 
BİYO TEKNOLOJİ


Klasik biyolojik yöntemlerle elde edilen ürünler
  • Alkollü içecekler
  • Süt ürünleri
  • Ekmek, sirke, limon tuzu, alkol vb. maya ürünleri
  • Aşı, serum, interferon
  • Leke çıkarıcı enzimler içeren deterjanlar
  • Kirli suların arıtımı
  • Penisilin ve türevleri vb. dir.
  • Hayvan ve bitki ıslah çalışmaları
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(1).jpg



Biyo-Teknolojik yöntemlerin uygulandığı alanlar
  • DNA parmak izi
  • Bitki ve hayvan klonlama
  • Rekombinant canlılar elde etme
  • Bakteriler insan hormon ve enzimleri üretme
  • Kalıtsal hastalıkların önlenmesi
  • Biyolojik savaş araçları üretme
  • İnsan ömrünü uzatma
  • Genetik açıdan iyileştirilmiş yeni ırkların üretilmesi
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(2).jpg

lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(3).jpg

Biyo-teknolojik araçlar ve enzimler
Kesilmiş bir DNA parçasının yabancı DNA parçası ile birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan DNA’ya rekombinant DNA, bu olaya ise rekombinasyon denir.
Klonlamada rekombinat DNA molekülü oluşturmak için kullanılan DNA parçaları hücrelerden izole edilip saf olarak elde edildikten sonra restriksiyon Endonükleaz enzimi ile kesilir. Bu DNA bakteri plazmitine aktarılır. Bu şekilde bir vektör aracılığı ile elde edilen yeni plâzmit genellikle bir bakteriye nakledilir ve bakteri içerisinde çoğaltılarak rekombinat DNA elde edilir

lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(4).jpg

Örneğin, mikro-enjeksiyon tekniği ile insanda ve hayvanda insülin oluşumunu sağlayan gen bakteriye yerleştirilebilir. Bu şekilde bakterinin insülin üretmesi sağlanmış olur. Bakteriler yoluyla insülin üretilmesi kolay ve ucuzdur.
Gen klonlaması virüs, bitki, hayvan ve bakteri aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bu canlılar taşıyıcılar olup vektör adını alır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan vektörler bakteri plazmitleri ve virüs DNA’larıdır.
Belirli bir DNA bölümünün kesilerek bir vektör içerisine konulması ve daha sonra bakteri içerisinde çoğaltılması işlemlerine gen klonlaması denir.
Gen klonlaması sırasında kullanılan enzimler :
Bir hücrenin DNA zincirini, farklı yerlerinden ve istenen uzunlukta kesilmesini sağlayan enzimler restriksiyon endonükleaz enzimidir.
Kesilen DNA parçalarını birbirine ekleyen enzim ligazdır.
DNA polimeraz enzimi DNA moleküllerinin çoğaltılmasını sağlayan enzimdir.
Çoğaltılmak istenilen DNA parçasının bir zincirin dizilimi bilindiğinde polimeraz enzimi aracılığı ile yeni DNA zincirleri elde edilir.
Bazı kimyasal maddeler ve enzimler ile canlı hücrelere ait hücre zarı veya canlı hücre duvarının yıkılıp DNA’nın ortaya çıkarılmasına DNA izolasyonu denir.
DNA’nın Hücreye Aktarımı
Hücre zarının sıcaklık şoku ve yoğun tuz çözeltisi ile işleme sokulması sonucunda hücre zarındaki delikler genişler. Böylece rekombinant DNA hücre zarından içeri girer. Bu şekilde DNA’nın herhangi bir canlı hücreye aktarılmasına transformasyon denir.


DNA’nın Hayvan Hücresine Aktarımı
DNA’nın Hayvan hücresine aktarımı elektroporasyon, biyolistik ve mikroenjeksiyon tekniği ile olur.
a. Elektroporasyon yöntemi : Hücrelere kısa süreli elektrik akımı uygulanarak, DNA hücre zarında oluşan geçici deliklerden hücre içerisine aktarılır.
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(6).gif

b. Biyolistik yöntemi : Hücre veya dokunun üzerine DNA kaplı parçacıklar içeren çok hızlı olan mermi ile ateş edilmesi tekniğidir.
c. Mikroenjeksiyon yöntemi : Çok ince uçlu iğneye sahip enjektör ile hücre zarı geçilip, doğrudan hücre çekirdeğine rekombinant DNA’nın enjekte edilmesidir.
Gen klonlamasında önemli olan aşamalar kısaca şöyledir (genel prensipler).

lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(7).jpg

  • Gen taşıyan DNA'nın (veya RNA) saf olarak elde edilmesi,
  • Genin yerinin belirlenmesi,
  • Genin çıkarılması,
  • Taşıyıcı (vektör) DNA'nın elde edilmesi,
  • Gen DNA'sının vektör DNA'sı ile birleştirilmesi,
  • Oluşan rekombinant vektör DNA'nın alıcı hücreye aktarılması,
  • Seleksiyon,
  • Gen ürününün kontrol edilmesi.
DNA parmak izi
Rekombinant DNA tekniğinin kullanım alanlarından birisidir. Bir insanın DNA'sını oluşturan nükleotit dizisi ile diğer insanın DNA'sını oluşturan nükleotit dizisi birbirinden farklıdır. buna göre iki farklı insanın DNA'sında her 100 nükleotitde 1 veya 2 nükleotit gibi farklılıkların olduğu anlaşılmıştır.
Uygulanışı:
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(8).jpg

DNA lardan kesici enzimler tarafından farklı büyüklükte ve sayıda DNA parçaları elde edilir. Bu DNA parçaları jel içine enjekte edilir. Elektroforez adı verilen bir yöntemle farklı uzunlukta DNA parçaları birbirlerinden ayrılır. Kısa olan DNA parçalarının hareketleri uzun olanlara göre daha hızlıdır. DNA parçaları jel üzerinde büyüklüklerine göre belirli uzaklıklarda bantlar oluşturur. Bu bantlaşma her bireyin kendine özgüdür. Buna DNA parmak izi adı verilir. Bu yöntemle adli olaylarda şüphelinin DNA'sı olay yerinde bulunan DNA'larla karşılaştırılarak suçu gerçekten işleyip işlemediği belirlenebilir. Ayrıca
DNA parmak izi şüpheli çocuğun adli tıpta ana-baba tayininde de kullanılır.
Özet
Biyoteknolojik yöntemler aracılığıyla klonlanmak istenen DNA bölümleri restriksiyon endonükleaz enzimi ile kesildikten sonra vektör olarak kullanılacak hücrenin plazmiti içerisine yerleştirilir ve DNA ligaz enzimi ile birleştirilir. Bu şekilde elde edilen yeni plazmit genellikle bir bakteriye aktarılarak çoğaltılır. Biyoteknolojide kullanılan vektörler bakteri plazmitleri ve virüslerdir. Kesilmiş bir DNA parçacığının yabancı DNA parçacığı ile birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan DNA'ya rekombiant DNA denir. Rekombinant DNA'ya sahip canlıya transgenik canlı denir. Biyoteknolojide rekombinant DNA elde edilmesine yönelik tekniğe gen klonloması denir.
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(9).jpg

lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(10).jpg

Gelecekte Biyoteknoloji ile;
1-Biyoteknoloji sayesinde gelecekte canlılara ait genetik şifre çözülerek gen haritaları ortaya çıkacaktır.
2-Kalıtsal bir çok hastalık tedavi edilebilecek veya daha embriyo döneminde iken sağlam genlerle hasta genler değiştirilebilecektir.
3-İnsan ömrü uzayabilecek, anne ve babanın isteği doğrultusunda bebeğin cinsiyeti belirlenebilecek,
4-Kanser başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu rekombinant aşılar geliştirilebilecektir.
5-İstenilen özellikte bitki ve hayvan türleri elde edilebilecektir.
Not:
DNA diğer hücre komponentlerinden daha kolay ve saf separe edilebilir. Çünkü: DNA'nın kendine özgü bir kimyasal yapısı ve fiziksel özellikleri vardır.
Şöyle ki:
1) Bakterilerde kromozom uzunluğu oldukça büyüktür. Örn., E. coli 'de kromozom 1.1 - 1.4 mm uzunluktadır.
2) DNA, fiziksel ve kimyasal muamelelere oldukça dirençlidir. Halbuki, diğer hücre komponentleri daha duyarlıdırlar ve kolayca tahrip olurlar.
3)DNA diğer hücre komponentlerinden daha fazla dansiteye sahiptir. DNA'nın bu özel karakterleri, hücre ekstraktlarından da daha kolay ayrılmasını ve pürifiye edilmesini sağlar. Özellikle, alkolde iplik görünümünde bir yumak oluşturması ve cam çubuğa yapışması, ekstraktlardan kolayca ayrılmasına yardımcı olur.
lisebiyoloji-biyoteknoloji%20(11).gif

lisebiyoloji-biyoteknoloji.jpg
 
BİLİMSEL DÜŞÜNCE

Bilim nedir?
Bilim gözlem deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir
Bilim insanının özellikeri
1. Alanı ile ilgili yeterli bilgi birikimine sahip olmalıdır.
2. Meraklı ve iyi bir gözlemci olmalıdır.
3. Sabırlı ve özverili olmalıdır.
4. Eleştiriye açık olmalıdır.
5. Ön yargısız olmalı.
6. Otoriteye karşı çıkabilmelidir.
Bilimsel metod
1. Gözlem ve deneyler sonucu problemin ortaya konuşu.
2. Problemle ilgili yeterli veri ve bilgilerin toplanması
3. Veri ve bilgilere göre hipotezin kurulması
4. Hipoteze bağlı varsayımların ortaya atılması
5. Varsayımların kontrollü deneylerle sınanması
6. Sonuç.
• Gerçek:
• Teori:
• Kanun:
Gözlem
Doğal olayların duyu organları ile izlenip takip incelenmesine denir.
İkiye ayrılır. 1-Nitel gözlem 2-Nicel gözlem
Nitel Gözlem:Sadece duyu organları ile yapılan yardımcı ölçüm araçları kullanılmayan gözlemdir.
Özellikleri:
• Sadece duyu organları ile yapılır
• Ölçüm araçları kullanılmaz
• Nitelik belirtir
• Duruma ve kişiye göre sonuç değişebilir
• Yanıltıcıdır
Örnek:Suyun ısısının elle kontrol edilip sıcak veya soğuk denmesi gibi.
Nicel Gözlem:Yardımcı ölçüm araçları kullanılarak yapılan gözlemlerdir.
Özellikleri:
• Yardımcı ölçüm araçları kullanılır
• Nicelik belirtir (Sayısal sonuç verir.)
• Duruma ve kişiye göre sonuç değişmez
• Bilimsel önem taşır
Örnek:Suyun ısısının termometre ile kontrol edilmesi.
Deney:Doğal olayların; laboratuarlarda şartları hazırlanarak yapılan kontrollü gözlemlerine denir.
Veri-Delil-Done:Bilimsel problemlerin çözümünde yardımcı olacak her türlü ipucu ve bilgiye denir.
Hipotez:Bilimsel problemlerin geçici çözümüne denir
İyi bir hipotezin özellikleri
• Açık ve anlaşılır olmalıdır
• Problemle ilgili bütün delilleri kapsamalıdır
• Probleme çözüm getirmelidir(Çözümü olmalıdır.)
• Yeni varsayımlara açık olmalıdır
Varsayım:Hipoteze dayalı olarak ileri sürülen genellemelere denir.
Varsayımın cümle yapısı: Eğer....(Hipotez)....ise...(Genelleme)....dir.
Örnek:
Hipotez:Ahmet hastahanededir.
Varsayım:Eğer Ahmet hastahanede ise hasta olmalıdır.
Kontrollü deney:Denenen şartlardan bir veya birkaçını değişmez tutup diğer şartları değiştirerek tekrarlanan gözlemlerdir.
Örnek:
Hipotez:İnsan nefesinde CO2 vardır.
Varsayım: Eğer insan nefesinde CO2 var ise İnsan nefesi fenol kırmızısını sarıya boyamalıdır
Sonuç:Hipotezle ilgili olarak ileri sürülen varsayımların denenmesi ile ortaya çıkar.
a)Gerçekeneylerle ispatlanmış bilimsel doğrular.
b)Teori:Kökleşmiş hipotezlerdir.(Bir hipotezin farklı deneylerlede ispatlanmış halidir.) (Hipotezin yeni deneylerlede destekleniyor olması.)
c)Kanun(Yasa):Teorinin evrensel geçerlilik kazanması.(Gerçeklerin bütün bilimlerce kabul görmesi.)
 
EVRİM

Abiyogenez (Kendiliğinden Oluşum)
Canlı cansız maddelerden kendiliğinden oluşmuştur fikrini savunur.Bu görüşü Aristo ileri sürmüştür.
Canlı , cansızdan birden bire oluşur.
Oluşan canlı , basit veya evrimleşmiş olabilir.
Canlının , cansızdan oluşması süreklidir.
Biyogenez (Canlıdan oluşum)
Bir canlının yalnız kendine benzer başka bir canlıdan oluşabileceği görüşüdür.
Biyogenez 1862 de Louis Pasteur ’un yaptığı deneylerle kabul edilmiştir.Günümüzde de geçerlidir.
Pasteur , yaptığı bir dizi kontrollü deneyle canlı , cansızdan oluşur görüşünü yıkmıştır.
Bu iki görüş ilk canlılığın nasıl başladığına yanıt aramaz.
Hayatın nasıl başladığını açıklamaya çalışan görüşler ve evrim teorisi
1. Panspermia Hipotezi
Dünyadaki hayatın uzaydan yeryüzüne gelen spor ve tohumlarla başladığını öne sürer.Hayatın yani canlılığın gezegenlerde nasıl başladığını açıklayamaz.
2. Ototrof Hipotezi
Bu hipoteze göre ilk oluşan canlılar ototrofturlar.Ototroflar fotosentez veya kemosentezle kendi besinini kendi yapanlardır. Yani ilk canlının kompleks yapıda olduğu savunmaktadır. Evrim teorisi , heterotrof hipotezi ile çelişir.
3. Heterotrof Hipotezi
İlk organizmaların kendi besinini hazır olarak aldıklarını iddia eder.
Canlı , cansızdan uzun süren bir evrim sonucu oluşmuştur.
Oluşan canlı basit yapılıdır.
Canlı , cansız maddeden bir kez oluşur.Sonraki canlılar bu canlıdan ortaya çıkar.
Bu hipotez canlı oluşumunu Dünyanın oluşumunu paralel olarak izah eder.
Heterotrof hipotezi evrim teorisine dayanır.
Heterotrof hipotezi ile abiyogenez cansızdan , canlı oluşmuştur fikrini savunurlar.
Hipotezin şematik izahı :
İnorganik moleküller
(H2O , NH3 , CH4 , H2 )
[ İlkel atmosferde var olduğu kabul edilen gazlar.]
I
I Sıcaklık ve U.V. ışınlar.
I
Basit organik moleküller
( Aminoasitler vb. )
I
I Sıcaklık
I
Kompleks organik moleküller
( Protein , yağ , karbonhidrat )
I
I
Koaservat
(Bir sıvı içerisinde bir arada duran protein , enzim ve benzeri maddelerden oluşan kümeler.)
Nükleoprotein yapılar ve ilkel heterotrof canlı oluşur.
İlk canlının oluşumunu formülleştirirsek:
Deney var Deney var Deney var
Basit gazlar---------- Aminoasit---------- Protein--------- Koaservat
Miller Fox Oparin

Koeservatların Özellikleri:
Dış ortamdan ayıran zarları vardır.
Büyüme ve çoğalma yetenekleri vardır.
PH değişimlerine karşı dayanıksızdırlar. Ancak dayanıklı olarak evrimleşerek hayatın öncüsü olan organik molekül kümesini oluşturmuştur.
Brown ( titreme , sigillenme) hareketi gösterirler.
Hücresel zar yapma ve büyük molekülleri sentezlemek için gerekli enerjiyi organik moleküllerin bağlarındaki kimyasal enerjiden sağlar.
Heterotrof hipotezini destekleyen varsayımlar.
İlkel atmosfer bugünkünden farklı yapıda idi .
İlk canlı oluşmadan önce organik moleküller oluşmuştur.
İlk organik moleküller ilkel atmosferdeki gazlardan yapılırlar.
İlkel canlı cansız maddelerin uzun süren kimyasal evrimi ile oluşur basit yapılıdır ,hazır besinle beslenir , oksijensiz solunum yapar.
Fotosentezin evrimi ile ilkel atmosferin yapısı değişmiştir. Atmosfere oksijen girmiştir.
oksijenli solunum fotosentezden sonra evrimleşmiştir
Hipotez iki yönden önemlidir.
1.Evrimci bir anlayışa sahiptir.
2.Miller bu konuda başarılı deneyler yapmıştır.Fakat deneyde kullanılan gazların ilk atmosferde var olduğunun ispatlanması söz konusu değildir.Uzun sürede oluştuğu belirtilen maddelerin , Miller deneyinde bir hafta gibi kısa bir zamanda oluşturulması bu hipoteze karşı tenkitlere yol

Evrim Teorisi
Evrim , canlı ve cansızların uzun bir süreç içinde geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişiklikleri açıklar.
İlkeler :
Bütün canlılar aynı kökenden evrimleşmiştir.
canlılar arasında hem ortak , hem farklı özellikler bulunur.
Canlılar arasında devamlı varyasyonlar (değişim,farklılık) meydana gelir.
Tür sayısı devamlı artar , sabit değildir.
Günümüzde de canlılar arası değişiklikler ve tür oluşumu sürmektedir.
Kimyasal evrim:
CH4 U.V.ışınlar-Şimşek-Yıldırım A.asit Protein
NH2 Yağmur - Isı Yağ asitleri Karbonhidrat
H2 -------- ---------------- Gliserin -------- Yağ --------------- Koaservat
H2O (O2 yok) Monosakkaritler Vitamin
Nucleotidler Nucleik asitler
Biyolojik evrim:
Koaservat ------------------ Heterotrof ---------------------Ototrof
(O2 siz solunum) (Klorofil gelişti)
(Madde ve O2 sentezlendi) (O2 li solunum başladı)
Lamark’ın Evrim Görüşü
1-Kullanma – Kullanmama:Vücudun kullanılan organları gelişir.Kullanılmayanlar ise körelir.
2-Kazanılan özelliklerin Kalıtımı:Kullanma veya kullanmama ile kazanılan özellikler yeni nesillere aktarılır.
Eleştirisi:
Kullanılan karakterler gelişir
Kazanılan karakterler sadece bireye özgüdür
Kazanılan karakterler kalıtsal değildir
Kazanılan karakterler kalıtsal sınırlar içindedir
Kazanılan karakterler modifikasyondur
Modifikasyon:Çevresel faktörlerin etkisi ile genlerin işleyişinin değişmesi ile oluşan ve kalıtsal olmayan değişmelerdir
Darvin’in Evrim Görüşü
Canlılar geometrik dizi olarak artış gösterir
Populasyonlardaki birey sayısı belli sınırlar içinde kalır
Aynı tür bireyleri arasında kalıtsal çeşitlilik(varyasyonlar) vardır
A)Çevresel varyasyonlar: Modifikasyon
B)Kalıtsal varyasyonlar:Kalıtsal varyasyonlar üç temel şekilde ortaya çıkar:
Üreme hücrelerindeki mutasyon
Üreme hücrelerinde görülen krossing-over ve homolog kromozomların dağılımı
Döllenmenin şansa bağlılığı
Canlılar arasında çevresel koşullar için yaşam kavgası vardır
Çevreye uyum (Adaptasyon) sağlayanlar hayatta kalır ve üreyerek yeni nesillerinde kendi özelliklerini taşımalarına neden olurlar. Uyum sağlayamayanlar ise elenerek(Doğal seleksiyon) taşıdıkları türe özgü zayıf kalıtsal özelliklerinin de ortadan kalkmasına neden olurlar.
Farklı çevrelerde farklı şekillerde adaptasyon yetenekleri kazanan bireyler yeni türlere dönüşürler
Darvin’in evrim teorisinin dayandığı görüşler:
Bütün organizmalar geometrik bir oranda artıma eğilimlidir.
Bir türün her dölündeki birey sayısı hemen hemen değişmez.
O halde yaşamak için bir mücadele olmalıdır.
Her türün bireyleri arasında değişiklikler ( kalıtsal olabilir ) vardır.
Bazı değişiklikler özel bir çevredeki organizmaların çevreye uyumlarını ve sayıca çoğalma şanslarını arttırır.
Yaşayan organizmalar kalıtsal değişikliklerini oğul döllere geçirirler.
Zamanla büyük farklar meydana gelerek eski türlerden yeni türler ortaya çıkar.
Evrim olayının özeti
Varyasyon: Bir canlı türünde bireyler farklı özelliklere sahiptir.Bu farklılık mutasyon,mayoz ve eşeyli üreme ile gerçekleşir.
Doğal seleksiyon:Çevresel şartlar devamlı değişim içindedir.Bu şartlar kendine uyumlu özelliklere sahip bireylerin yaşama ve üreme şanslarını artırırken uyumsuz bireylerin ve taşıdıkları özelliklerin (Genlerin) elenmesine neden olur. Gelecek nesil çevresel şartlara uyumlu özelikleri birlikte taşıyan bireylerden oluşur.
Adaptasyon: Canlıların üreme ,yaşama şanslarını artıran ortama uyum sağlayan özelliklerinin tümüdür.
Not: Adaptasyonlar kazanılmış kalıtsal özelliklerinin çevresel koşulların değişmesi ile ortaya çıkar. Popülasyon değişen çevresel koşullara uyum sağlayan (Adapte olmuş) bireylerden kurulur böylece popülasyon var olmaya devam eder.
Not:Evrim bireye ait değil popülasyona aittir.
Yeni tür:Tür popülasyonundaki bu değişim sadece çevresel faktörden etkilenen popülasyona aittir.Diğer popülasyonlarda ise farklı koşullar farklı özelliklerin seçilmesine neden olur.Sonuçta aynı türün iki ayrı popülasyonu farklı ortam koşullarında farklı özeliklerin öne çıktığı farklılaşmalara yol açar.
Sonuç:
Evrimin ham maddesi kalıtsal varyasyonlardır
Evrimin mekanizması doğal seleksiyondur
Doğal seleksiyonlar sonunda adaptasyonlar ortaya çıkar
Evrimin kanıtları
1-Yapısal benzerlikler
Karşılaştırmalı anatomi incelemeler , hayvanlar ve bitkiler aleminde temel yapısal benzerlikleri ortaya koyar.
Tohumlu bitkilerin kök , dal ve üreme organı çiçekler gibi ortak ve temel yapılardan oluşur.
Omurgalılarda ise ön üyelerin (kol ya da ön bacak ) iskeleti benzeşiminin en çarpıcı örneğidir
Bazı türler için yaşamsal önem taşıyan bazı anatomik yapılar diğer türlerde körelmiş ve işlevsiz olması
Mağaraya uyumlu canlılarda işlevsiz göz ve pigment üretiminin olmaması
Pitonlarda körelmiş pençe
İnsan türün erkelerinde meme
İnsanda kör bağırsak
Tavuk ayaklarındaki sürüngen pulları
20 lik dişler
Analog ve homolog organların varlığı
2-Embriyon ve gelişme benzerlikleri:
-Embriyonik gelişim aşamalarının farklı canlılarda aynı temellerle ve benzer şekillerde gerçekleşmesi ve farklı türlerde ayrılmanın erken dönemde benzer türlerdeki ayrılmanın ise geç dönemde gerçekleşmesi.
-Sistemlerin gelişimi
Kalbin 2-3-4 odacıklı olacak şekilde sıralı gelişimi
Böbrek pro-mezo ve metanefroz şekillerde sıralı gelişim göstermesi
3-Davranış benzerlikleri:
Canlılardaki kalıtsal davranışlardan, içgüdüsel davranışlardaki benzerlikler yakın türlerde daha belirgindir.
4-Karşılaştırmalı biyokimya bulguları:
Ortak kimyasal reaksiyonlar ve bunlarda rol alan enzimlerin benzemesi.
Bazı işlevsel proteinlerde yakın türlerdeki benzerlik oranının fazlalığı.
DNA-RNA ve protein sente mekanizmasındaki evrensellik.
Biyo-teknolojinin gelişimi ile farklı türlere ait genlerin bir canlıda toplanabilmesi
5-Parazitoloji bulguları:
Parazit yaşayan canlılarda yakın türlerden farklı olarak bazı sistemlerini kaybetmiş olması ve bazı sistemlerdeki aşırı gelişme.
Parazitlerin konukçu ile uyumlu anatomi ve fizyolojik özelliklere sahip oluşu
7- Paleontoloji bulguları:
Fosil kanıtlardan, geçmişte yaşayan ve bugün var olmayan pek çok canlı türünün olduğu.
Bunların yaşadığı dönemlerdeki çevresel koşullarla büyük uyumluluk gösterdiği ve bugünkü şartlarda yaşama şanslarının olmaması
Bazı fosil kanıtların bugün var olan farklı sınıflara ait özellikleri bir arada bulundurması
8-Genetik bulguları :
Genetik materyalin tüm canlılarda aynı oluşu
Temel yaşamsal olayların belirlemesinde etkili genlerin tüm canlılarda aynı oluşu
Genler canlıya ait olmasa bile transgenik canlıların üretilmesi
Gen nakilleri yapılarak insana ait insülin,büyüme hormonu vb proteinlerin bakteri ve diğer canlılarda üretilebilmesi
Populasyon Dengesini Bozan Etmenler
Hardy-weinberg prensibi popülasyon dengede kaldığı sü4rece geçerlidir.fakat popülasyondaki genlerin frekansı uzun süre dengede kalamaz.Genlerin frekansının değişmesine mutasyon , seleksiyon , göçler , izolasyon ve rastgele olmayan evlilikler neden olur.
Göçler : Göç komşu iki popülasyon arasındaki gen akışı olarak tanımlanabilir.
İzolasyon ( Ayrılma – Tecrit) : Büyük popülasyon lar çeşitli nedenlerle (dağ ,deniz, ve çöl oluşumu ile veya kıtaların kayması ile) küçük popülasyonlara bölünebilirler.
Mutasyon : Mutasyonlar genetik farklılık meydana getirmelerinden dolayı popülasyonlarda gen frekanslarının değişmesine yol açan en önemli faktörlerin başında gelir.
Doğal seleksiyon (Seçilim) : çeşitlilik gösteren bir popülasyon da , belli özellikler yönüyle üstün ve zayıf olan fertler bulunur. Doğal seleksiyon zayıf olanları ortadan kaldırır.
Genetik sürüklenme : Doğal şartlarda yaşayan , özellikle küçük popülasyonlarda nesilden nesile veya yıldan yıla gen ve birey oranlarının yapay bir etki olmadan rastgele değişmesine genetik sürüklenme denir.
Eş seçimi : Bireylerin çiftleşmek için birbirlerini rastgele seçmeleri yerine özel niteliklerine göre seçmeleri zamanla farklı özelliklerin çıkmasına neden olur.
Kalıtsal Materyalin Değişmesi
Tüm canlılarda ortak olan özellikler.
Canlıyı diğer türlerden ayıran türe özgü özelikler.
Canlıyı türün diğer bireylerinden ayıran bireysel özellikler olmak üzere üç grupta toplanabilir.
Bu özelliklerin oluşması ve yeni döllere taşınması DNA ların üzerinde bulunan genlerle olur. Normalde DNA lar kendilerini hatasız eşler. Genler ve kalıtsal bilgi değişmez.Ancak bazı durumlarda yanlışlıklar olabilir. Bunlar :

DNA ya fazladan bir yada birkaç nükleotid çifti eklenebilir.
DNA dan bazı nükleotid çiftleri kopup ayrılabilir.
DNA molekülündeki baz çiftleri karşılıklı yer değiştirebilir. Örneğin A-T çifti T-A çiftine dönüşebilir.
Bir nükleotidin karşısına kendi eşi olmayan başka bir nükleotid bağlanabilir..

Örneğin sitozin nükleotidin karşısına guanin nükleotid bağlanması gerekirken timin yada adenin nükleotid bağlanabilir.
Kromozomlardan parça kopabilir yada kromozomlara parça eklenebilir.
Canlıların genetik bilgilerindeki kalıcı olan bu tip değişmelere mutasyon (değişim)denir.
Mutasyonlar sonunda canlıda ortaya çıkacak değişmeleri 2 grupta inceleyebiliriz.
1- Canlıların bazı özellikleri yerine yeni özellikler oluşabilir.
2- Mutasyon, canlıların belirli bir çevrede yaşama ve üreme şansını arttıran özellikler kazandırabilir. Bunun tersine canlıların yaşama ve üreme şansını ortadan kaldırabilir.
Not:Bazen bir gen farklı mutasyonlara uğrayarak çok sayıda alel meydana getirebilir.
Örneğin kedilerde kıl renginin çeşitli olmasını sağlayan çok sayıda aleller mutasyonla oluşmuştur.
Canlıların çok farklı özelliklere sahip olmasının yani genetik çeşitliliğin nedeni bir canlıda çok sayıda geninin bulunmasıdır. Bir gendeki mutasyon olasılığının düşük olmasına karşın bir canlıda çok sayıda gen bulunduğundan canlıdaki toplam mutasyon olasılığı artar.
Evrim çeşitleri
1-Divergent (Açılan) evrim:Bir türün orijin türden ve birbirinden farklı türler halinde evrimleşmesi
2-Konvergent(Daralan) evrim:Benzer ortamlarda yaşayan iki ayrı orijine sahip türün gittikçe artan benzerliklerle evrimleşmesi
3-Paralel evrim:İki yakın türün farklı zaman ve ortamlarda benzer şekilde evrimleşmesi

Evrimsel açılım ve ekolojk ilişkiler
Allen kuralı (kanun): Soğuk iklim şartlarındaki aynı tür canlıların sıcak iklimdeki akrabalarına göre çıkıntıları daha küçüktür.
Bergmann kuralı (kanun): Soğuk iklim şartlarındaki aynı tür canlıların sıcak iklimdeki akrabalarına göre vücutları daha büyüktür.
Dollo kuralı (kanun): Evrim geri mutasyonlara karşın geriye dönük değil ileriye dönüktür.
Cope kuralı (kanun): Omurgalı hayvanların vücutları sürekli bir büyüme içindedir.
Gloger kuralı (kanun): Kuzey yarıküredeki hayvanlar açık renkli, güneydekiler koyu renklidir.
 
ETOLOJİ ( DAVRANIŞ )


Canlıların dış ve iç çevrelerinden gelen uyaranlara karşı gerçekleştirdikleri faaliyetlerin tümüne davranış denir.
  • Dış faktörler: sıcaklık,ışık,nem,yer çekimi,kimyasallar ve fiziksel değişimler olabilir.
  • İç faktörler: açlık,susuzluk,yorgunluk,ağrı vb olabilir.
Canlılar değişkenlere verdikleri tepki ve davranışlarla homeostasinin korunması ve canlılıklarının dev***** sağlarlar.Homeostasinin korunması için canlı fizyolojik veya davranışsal yanıt verir.
Örnek: aşırı sıcakta terleme fizyolojik tepki,elbisenin çıkarılması ve gölgeye gidilmesi davranışsal tepkidir.
Örnek:Avcıdan korkma fizyolojik tepki,Gizlenme veya kaçma davranışsal tepkidir.
Örnek:Soğuk havada titreme fizyolojik tepki,Kalın giyinme,elleri ovuşturma davranışsal tepkidir.
Hayvanlarda davranışın kontrolünde sinir sistemi ve iç salgı sistemi ,davranışın oluşmasında kas ve iskelet sistemi rol alır. Yavaş tepkiler hormonlarla verilirken hızlı tepkiler sinirsel ve turgorla verilir.
Beslenme,avcıdan kaçma, ,yuva yapma davranışları ile yaşamda kalma şanslarını artırırken, üreme,yavrularını koruma ile türün dev***** garanti altına alırlar.
Sonradan öğrenilmemiş davranışlara doğal davranışlar denir.Doğal davranışlar kalıtsaldır atalardan alınır.Bu davranışlar otomatik şekilde gerçekleşir ve türe özgüdür.
Örnek:Örümcek yakalayacağı canlıyla hiç karşılaşmasa bile ağ örer ve avını yakalayarak beslenir.
Örnek:Her canlı türü üreme dönemlerinde kendilerine özgü davranışlarla cinsler arasında iletişim kurarlar.Vücut şekli,feromen ve çıkardıkları seslerle karşı cinsin davranışlarında da etkili olurlar.
Bazı kalıtsal davranışlar canlı dünyaya gelir gelmez görülürken bazıları belli bir gelişim evresinden sonra oluşur. Kelebek larvasının besin olarak yaprağı yemesi hemen gerçekleşirken koza örme davranışı belli bir gelişim döneminden sonra gerçekleşir.

a-türün yaşamda kalmasını sağlayan özgün tepkimeleri vardır.
  • Deri değişimi esnasında gizlenme
  • Sincaplarda kış için besin depolama
  • Ayılarda kış uykusu için uygu yer bulma
b-Aynı uyaran farklı türlerde aynı davranışın oluşmasına neden olmaz
  • Akvaryumdaki balık kedi için beslenme davranışı uyaranıdır fakat kafesteki papağan için uyaran değildir.
  • Euglena için ışık olumlu uyarandır ve ışığa yaklaşır. Amip için olumsuz uyarandır ve ışıktan uzaklaşır.
c-Bir uyaran her canlı türü için uyaran olmayabilir
UV ışınlar,yüksek - düşük frekanslı sesler ve bazı kokular pek çok canlı tarafından algılanmaz ve bunlar uyaran özelliği göstermez fakat bu uyaranlar pek çok canlı türü için besin bulunması, haberleşme ve üreme için gerekli davranışların oluşumunu sağlar.

d-Bir canlı türü bir uyarana fiziksel ve fizyolojik olarak hazır olduktan sonra cevap verebilir
  • İnsanların yürüme,konuşma,üreme davranışları için belli dönemlerin geçirilmesi gereklidir
  • Yumurtadan çıkan larva belli bir beslenme döneminden sonra koza örer
e-Davranış bireysel veya grupsal gerçekleşebilir

Grupsal:
  • Göç eden kazlardaki uçuş şeklinin korunması
  • Saldırı esnasında bizonların kendilerini korumak için çember oluşturması
  • Japon arılarının kovana saldıran eşek arılarını topluca ürettikleri yüksek ısı ile öldürmeleri.
Bireysel:
  • Bir kuşun yuva yapması
  • Yuvasına yaklaşan yılanı gören kuşun yaralı taklidi yapması
f-Canlılar kendine ulaşan pek çok uyarandan sadece kendisi için anlamlı olan uyarana cevap verir.
  • Kurbağaların hareket eden böcekleri yakalaması hareketsizlere tepki vermemesi
  • Akbabaların ölü hayvan vücutlarına yönelmesi,Kartalın canlı hayvan vücuduna yönelmesi
g-Canlılar geliştikçe davranışları da karmaşıklaşır.
Tek hücrelilerde davranış
Tek hücrelilerde davranışların tümü kalıtsaldır.Davranış sil,kamçı hareketi,ameboid hareket endospor ve kist oluşumu şeklindedir.Tek hücrelilerde uyarana yaklaşma ve uyarandan uzaklaşma şeklinde gerçekleşen davranışlara
taksi (Göçüm) denir.
Taksi davranışı uyarana yaklaşma (Pozitif taksi) veya uyarandan uzaklaşma (Negatif taksi) şeklinde gerçekleşir.

Uyaran çeşidine göre taksiler
  • Işık :Fototaksi
  • Kimyasal:Kemotaksi
  • Su:Hidrotaksi
  • Isı:Termotaksi şekillerinde olur.
Bitkilerde davranış
Bitkilerde çimlenme,çiçek açma,yaprak dökme,tropizma ve nasti bitkilerde görülen önemli davranışlardır.Uyaran ışık,ısı,su,kimyasallar ve travmalar olabilir.Tepkilerin verilmesinde hormonlar düzenleyicidir. Tepki ise mitoz,turgor değişimi veya asimetrik büyüme ile gerçekleşir.
Yapılan çalışmalar bitkilerinde belli bir alanda ürettikleri özel salgılarla birbirlerinin metabolizmalarını kontrol ettikleri görülmüştür.Ayrıca etilenin etkisinde unutmamak gerekir.
Bitkilerde nasti ve tropizma kalıtsal davranışlardır.
1-Tropizma(Yönelim):Asimetrik büyümeler sonucu gelişir.Hormonların dağılımında görülen asimetri sonucu, dengesiz turgor ve hücre bölünmeleri ile gerçekleşir.Yavaş gerçekleşen davranıştır. Bu durum bitkinin farklı kısımlarının hormonlara farklı cevap vermesinden kaynaklanır.
Tropizmada daha çok uç meristeminden salgılanan oksin hormonu etkilidir.
Örneğin uç kısımdaki oksin hormonu ışık varlığına göre farklı dağılım gösterir Bu durum bitkide yönelmeyi gerçekleştirir. Oksinlerin dağılımı karanlıkta ve ışığın tepeden geldiği durumlarda dengelidir. Bu yüzden bitkide her hangi bir yönelme görülmez, ancak eğer ışık bir yönden geliyorsa ışığın geldiği yönde oksin miktarı az, ışığın geldiği tarafın karşısında oksin miktarı fazladır
a-Fototropizma (Uyaran: ışık) Gövde pozitif tepki kök ise negatif tepki verir.
b-Jeotropizma (Uyaran:Yerçekimi) Gövde negatif kök ise pozitif tepki verir. Bataklık ve sulak ortam bitkilerinin bazı kökleri negatif jeotropizma gösterir. Bu tip kökler havalandırma kökleri olarak adlandırılır ve bataklık toprağında O 2 nin az olmasından dolayı köklerin gaz alış verişinde rol alırlar.
c-Hidrotropizma (Uyaran :Su) Kökler pozitif hidrotropizma göstererek suyun fazla olduğu ortamlara doğru yönelirler.
d-Kemotropizma (Uyaran:Kimyasallar=asitler,bazlar,gübre) Kökler kimyasallara karşı pozitif (Gübre) veya negatif (Asit) tropizma gösterirler.
e-Travmatropizma (Uyaran:Yaralanma) Kökler yaralanmaya neden olan faktörlere karşı negatif tropizma gösterir.
f-Haptotropizma (Uyaran:Temas) Sarmaşık ve fasulyenin sülük gövdelerinde değmeye karşı pozitif tropizma gösterir.
2-Nasti(İrkilme):Bazı bitkiler ise uyartıların yönüne bağlı olmaksızın çok hızlı tepki gösterebilirler. Bu tür davranışlarında etken olan faktör turgor olayıdır.
Örnek:Küstüm otunun duyarlı yaprak¬ları dokununca hemen kapanır.
Örnek: Böcek yiyen bitkilerin çiçeğine böcek konunca çiçeğin yaprakları hemen kapanır.

Bu hareketler turgor basıncındaki değişmelerle düzenlenir ve nasti hareketleri adını alır.Uyaranın yönüne bağlı olmaksızın gerçekleşen tepki tarzındaki hareketlerdir.Uyarana göre adlandırılır.
  • Fotonasti.......(Uyaran:ışık):Papatya çiçeklerinde
  • Termonasti....(Uyaran:Isı):Çiğdemin yaprak hareketlerinde
  • Sismonasti....(Uyaran:Sarsıntı,Değme):Küstüm otunda
  • Tigmonasti....(Uyaran:Dokunma):Böcek kapan bitkilerde
Hayvanlarda Davranış

1-Doğal-Genetik (Doğuştan gelen) davranışlar
  • İçgüdüsel davranışlar
  • Refleksler (Kalıtsal -Şartlı)
2-Öğrenilmiş davranışlar
Açıklamalar
Anahtar uyaran: İçgüdüsel davranışın başlamasını ve zincirleme devam ettiren uyarandır.Yırtıcının veya annenin sesi, dişinin veya rakibin kokusu ,sıcaklık azalması, günlerin kısalması, gece karanlığı vb uyaranlar canlılarda uyarı oluşturur. Hayvanlarda bu uyarılar özel davranışların gerçekleşmesine neden olur. Ancak bir uyaran bir tür için anlamlı iken başka bir tür için anlam taşımayabilir.Her çevresel değişken uyaran özelliği taşımayabilir
Şartlanma:Hedefe ulaşmak için yapılması ve yapılmaması istenen davranışların kazandırılması.
Spontane davranış:Dış uyaran koşulu olmadan kendiliğinden oluşan davranış Örn:heyecan,hiddet,uyuma,uyanma

1-Doğal-Genetik (Doğuştan gelen) davranış
Bu davranışlardan bazıları doğar doğmaz yapılırken örn:solunum bazıları belirli bir döneme girildiğinde yapılır. Örn:Koza örme
a-Refleks:Canlılarda dışarıdan gelen etkilere verilen ani ve değişmez tepkilere refleks denilir. Refleks hareketleri beyne ulaşmadan, omurilik tarafından yönetildiği için hızlıdır. Sinir sistemine sahip tüm canlılarda refleks davranışı vardır. . Bilinç dışı gerçekleşir.Kalıtsal ve türe özgüdür.Değişebilirler Örneğin insanın dizine vurulursa ba¬cak öne doğru hareket eder (diz kapağı refleksi), kurbağanın bacağına asit değdirilirse hemen bacağını çeker
b-İçgüdüsel Davranış: Belli bir içgüdü davranışı bir seri faaliyeti içine alır. Örneğin kuşların yuva yapma içgüdüleri yuva yapımında kullanılan malzemelerin bulunması, uygun yuva alanına taşınması, kendilerine özgü yuva şeklini yapma gibi birçok faaliyeti kapsar. İçgüdü şeklindeki davranışlarda bir organizma belli bir uyartıya karşı daima aynı şekilde tepki gösterir. Çevresel etkiler içgüdüsel davranışları etkilemez.İçgüdüsel davranışların şekli türe özgüdür.İçgüdüsel davranışa bakılarak hayvanın hangi türden olduğu saptanabilir.Benzer içgüdüsel davranışlara bakılarak hayvanlar arasındaki kalıtsal yakınlıklar ve evrimsel özellikler saptanabilir.

2-Öğrenilmiş Davranışlar
İçgüdüsel davranışlar öğrenmeyle değişebilir,farklı şekillere dönüşebilir. Öğrenilmiş davranışlar doğuştan kazanılmış davranışlardan farklıdır. Çünkü hayvan yeni durumlara karşı, yeni tepkiler geliştirir ve bu tepkileri uzun süre hatırlar. Öğrenme çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir

a. Alışkanlık yoluyla öğrenme: Bir hayvan belli aralıklarla tekrar tekrar aynı şiddette bir uyarana maruz kalırsa, gösterdiği tepki yavaş yavaş azalır ve sonunda o uyarana tepki göstermez.
Örneğin; örümceğin ağına çubukla dokunulursa, hayvan hemen dokunulan yere hızla hareket eder. Aynı hareket sürekli tekrarlanırsa, örümceğin belli bir zaman sonra hiç tepki göstermediği görülür.

b. Şartlanma yoluyla öğrenme: Bu çeşit öğrenme Pavlov'un köpekler üzerinde yaptığı deneylerle ispatlanmıştır.
Pavlov, bir köpeğe besin verdiğinde ağzında salya salgısının arttığını gözlemlemiştir. Sadece zil sesi duyurulduğunda köpek salya salgılamaz.
Pavlov köpeğe besin verdiği anda zil çalmış ve bu işlemi birçok kez tekrarlamıştır. Bu şekilde birçok deneyden sonra köpeğin zil sesini işittiği zaman besin verilmediği halde salya salgıladığını görmüştür. Böylece araştırıcı yeni bir refleksin geliştiğini göstermiştir.
Burada şartlı refleks meydana gelirken, bir uyaranın yerini diğerinin aldığını hatırda tutmak gerekir. Yani bir A uyaranının, B tepkisini meydana getirdiğini kabul edelim. Eğer C uyaranının da B tepkisini meydana getirmesi sağlanırsa, C uyaranı A uyaranının yerini almış olur. Hayvan bu uyarana karşı, tıpkı eski uyarana gösterdiği şekilde tepki gösterir.

c. İzlenimle öğrenme: Bu tip öğrenme daha çok yeni doğmuş ya da yumurtadan yeni çıkmış yavrularda görülür. Bu çeşit öğrenmeyle ilgili yapılan bir deneyde ördek yavruları üzerinde çalışılmıştır.
Araştırıcı kuluçka makinesindeki yumurtadan çıkan yavruların önünde çömelerek ve ördek gibi ses çıkararak iki yana sallanarak yürüdüğü zaman genç yavruların kendisini izlediklerini görmüştür. Daha sonra yavrular gerçek ördeğin yanına ***ürülse bile, yine ördek sesi çıkaran insanı takip etmişlerdir. Bu çalışmalar genç yavruların ilk gördükleri hareketli ve sesli şeyleri takip etmeyi izlenimle öğrendiğini göstermektedir.
d. deneme - yanılma yoluyla öğrenme: Bir hayvanın yeni bir durum karşısında, meydana gelecek iki tepkiden doğru olanını seçmesi ödül verilerek sağlanır. Hayvan cezalandırılarak yanlış seçmeler önlenir. Çoğu organizma birçok denemeden sonra doğru seçim yapmayı öğrenmiştir.


Toplumsal grupların önemli özellikleri:
  • Sosyal hiyerarşi
  • Topluluğun kılavuzları vardır.
  • Güçlü bir iletişim ve haberleşme ağı vardır.
  • Toprağa bağlanma,yayılma ,avlanma alanları vardır.
Bu özellikler topluluğun yaşama şansını arttırır.Bireyler arasındaki çatışmayı azaltır.Enerjinin ve zamanın boşa harcanmaması sağlanmış olur.
  • Hayvanlar arası iletişim türe özgü yollarla (koku,ses,hareket ve organların şekli değiştirmesi vb) sağlanır.
  • Hayvanların davranışlarındaki koordinasyon kalıtsal ,sinirsel ve hormonsal olmak üzere üç şekilde gerçekleşir
Hayvan gruplarının sağladığı faydalar
  • Korunma
  • Beslenme
  • Üreme
  • Enerjinin verimli kullanımı
Hayvanlar arası haberleşme şekilleri
  • Sesle :Her tür özgün sesi ile eş bulma,tehlikeyi bildirme,besinin bulunduğu yere çağırma gibi özel davranışlar sergilerler
  • Özel hareketlerle:Kabarma,belli organları (kanat,kuyruk,baş,kulak vb)hareket
Biyolojik saat
Belirli aralıklarla tekrarlanan davranış şekillerini ifade eder.Bu davranışlar, günlük, aylık, mevsimlik, yıllık olabilir.İnsanın fizyolojik etkinliklerinin çoğu ,günlük ritimler gösterir.
Son araştırmalara göre bu özellik ,beyinde bulunan ve pineal bez denilen ışığa duyarlı bir yapı tarafından düzenlenmektedir.Bu yapı ,ışığın azalmasına bağlı olarak melatonin denen bir hormon salgılar.Melatonin seratonin hormonundan ışığın olmadığı durumlarda üretilir. Salgılanması karanlıkta artar,ışıkta durur.Bu yolla uyku ve uyanıklılık zamanı ayarlanır. Melatonin canlıdaki düzenleyici rolünü engellemelerle yapar.
Örn: Yaban hayatta günlerin kısalması melatonin hormonunun döngüsel salgılanma süresini artırdığı için üreme sistemine olumsuz etki yaparak üreme etkinliğini durdurur.
Örn:Akşam saatlerinde salgılanan melatonin bireyin metabolizmasının düşmesi ve uyumaya hazırlanması yönünde etki eder
 
EKOLOJİ

Ekoloji birbirleri ile ve çevreleri ile etkileşimini inceleyen bilim dalıdır.
Ekolojiyi anlamak için madde ve canlı organizasyonunun bilinmesi gerekir.
Madde organizasyonu: Atom – Molekül – Organel – Sitoplazma – Hücreler –Dokular – Organlar - Sistemler –Organizmalar - Populasyonlar – Komüniteler – Ekosistemler – Biyosfer-Dünya – Gezegenler – Solar sistemler– Galaksiler – Evren şeklindedir


Ekoloji ile ilgili önemli terimler
  1. Biyosfer:Canlı yaşamına uygun ,okyanus derinlikleri ile atmosferin 10 000 m.yüksekliğine kadar olan tabakasıdır.
  2. Ekosistem:Komünitelerle cansız (Abiyotik) çevre koşullarının karşılıklı etkileşimleri.
  3. Biyotop:Canlıların yaşamlarını sürdürmek için uygun çevresel koşullara sahip coğrafi bölgedir.
  4. Komünite:Belirli yaşam alanına uyumlu populasyonlar topluluğudur.
  5. Populasyon:Belirli coğrafi sınırlar içinde yaşayan aynı türe ait bireyler topluluğudur.
  6. Habitat:Bir canlı türünün rahatça beslendiği,barındığı,ürediği yaşam alanına denir.
  7. Niş:Yaşam alanında kalıtsal özellikleri ile ilgili gerçekleştirdiği yaş*****n devamına yönelik faaliyetlerin tümüdür.
  8. Flora:Belirli bir bölgeye adapte olmuş ,o bölgede yaş***** sürdüren bitki topluluğudur.
  9. Fauna:Belirli bir bölgeye adapte olmuş ve o bölgede yaş***** sürdüren hayvan topluluğudur.
  10. Ekosistemi oluşturan faktörler
  11. bulundukları yaşam ortamında canlı ve cansız faktörlerle etkileşim halindedirler.
Biyotik faktörler
1) Üreticiler 2) Tüketici 3Ayrıştırıcılar
Abiyotik faktörler: İkiye ayrılır.
1) İklimsel faktörler : a) Işık b) Isı c) Su
2) Toprak faktörler : a)Toprak yapısı b)Mineral ve tuzlar c)Toprak ph’ sı
Abiyotik faktörler
1-İklim faktörleri:Canlılar yaşamlarını sürdürürken güneş ışını,ısı, basınç,nem, hava hareketleri gibi iklim faktörlerden etkilenirler.

A) Işık:

a) Işığın kalitesi,şiddeti,süresi önemlidir
b) Canlıların temel enerji kaynağıdır
c) Fotosentez için gereklidir
d) Bitkide çimlenme,büyüme,yönelme. klorofil sentezi için gereklidir
e) Işık bitkilerin yaşam alanını belirler
f) Hayvanlarda üreme,göç,pigmentasyon,bazı vitaminlerin sentezi ,sucul hayvanlarda solunum üzerine etkilidir
B) Isı:

Canlılarda yaşamsal olaylar belirli ısıda gerçekleşir. Yüksek ve düşük ısıda yaşamsal olaylar azalır hatta durur.
Bitkilerde : a) Çimlenme b) Köklerle su alınımı c) Fotosentez
Hayvanlarda : a) Üreme b) Gelişmenin devamı
c) Değişken ısılı hayvanlarda (Omurgasızlar,Balıklar , Kurbağalar ,Sürüngenler ) metabolizmanın devamı

C) Su:
  1. Organik maddelerin sentezlenmesi
  2. Maddelerin çözülmesi ,emilmesi,taşınması
  3. Biyokimyasal olayların gerçekleşmesi
  4. Fazla ısının uzaklaştırılması
  5. Boşaltım maddelerinin dışa atılması
  6. Bitkilerde çimlenmenin gerçekleşmesi ,hayvanlarda embriyonun gelişmesi
  7. Bazı canlılar için yaşam ve hareket alanıdır
Canlılar yaşadıkları ortam ve suya duydukları ihtiyaç farklıdır. Özel adaptasyonları ile en iyi uyumu yapmışlardır.

Hayvanlarda:
  1. Deride su kayıbını önleyen plaka,tüy ,kitin dış iskelet gibi yapıların oluşması.
  2. Solunum yüzeyinin vücud içine alınması
  3. Boşaltımla su kayıbını önleyen mekanizmaların gelişimi
  4. Yaşam alanı olarak suya yakın çevrelerin seçilmesi
Bitkilerde:
  1. Su kayıbının sağlandığı stomaların;a)Açılıp kapanmasının kontrol edilebilmesi (Terlemenin fazla olduğu zamanlar ve suyun az olduğu zamanlar stomalar kapanır)
  2. Köklerin suya yönelimi vardır
  3. Kurak ortam bitkilerinde gövde ve yapraklar su kayıbını önleyecek değişikliklere sahiptir.
Canlıların ihtiyacı olan suyu şu şekillerde karşılarlar:
  1. Suyun doğrudan alınması.( Sindirim sistemi, kökler)
  2. Deri ile su almak (Kurbağalar,Bazı omurgasızlar)
  3. Besinlerin yapısındaki sudan karşılamak
  4. Metabolik su kullanmak
Biyotik faktörler
Üreticiler
Fotosentez ve kemosentez mekanizmaları ile inorganik maddelerden organik madde sentezleyebilen ototrof bakteriler,mavi yeşil algler,kloroplast taşıyan protistalar ve bitkilerdir. Enerji ve maddenin canlıların kullanabileceği hale dönüşümünü sağlayan canlılardır.
Ototroflar İhtiyacı olan organik besinleri kendileri sentezleyebilen canlılardır. Besin sentezlerken kullandıkları enerjinin şekline göre iki tip ototrof canlı vardır:
a) Fotoototroflar: Klorofilleri sayesinde ışık enerjisi kullanarak organik besin sentezleyenler. Klorofilli bakteriler,Mavi-yeşil algler, Kloroplast taşıyan protistalar ve bitkiler bu gruptan canlılardır.
b) Kemoototroflar: Kuvvetli oksidasyon enzimleri sayesinde oksitledikleri inorganik maddelerden (H,Fe,NH3,nitrit vb.) elde ettikleri kimyasal enerjiyi kullanan bakteriler bu gruptur.
Tüketiciler
İhtiyacı olan besinleri diğer canlılardan hazır olarak alan hayvanlar ,protistalar,parazit bitki ve mantarlar,hetotrof bakterilerdir.

Tüketiciler üç grupta incelenir:
  1. Bitkilerle beslenen: (1.Tükticiler)
  2. Hayvanlarla beslenen(2.Tüketici)
  3. Yırtıcılar: (3.Tüketiciler)
Besinlerini almaları bakımından üç gruba ayrılırlar.

I- Holojoik beslenme:
    1. Besinlerini katı parçalar halinde alırlar
    2. Sindirim sistemleri ve enzimleri gelişkindir
    3. Hareket sistemleri gelişkindir
    4. Gelişkin duyulara sahiptirler
Holojoik canlılar kullandıkları besinin özelliklerine göre sindirim sistemleri ve beslenme davranışlara sahiptir.

1) Herbivorlar: Bitkisel besinlerle beslenenler
    1. Öğütücü dişler gelişkindir
    2. Sindirim kanalları gelişkindir
    3. Mide gelişkin ve bölmelidir
    4. Bitkisel besinlerin besleyici değeri az olduğundan fazla besin alırlar
    5. Beslenmeleri uzun sürer
    6. Bitkisel besinlerden yararlanma azdır
    7. Bazı gruplar sindirim sistemlerinde selüloz sindiren enzimlere sahip bakteri vb. canlılara simbiyoz yaşarlar.
2) Karnivorlar: Hayvansal besinlerle beslenenler
    1. Parçalayıcı(Köpek) dişler gelişkindir
    2. Sindirim kanalı kısadır
    3. Hareket ve duyu sistemleri gelişkindir
    4. Etin besleyici değeri fazla olduğundan beslenmeleri kısa sürer
    5. Uzun süre aç kalabilirler
3) Omnivorlar:Hem hayvansal hemde bitkisel besinlerle beslenebilenler
    1. Sindirim Özellikleri ile karnivorlara benzerler
    2. Selüloz hariç diğer bitkisel besinlerden faydalanacak enzimlere sahiptirler
    3. Tohum,meyve ve hücre öz suları bitkisel besinlerini oluşturur
II- Saprofit beslenme
    1. Sindirim sistemleri yoktur
    2. Sindirim enzimleri vardır
    3. Hücre dışı sindirim vardır
    4. Ölü bitki ve hayvan artıkları üzerinden beslenir
    5. Doğada madde döngüsü için önemli canlılardır
    6. Bazı bakteriler ve mantarlar bu gruptandır
    7. Üzerinde yaşadıkları canlıya zarar verirler
III- Parazit beslenme
Hayvansal parazitler endo ve ekto olmak üzere ikiye ayrılır

Ekto parazitler:
    1. Sindirim sistemleri ve enzimleri vardır .
    2. Hareket sistemleri ve duyuları gelişmiştir
    3. Konakçının vücudu üzerinden besinlerini karşılarlar
Endo parazitler:
    1. Sindirim sistemleri yoktur
    2. Sindirim enzimleri yoktur
    3. Üreme sistemleri hariç diğer sistemleri körelmiştir
Parazit canlıların konağa olan bağımlılığı bakımından ikiye ayrılırlar:
1) Yarı parazitlik: Belirli besinler için konağa bağlanan canlılar Örnek:Ökseotu Fotosentez yapmalarına karşı su ve mineralleri başka bitkilerin iletim demetlerinden emeçleri ile alırlar
2) Tam parazitlik: Bütün besinlerini konakçıdan alan parazitlerdir Bu parazitlerde üreme hariç diğer sistemler körelmiştir Bazı özel parazitlik durumları:
-Parazit-patojen:Konukçu canlıda hastalık ve ölümlere neden olurlar
-Obligat parazitler:Yaşamsal evrelerinin çoğunu konukçu vücudunda geçirirler. Bazı yaşamsal olayları ancak konukçu vücudunda gerçekleştirebilir.

Hem ototrof hem hetotrof beslenme
Bazı ototrof canlılar fotosentezle besinlerini üretebilirler ancak ihtiyaç duyduklarında diğer canlılarıda besin olarak kullanabilirler.

Örnekler: a)Protistalarda EUGLENA
    1. Tek hücreli
    2. Hücre ağızlarından aldıkları besinlerle hetotrof beslenirle
    3. İhtiyaç duyduklarında kloroplastları ile fotosentez yaparak ototrof beslenirler
    4. Göz lekeleri bulunur
    5. Hücre içi sindirim görülür
Örnek: b)Bitkilerden Dionea,Drosera,Nephentes gibi

insektivorlar
    1. Kloroplastları vardır ve fotosentez yaparlar
    2. Azotça fakir sulak topraklarda yaşarlar
    3. Yaprakları metamorfozla böcek kapanı haline gelmiştir
    4. Azot ihtiyaçlarını yaprakları ile yakaladıkları böcekleri, yapraklarında sindirerek sağlarlar
    5. Hücre dışı sindirim görülür
Ayrıştırıcılar
Bitki,hayvan ölüsü ve artıklarını besin olarak kullanan saprofit bakteri ve mantarlardır
Canlılar arasında beslenme bağımtısı
canlı türleri yaşamsal olaylarını devam ettire bilmek için diğer canlılarla beraber yaşamak zorundadırlar. Canlılarbeslenme,üreme,barınma,hareket,korunma gibi yaşamsal olaylarda başka canlılara ihtiyaç duyarlar. Bu ilişki yarar zarar ilişkisine göre üç şekilde gerçekleşir.
1) Kommensalizm: Birlikte yaşayan türlerden biri birliktelikten yarar sağlarken diğer tür yarar veya zarar görmez.
2) Mutualizm: Birlikte yaşayan iki ayrı türde birliktelikten yarar sağlarlar.
3) Parazitizm: Birlikte yaşayan iki ayrı tür bireylerinden biri bu durumdan faydalanırken diğeri bundan zarar görür.

Besin zincirleri

Doğada canlılar başka bir canlıyı besin olarak kullanırken kendileride başka canlıların besini olurlar. Canlıların birbirlerini tüketmelerine göre sıralanmaları ile oluşan zincire besin zinciri denir. Zincirin her halkası ayrı bir tür tarafından oluşturulur.Ancak hiçbir zaman doğada tek sıralı zincire rastlanmaz. Bir canlı besin olarak birden fazla türü besin olarak kullanırken kendiside birden çok türün besini olur. Bu durum zincirlerin birbirine karışıp beslenme ağları oluşturmasına neden olur.
    • Besin zincirleri ile canlılar arasında organik madde ve enerji akışı gerçekleşir.
    • Zincir ne kadar kısa ise madde ve enerji o kadar ekonomik kullanılır.
    • İlk halkada ototroflar bulunur
    • Son halkada 3.tüketiciler (Yırtıcılar) bulunur
    • Zincirdeki canlılar fonksiyonlarına göre üç tiptir
1) Üreticiler
2) Tüketiciler: a) Birincil tüketiciler (Herbivorlar)
b) İkincil tüketiciler (Karnivorlar)
c) Üçüncül tüketiciler (Karnivorlar)
3) Ayrıştırıcılar
· Ayrıştırıcılar zincire her halkadan katılabilir
· Her halkada önceki halkadan alınan organik madde ve enerjinin %90 ‘ı canlının yaşamsal olaylarında tüketilirken , canlı vücudunda saklı tutulan % 10 ‘u besini olduğu sonraki halkaya geçer. Bu duruma % 10 yasası denir.

Ekolojik piramitler
Ekolojik piramitler ekosistemlerdeki komüniteyi oluşturan birey sayısı(Biyokütle) veya enerji dikkate alınıp hazırlanır.

Biyokütleye ve enerjiye dayanan piramitler
    • Piramidin tabanını üreticiler oluşturur
    • Tepe basamağı yırtıcılar oluşturur
    • 2. ve 3. basamağı tüketiciler oluşturur
tüketiciler
    1. Birincil tüketiciler (Herbivorlar)
    2. İkincil tüketiciler (Karnivorlar)
    3. Üçüncül tüketiciler (Karnivorlar)
    • Taban üreticilerden oluşur
    • Biyokütle tepeye doğru gittikçe her basamakta 10 kat azalır
    • Enerji tepeye doğru her basamakta 10 kat azalarak aktarılır
    • Biyolojik birikim (Kimyasal zehirler,radyoaktivite vb.) tepeye doğru gittikçe artar
 
Geri
Üst