Parapsikoloji Nedir? Parapsikolojik terimler, bilinmeyenler ve teknikler burada!

7
EXE RANK

-тнє αLуx-

Fexe Kullanıcısı
Puanları 0
Çözümler 0
Katılım
21 Tem 2009
Mesajlar
7,782
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
39
Web sitesi
www.netbilgini.com
-тнє αLуx-
alt başlıkların hepsi bu sabit başlık içerisindedir
88.gif

içindekiler

1-Parapsikoloji nedir?
2-Materyalizasyon
3-Posesyon
4-Meditasyon
5-Prekognisyon
6-Transfigürasyon
7-Obsedör
8-Ekminezi
9-Spatyum Ve Dezenkarnasyon
10-İmajinasyon ve Durugörü
11-Hidrokinezi
12-Cryokinezi
13-Umbrakinezi
14-Aerokinezi
15-Lunarkinezi
16-Pyrokinezi
17-Levitasyon
18-Geçmişten Geleceğe Telekinezi
19-Durugörü​

ALINTIDIR !​
 
PARAPSİKOLOJİ NEDİR ?
1930’ lı yılların başında A.B.D de Duke üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda psişik çalışmaları belirtmek için almanca parapsychologie terimini kullanmışlardır. Alışılagelmişin dışı farklı psikoloji anlamına gelmektedir. Bu yılarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu ve isimlendirmelerde özellikle durugörüdeki hadiselerin Extrasensory perception adlandırdıkları (duyu dışı algılamalar) görülmektedir.
Duyu dışı algılamaları geçmişi,şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duke üniversitesi labaratuarlarında zihnin madde üzerindeki fiziksel etkileri araştırıldığında bulunan sonuçlar zihinsel devinim anlamında yeni bir terimin kullanıldığını görmekteyiz Psikokinesis kısaca PK yani zihnin maddeye hakimiyeti yine bu dönemlerde spirit çalışmalarda hassas deneklerin meydana getirdiği fenomenleri inceleyen bilim adamları medyom kelimesinin yerine PSİ yetenekleri adını vermişlerdir.
Fransa’da 1900 lü yılların başında Alan Cardec in ve ABD de EDGAR CAYCE isimlerinin Trans altında çeşitli algı ve kehanetlerini işte bu PSİ yetenekleri ile izah etmeye çalışmışlardır. Parapsikoloji araştırmacıları bu isimlerin yanında yine aynı dönemlere rastlayan bir dönem sovyetler birliği ve doğu bloku araştırmacılarının ESP yerine psikotronik veya biyoiletişim PSİ yerine bioenerji /bioplazma kelimelerini kullanmışlardır.
Sovyet ideolojisi bu fenomenleri biokimyasal hadiseler olarak ele almıştır. Psikotronik, Yunanca psişe ve elektron sözcüklerinden gelmektedir. İlk kez 1968’de Dr. Z. Reydak başkanlığında bir grup Çek bilim adamı tarafından Moskova Uluslararası Parapsikoloji konferansında parapsikoloji sözcüğü yerine kullanıldı. Bu bilimadamları parapsişik olaylarda sözü edilen enerjinin yapısını keşfetmek amacında olduklarını belirtmişlerdi.psikotronik enerji paranormal olayların temelini oluşturabilir. Bu enerji birimi ise psikotron olarak adlandırılmaktadır. Dr. Rejdak, psikotronik ile ilgili olarak özde insanla ilgili olan bir biyonik bilimdir. Biz, PSİ olayını öncelikle insanda ikincil olarak ta tek başına bir enerji şeklinde tanımlamaya çalışıyoruz. Amaç ya ara bağlantı olarak insanı yada insanı saf dışı bırakarak yapay bir sentezi kullanarak (elektromanyetik,çekimsel yada diğerleri gibi bilinen enerji biçimlerinden hiçbirinin bu olguda geçerli olmadığı bir kez kanıtlandığında ,insanın telepatik nakil sırasında kullandığı enerjinin bir üretecini meydana getirmek yoluyla), bu konuyla ilgili sorunların uygulamalı sonuçlarını arayıp bulmaktır der.
Psikotronik denemelerin bu gün hangi boyutta olduğu bir gizemdir.Amerika da Meşhur bir Philedelphia deneyinden söz edilir burada bir geminin su üzerinden demateryalize edilerek enlem ve boylamı önceden belirlenen başka bir alana nakil yaptırıldığı söylenir.
Psikotronik enerji ile ilgili çalışmalar parapsikolojinin en dinamik alanlarından biridir. Eski dönem mısırda bu enerjilerin kullanıldığına dair savlar vardır. Yine tarih içinde parapsikoloji gezimizde 1939 yılında, Sovyet mühendis Semyon Davidoviç Kirlian’ın geliştirdiği yüksek frekans alanlı bir fotoğraf tekniğini görürüz. Bu yöntemle canlı ve cansız nesnelerin çekilen fotoğraflarında cisimlerin etrafında gözle görünmeyen renkli bir alanın varlığının ispatlandığını görüyoruz.teşhis ve tedavide araç olarak kullanılan bu teknik günümüzde kullanılmaktadır.
Sovyet bilimadamları enerji beden üzerindeki çalışmalarını ilk kez 1968 de Kazakistan devlet üniversitesince basılan Kirian etkisinin biyolojik etkinliği başlığını taşıyan ve ayrıntılı bir rapor halinde bilim dünyasına sunmuşlardır. Buna göre bu fotoğraflarda görülen biyo-ışıldama organizmanın elektriksel bir hali olmayıp biyoplazma tarafından oluşturulmaktadır.
Bizim kendi kültürümüzde ölmekte olan bir kişiyi algılayan insanların onun ışığını göremiyorum.Ferri sönmüş tabiri ve hıristiyan kilisesinin ve hinduist budist inanışlarında baş bölgelerine çizilen ışıkların biyoplazma olduğunu 1968 yılında söyleyenlerden sonra 2000’lere girerken biz olabilir diyebilir miyiz?
 
Materyalizasyon, sözcük anlamıyla maddeleşme anlamına gelmekte olup, spiritüalizm’de “bedenli veya bedensiz bir varlığın bedenli bir varlığa ait beden maddelerinin bir kısmını demateryalize etmesinden sonra, istediği bir biçime sokarak başka bir yerde ortaya çıkarması” olarak tanımlanır. Demateryalizasyon fenomeninin karşıtı olarak kabul edilir.
Bilinen fizik yasalarıyla açıklanamayan demateryalizasyon ve materyalizasyon fenomenlerini neo-spiritüalist görüş, kısaca, maddi partiküller arasındaki çekim-itim dengesine yapılan ruhsal müdahaleyle, maddenin genleştirilmesi ve eski haline döndürülmesi olarak açıklar. İnsan gözü, bir maddeyi ancak belirli bir hacimde belirli bir miktarda atom ve partiküle sahipse görür.

Maddileşerek beş duyu ile algılanabilir hale gelen (ortaya çıkan, beliren) şeyin herhangi bir eşya olması durumunda fenomen apor ( apport) adını alır. Apor fenomenlerine fiziksel medyumların yanı sıra mistiklerin, yogilerin ve şamanların çevresinde de rastlandığı ileri sürülür
 
b-96953-hayalet.jpg
[FONT=Century ***hic]
Posesyon
, bir ruhun, bir bedenle ilişki halinde olması, onu bir süreliğine hakimiyeti altına almasıdır.Posesyonda bir tapınç söz konusudur. Ainler seanslar şeklinde yapılmaktadır. "Posede", yani trans halindeki kimse, ele geçirilen kimse bilincinin dışında dans etmeye başlar. Dansın şekli isteğe göre değişir. "Posesör", yani kontrol eden ruh; hareketi sağlayandır. Yani posedenin hareketlerle bir bağlantısı yoktur. Hareketlerin nedeni posesördür.Posesyonun bir de şeytani yönü vardır. Yani doğaüstü kabul edilen ve görünmeyen bir varlık, insana yerleşir ve onu kontrol eder.Posesyon birçok zaman din ile ilişkilendirilmişse de; daha çok tedaviye yönelik kullanılmıştır.Vudu'da da üç tip posesyon vardır.[/FONT]
 
Meditasyon, bir sey üzerinde derin ve kapsamli bir sekilde düsünmek demektir. Bir seyin asil gerçegine kavusmak amaç ve umuduyla, zihne dolan gereksiz fikirleri geri göndererek, o anda cevap beklenen sorunun açikliga kavusturulmasina çalismaktir. Daha da açacak olursak insanin asil ruhsal benligiyle irtibata girmesidir. Asil hedeflenen amaç budur... Ancak her zaman bu amaç gerçeklesmez...

Bu uygulama metodunun Hint Dinleri'ndeki ibadetlerin önemli bir kismini teskil ettigi söylenirse de, sadece Hint Dinleri ile kisitli kalmamistir. Söz konusu teknikler birçok toplum tarafindan kendi dinsel ve geleneksel anlayislarina uyarlanarak kullanilmistir. Meditasyon esnasindaki düsünme eylemi eforsuz bir eylem olarak tanimlanir... Kendiliginden bir akis içinde, belli bir ilham alinarak yeni seyler ögrenme ve kavrama imkani saglanabilir... Konunun bu yönü, çalismanin sonuçlariyla ilgili püf noktasini olusturur.

Arzu edilmeyen sonuçlarla karsilasilip karsilasilamayacagini belirleyen nokta iste burasidir. Bu noktada deneyimcinin ruhsal kültürünün ve teorik bilgi düzeyinin çok yüksek olmasi gerekir...
Bu konuya tekrar dönecegiz...

Meditasyon esnasinda zihin ve beden serbest tutulur. Düsünce bir an için, kendi konusunun disina çikma eylemi gösterirse, aklin müdahalesi ile sükûneti yitirmeden yeniden ilk konuya geri dönülür.
Burada esas olan: Sükunet içinde kalabilmek ve konuyla ilgili sezgileri alabilmektir...

Tufan öncesi uygarliklardan olan Atlantis ve Mu Uygarliklari'ndan tutun, eski Kristof Kolomb öncesi uygarliklarindan olan Aztek, Inka, Mayalar'a... Avusturalya yerlilerinden, Afrika Kabileleri'ne... Ve oradan da Avrupa ve Asya'daki toplumlara varincaya kadar dünyanin hemen her yerinde kismen metodlari degistirilerek ama temel metot ayni kalmak üzere, yaklasik 100 civarinda meditasyon yapma çesidi vardir.

Islamiyet'in, Tasavvufi çalismalarinda ve özellikle de Sufi ekollerinde meditasyondan yararlanabilmek için, çok kapsamli ve çok degisik teknikler gelistirilmistir.

Bireylerin belli sirlara kavusabilmelerine yardimci olabilmek için bir zamanlar kullanilan bu teknikler, Sufi Okullari'nda, egitilmekte olan ögrencinin üzerinde son derece yararli sonuçlar meydana getirebiliyordu. Diger toplumlarin inisiyatik gizli yani batini çalismalarinda oldugu gibi gerçekten de, bu teknikler Sufi Okullari'nda, bireyi özgür bir hale getirerek, bireyin kendisiyle, asil benligi arasindaki köprüyü kurmasina yardim ediyordu.

Ancak burada göz ardi edilmemesi gereken çok önemli bir püf noktasi vardir:
O dönemlerde uygulanan bu teknikler, bireyin içsel gelismesinde, sirlara kavusmasinda ya da günümüz anlayisiyla ifade edecek olursak; "kendini tanimasi" ve "kendini bilmesi" yolunda yapilan çalismalarindan sadece bir tanesiydi... Meditasyonla birlikte uygulanan ve birbirini tamamlayan baska çalismalar da vardi.

Ancak sunu kesin olarak ifade etmemiz gerekir ki, o dönemlerdeki bu basarili çalismalarin yürütüldügü zamanlarda bile, bu çalismalardan zarar görenler olmustur. Ancak konunun bu yönü üzerinde yurdumuzda çok az durulmustur...

Konuyu biraz açalim...
Bu tekniklerin son derece dikkatli uygulanmasi gerektigini çok iyi bilen o devrin mürsitleri, müritlerini sürekli olarak kontrol ederlerdi... Zikir çalismalarina hangi ögrencinin ne zaman baslamasi gerektigini, ne kadar süre ile günde kaç defa uygulamasi gerektigini ve bu zikir çalismasinda hangi ögrencinin hangi mantrayi kullanacagini büyük bir titizlikle belirlerlerdi. Zaman zaman tehlikeli bir gelisme fark ettikleri an, belli bir süre, o ögrenciye zikir çalismasi derhal biraktirilirdi. Hatta uygun görmedikleri bazi ögrencilerine hiç bir zaman zikir çalismalari yaptirilmazdi.

Eski devirlerdeki bütün toplumlar, konunun ciddiyeti üzerinde ve dogurabilecegi arzu edilmeyen sonuçlarla ögrencilerin karsilasmamalari için büyük bir titizlikle durmuslardir.

Örnegin Buda, ögretisini çevresine aktarirken; anlayista, düsünmede, konusmada, davranis biçimlerinde, geçim düzeninde, manevi çabada, konsantrasyonda ve son olarak da meditasyonda yapilabilecek yanlisliklara insanlarin dikkatlerini çekmistir.

Temeli ayni olmakla beraber, birbirinden oldukça farkli yaklasik 100 civarinda meditasyon tekniklerinin bulundugundan sözetmistik. Bunlardan belli bir bölümü zikre dayali tekniklerdir. Yani seçilen bir kelime ya da cümlenin meditasyon esnasinda tekrar edilmesi prensibine dayanir... Sufiler de böyle bir teknik kullanmistir.

Sufi Okullari'nda Allah'in isimleri, en çok kullanilan temel mantralardandi. "La ilahe illallah", "Ya hay" gibi mantralar; Sufi Dervisleri'nce en fazla kullanilan, tercih edilen zikirlerdi. Sufiler genellikle bir merkez etrafinda daire seklinde halkla olustururlar; bazen oturarak, bazen ayakta ritmik hareketlerle toplu halde bu zikir çalismalarini gerçeklestirirlerdi.


Sufilerin uygulamis olduklari zikir çalismalarinin baslica iki sekli vardi:
Zikr-i Cehri dedikleri yüksek sesle uyguladiklari ve Zikr-i Kalb-i dedikleri alçak sesle veya tamamen sessiz içten söyleyerek uyguladiklari olmak üzere... Baslarindaki gerçekten bilgili ve konusunun ehli olan mürsitleritleriyle birçok Sufi Okullari, uzun yillar çok basarili sonuçlarin elde edildigi çalismalarini sürdürmüslerdi...

Fakat zamanla, isle - batinilikle mesgul olunan bu yerler, özelliklerini kaybetmeye ve dejenere olmaya basladilar. Belli bir süre sonra ise, tamamen disla ugrasan yerler haline gelince de fonksiyonlarini artik göremez bir hale dönüsmüslerdir.

Günümüzde artik böyle tarikatlar yok. Günümüzdekiler tamamen seriatçi kisveleriyle batini hiç bir çalisma yapmaksizin siyasetle mesgul olmayi tercih etmislerdir... Günümüzdeki bu seriatçi tarikatlar, Sufiler'in etkin olduklari dönemde de vardi ve Sufilerle mücadele içindeydiler. Hatta Sufileri din disi kisiler olarak göstermekteydiler. Günümüzde hala bu seriatçi tarikatlar, geçmiste yapilan o batini çalismalari siddetle elestirmeye ve karalamaya devam etmektedirler. Bu nedenle günümüzdeki seriatçi tarikatlarla o devirdeki Sufi-ler'in karistirilmamasi gerekir. Sufiler batini bir gruptu... Daha sonralari onlarin da belli bir kismi dejenere olarak seriatçi bir kisveye bürünmüs olabilirler... Ancak o devirde durum farkliydi... Bu iki meselenin birbirine karistirilmamasi gerektigini hatirlatmayi, kendime tarihi bir borç biliyorum.

Tekrar konumuza dönelim...
O ilk dönemlerindeki basarili çalismalarin yürütüldügü dönemlerde bile, zikir çalismalari sirasinda zihinsel dengesi bozulan bir çok ögrenci olmustur... Bunlara yolun mecnunlari ismi verilmistir. Her Sufi Ekolü'nün mecnunlari vardir. Bu neden böyle olmustur... Iste zaten bunu ortaya çikartmaya çalisiyoruz...

Simdi geçmisteki uygulamalari bir kenara birakarak, günümüzdeki meditasyon uygulamalarin insanlar üzerinde meydana getirebilecegi olumlu ve olumsuz etkilere kisaca bir göz atalim.

Uygun bir teknik seçildigi taktirde meditasyonun insanlar üzerinde saglayabilecegi olumlu etkileri maddeler halinde su sekilde siralayabiliriz:
1- Vücut ve beyin üzerinde bir rahatlama etkisi.
2- Sinir sisteminin gerginlikten kurtularak daha dengeli bir zihinsel yapinin olusmasiyla, yasam içinde karsilasilan zorluklara dayanabilme ve bu zorluklarin üstesinden gelme yeteneginin gelismesi.
3- Zihinsel ve fiziksel enerjinin artisi.
4- Sezgilerin kuvvetlenmesi ve içe dogus tarzinda bir takim bilgilerin kendiliginden elde edilmesi...

Evet... Bunlar muhtemel olumlu etkiler olarak siralanabilir...
Ayrica düzenli olarak meditasyon uygulayan kisinin uykuya olan ihtiyacinda bir azalma görülür ve daha az uyuyarak yasamim sürdürebilir. Ancak surasi da bir gerçektir ki, herkesde meditasyon ayni etkiyi meydana getirmez.

Ayni metot bir kimsede gerek zihinsel, gerekse fiziksel yönde son derece olumlu gelismelere sebebiyet verirken, yine ayni metod bir baska kimsede çok ciddi zihinsel bozukluklara sebebiyet de verebilir.

Günümüzde bunun hatiri sayilir derecede örnekleriyle karsilasilmistir. Bunun en büyük sebebi herkesin kendisine has farkli psisik ve fizyolojik bir bünyeye sahip olmasindan dolayidir. Bu nedenle her meditasyon teknigi herkesde ayni sonucu vermez.

Meditasyondan yararlanabilmek için herkesin bünyesine en uygun teknigi seçmesi sarttir.

Bu teknigin seçilme islemi, meditasyonu yapacak birey tarafindan yapilamiyorsa, bu seçimin meditasyonu uygulatacak kisiler tarafindan yapilmasi gerekir. Bilgi ve deneyimi bu seçimi yapmaya yeterli olmayanlarin bu ise kalkismalari, son derece ciddi sorunlarin yasanmasina sebebiyet verebilir.

En riskli çalismalar ise, belirli kelimelerin tekrar edildigi mantraya dayali metodlarin uygulandigi tekniklerdir.

Mantraya dayali bir teknigin uygulanmasinda en fazla dikkat edilmesi gereken nokta, mantra olarak kullanilacak kelimenin titresimsel yapisiyla, o mantrayi kullanacak kisinin psisik yapisinin uyum içinde olup olmadiginin tespit edilmesidir.

Bu seçim isini yapacak kisinin Duyular Disi Algilamalari'nin son derece gelismis olmasi gerekir. En azindan bir durugörü yeteneginin olmasi sarttir...

Bir zamanlar bu seçim islerini gerçeklestirebilecek düzeyde ögretmenler mevcuttu, ancak günümüzde tamamen ticari bir boyutta ele alinan yerlerde bu seçimin ne derecede yapilabildigi ayri bir tartisma konusudur. Konunun ciddiyeti özellikle devlet yetkililerimiz tarafindan biliniyor olsaydi, zannediyorum ki, bu tür rastgele uygulamalara belirli bir disiplin getirirlerdi. Bu, aynen tip konusunda yeterli bilgi sahibi olmayan bir kimseye, beyin ameliyatini yaptirmak kadar tehlikelidir.

Diyelim ki, kisinin psisik yapisiyla dogru bir mantra tespit edilebildi. Ve bu mantrayla çalisilmaya baslandi... Risk artik bitmis midir? Hayir... Bu sefer de bir baska risk kapida beklemektedir...

Mantra olarak kullanilan sözcük seçildikten sonra o sözcügün üzerine çok özel ve çok az sayidaki insanin bildigi metodlarla, yogun pozitif enerjiler yüklenir. Bu yöntemin temeli sizlere aktarilan suya manyetik enerjilerin yüklenmesine benzer.

Ve ondan sonra bu mantra birisine verilir. Sonra o da baslar bu mantrayi kullanmaya...

Ancak bu mantranin üzerine yüklenen enerji belli bir süre sonra tükenmeye ve karsitina dönüsmeye baslar. Belli bir noktadan sonra mantranin üzerinde yogun olarak negatif enerjiler birikmeye baslar...

Iste en büyük tehlike çanlari da bu noktadan itibaren çalmaya baslar... Eger aninda farkedilmezse önüne geçilmesi mümkün olmayan zihinsel arazlarin ortaya çikmasi kaçinilmazdir. Özelllikle tekrar altini çizerek söylüyorum ki, hemen farkedilirse telafisi mümkün olan bu müdahalede biraz gecikil-digi taktirde, geriye dönülmesi ve düzeltilmesi mümkün olmayan zihinsel bozukluklarin ortaya çikmasi engellenemez.

Meditasyon yapan kisinin, böyle bir durumla karsilastigini derhal anlayacak bir klavuza ihtiyaç vardir. Bu noktadan itibaren ya yeni bir mantra verilmeli ya da eski mantranin kullanilmasi gerekiyorsa, yeniden sarj edilmelidir.

Bütün bunlar meditasyon ögrettiklerini iddia eden günümüzün ticari kökenli yerlerinde uygulanabiliyor mu? Bu konuda da ciddi tereddütlerimizin oldugunu söylemek zorundayim...

Simdi buraya kadar aktarmaya çalistigimiz bütün bu risk faktörlerinin 4/4 'lük halledildigini bir an için düsünecek olursak bu sefer de baska bir meseleyle karsi karsiya geldigimizi görürüz.

Diyelim ki; bütün sartlari olumlu bir sekilde yerine getirebildiniz. Uygun bir teknik tespit ettiniz, basinizda da bu isten çok iyi anlayan uzmanlar var. Her sey halloldu mu?
Hayir...

Meditasyon çok eski devirlerden beri uygulanan kendim bilme çalismalarindaki yöntemlerden sadece bir tanesidir diye bir tanimlama getirmististik. Bu tanimlamayi kendi zihnimizde üretmedik. Bu tanimlamayla, eski batini çalismalari birazcik dahi inceleyen hemen herkes karsilasabilir. Tek basina uygulandiginda kas yapayim derken göz çikartmak her zaman için mümkündür.

Meditasyon yapan bir kimsenin disardan tesir ve etki alma kapasitesi genisler. Yani daha teknik bir tabir kullanacak olursak "psisik kanallari" açilir. Ne demek istedigimi bu konuda çalisanlar gayet iyi anliyorlardir. Zaten unutmayin ki meditasyonda amaç kanallarin açilmasidir. Aksi taktirde meditasyonun asil gayesi olan; insani öz benligiyle bulusturmasi mümkün olamaz.

Iste bu noktadan itibaren yine çok büyük bir baska tehlike çanlarinin sesleri duyulmaya baslar. Açilan bu kapidan çok farkli ve istenmeyen parazit enerjilerin girmesi her zaman için ihtimal dahilindedir.

Gene eski dönemlerden örnek vermemiz gerekecek... Eskilerden örnek veriyorum... Çünkü meditasyon eskilerde kullanilan ve dogrusunu söylemek gerekirse, günümüzde çok fazla geçerligi kalmamis olan bir yöntemdir.

Geçmisteki tüm inisiyatik çalismalarda ögretmen; ögrencilerinde meydana gelen gelismeleri psisik olarak duyular disi algilamalariyla kontrol etmekteydiler... Bu denetlemeyi yapan ögretmen, ögrencilerini sürekli bu alanda da her hangi bir tehlikeyle karsilasmamasi için kontrol altinda tutardi. Hatta meditasyonu sirasinda onu dis tesirlerden koruyabilmek için manyetik alani içine alirdi...

Peki bu anlamda bir kontrol, günümüz meditasyon ögreten ticarethanelerinde yapilabiliyor mu? Bu anlamda da ciddi soru isaretlerin mevcut oldugunu söylemek zorundayim...

Sayilari 100 civarinda bulunan meditasyon tekniklerinden, ülkemizde en fazla bilineni ve en fazla duyulani Transandantal Meditasyon denilen ve kisa adiyla TM olarak nitelendirilen bir tekniktir... Ve bu da mantraya dayali bir tekniktir... Yukarida anlatmaya çalistigimiz bütün bu risk faktörlerini ortadan kaldirdiginiza inaniyorsaniz mesele yok... Ama bize sorarsaniz mesele çok...

Buraya kadar mantradan çok söz ettik. Mantrayi bu kadar etkin yapan sey nedir, diye düsünen okurlarimizin olabilecegini dikkate alarak bu soruyu biraz açalim diyoruz... Bakalim altindan neler çikacak...

Mantranin gücü onun sesinde gizlidir... Diyelim ve seslerin bünyemiz üzerindeki etkilerini görelim...


[COLOR=#432b18]Etkileri ve KULLANIMI[/COLOR]


Tüm inanç sistemlerinde karsimiza çikan dua ve ilahilerin kullanilis gayesi sesin meydana getirdigi etkilerden yararlanabilmek içindir. Etnoloji ve Teozofi arastirmacilari bunu majik bir uygulama olarak ele alirlar. Ve adina "ses majisi" derler... Dünya üzerindeki en eskisinden en yenisine kadar bütün dini egitim sistemleri bu bilgiyi kullanmislardir.

Ilahilerin, dualarin, zikir ve mantralarin ortaya çikislari ve kullanilis sebepleri tamamen buna dayanir. Ancak bu bilgi günümüzde birçoklari tarafindan unutuldugu için ibadet Türkçe mi olsun, Arapça mi olsun tartismalari sürüp gitmekte ve hiç kimse buna dogru dürüst bir açiklama getirememektedir. Yeri geldigi için hemen söyleyelim: Bu sizin ibadetten ne beklediginize baglidir. Amaciniz sadece inanan bir müslüman olarak Allah'a kulluk etmek ve sonunda cennete gitmekle noktalanacak bir süreci yasamaksa, hiç merak etmeyin Türkçe de olsa, Arapça da olsa hiç farketmeyecektir!...

Ancak ibadetten anladiginiz gerçek anlamda meditatif ve konsantratif bir çalismaysa, iste o zaman sizin için çok sey farkedecektir kuskusuz... O zaman siz zaten dua ve ibadeti çok daha farkli bir yapida ele alacak ve metafizik bir anlayisla farkli bir dünyanin kapilarini açacaksiniz...

Daha ibadetin ne oldugu ve ne maksatla ibadet edildigi çogunluk tarafindan anlasilamadigi için, bu tartismalar da bir türlü yerli yerine oturtulamiyor. Bu tartisma içinde olanlar için söylüyorum: Önce ibadetin ne oldugu ve ne olmadigi anlasilirsa bu sorulara daha gerçekçi cevaplar getirebilir...

Kendinizi rahat hissedeceginiz bir yerde, kendi kendinize uygulayabileceginiz pratik bir metotla seslerin gücünden siz de yararlanabilirsiniz: Bu egzersizin temeli, ses enerjisinin bilinçli kullanimina dayanir. Simdi aktaracagimiz teknikle siz de bedeniniz üzerinde olumlu bir etki meydana getirebilirsiniz...

Evinizde rahatsiz edilmeyeceginiz, bir odada sirtiniz dik duracak bir sekilde oturun. Günlük yasamin üzerinize yüklemis oldugu her türlü baskiyi o an için bir kenara birakin... Düsüncelerinizi kendi haline birakin. Nefes alma egzersizleriyle hafif bir gevseme içine girin...

Bu asamadan sonra derin bir nefes alarak 3'er defa olmak üzere, sirayla asagidaki harfleri nefesinizin sonuna kadar sesli bir sekilde söyleyiniz:
A
E
OU
O
I

Size büyük bir enerji, denge, ahenk ve huzur saglayacak olan bu metod, ayni zamanda iç organlariniza gerçek anlamda bir masaj etkisinde de bulunacak ve fizyolojik bazi rahatsizliklariniz üzerinde olumlu bir etki saglayacaktir.

Su anda sizlere aktarmaya çalistigimiz metod ayni zamanda sesle tedavi tekniklerinden bindir. Hemen belirtelim, bu teknik yurtdisindaki birçok hekim tarafindan tip alaninda, hastalarini tedavi etmek ve baski altindan kurtarmak için etkin bir sekilde kullanilmaktadir.

Gelelim harflerin titresimsel özelliklerine ve bünyemizde yapmis olduklari fonksiyonlara:
A sesi akcigerlerin üst kismi üzerine ve beyine etki yapar. Bu Hristiyanlar'in ruhani ayinlerinde bolca kullandiklari, huzur verici bir ses olarak bilinir.

E sesi bogaza, ses tellerine ve güçlenmesi için Troid üzerine etki yapar. Her birisi arka arkaya üç defa çikarilan bu sesler, ait oldugu dokular içinde, besleyici bir kan birikmesine sebep olur.

OU sesi bütün karin organlari üzerine etki yapar: Mide, karaciger, karnin alt kismi ve ince bagirsaklarin çalismasini düzenledigi gibi, onlarin peklikten kurtulmalarina da yardimci olur.

O sesi agir ve derin olarak çikarildiginda, bütün gögüs kafesini titretir ve akcigerleri harekete getirir. Onun etkisi ince bagirsaklara ve eger onu; sonuna kadar nefes vererek iyice çikarirsaniz, cinsel güç üzerinde de etki yapar. Psisik düzeyde iç huzuruna, genis bir konsantrasyona sebep olur ve insana dinamizm verir. Ona, ikinci bir ses ekleyerek, etkisin de arttirabilirsiniz: OM...

OM, Hindu yogileri tarafindan kozmik ses olarak nitelendirilmis bir sestir. Kafatasi sinirlerini ve kubbesini titrestirir. Eger bu sihirli ses üzerine iyice konsantre olunursa, zihinsel fonksiyonlarinizin hissedilir derecede berraklastigini far-kedebilirsiniz.

I bu serinin son sesidir. Uzun bir sekilde, hafifçe dudaklarda bir gülümseme meydana getirerek çikarilmasi gereken "I"sesini de üç kez tekrar ederek, bu seriyi bitiriniz... Sevinç verici ve pariltili olan bu ses, burun, bogaz ve bronslarda etki yapar. Onun, insana keyif verme meziyeti de vardir. Eger nefes yollariniz kötü bir durumdaysalar, balgam sökücü bir etki gösterir.

Seslerin tekrarini bitirdikten sonra dudaklarinizda daima bir gülümseme ile ve huzur içinde ayaga kalkacaksiniz... Kendinizi gerçekten iyi bir durumda hissedeceksiniz. Bedeninizi yumusatmak için, bir kaç jimlastik hareketi yapiniz ve gidip elleriniz, yüzünüzü soguk suyla yikayiniz...

Bu egzersizi sabahlan uyandiginizda veya günün herhangi bir saatinde uygulayabilirsiniz. Ve unutmayiniz ki, sadece günlük tek bir pratik, gerçek bir sagliga yol açar...

Bugün, seslerin biyolojik ve psisik dengemizi bozabilen veya güçlendirebilen bir titresim oldugu bilinmektedir. Hinduizm'de ses, yogolar kategorisinde yer alir ve çok etkili bir tedavi olarak kullanilirdi. Buna "Mantra Yoga" denirdi. Bazi özel ve belirli dualarin okumalariyla sesin kudreti ve etkisi harekete geçirilirdi.

Meditasyonlarda kullanilan mantralarin kullanilis sebepleri iste buna dayanir...

Yani "mantra"nin kullanilisi, kelimenin bu gizli gücünden, suurlu bir sekilde yararlanmaktan baska bir sey degildir. Ancak basta söyledigimiz gibi Parapsikoloji'nin ortaya koymus oldugu bilimsel bulgular isiginda, biz sizlere mantraya dayali bir meditasyon çalismasini önermiyoruz...

Bunun yerine yukaridaki "ses egzersizi"ni her gün düzenli olarak yapabilirsiniz. Ayrica "Gevseme Egzersizleri" size bu boslugu doldurmanizda yeterli derecede yardimci olacaktir..
 
Prekognisyon meydana gelecek olayların önceden paranormal olarak algılanması fenomenine Parapsikoloji'de verilen addır.
Prekognisyon ile premonisyon arasındaki fark, prekognisyonun özel bir olay hakkında açık bir bilgi içermesine karşılık, premonisyonda meydana gelecek olayla ilgili yalnızca belli belirsiz bir hissetmenin sözkonusu olmasıdır. Parapsikologlar geleceği bilme fenomeninin gerçek olduğunu, bu fenomenin gerçekliğinin sayısız vakalarla ortaya konmuş olduğunu kabul etmekle birlikte ve bu fenomeni laboratuvar koşullarında deneysel olarak inceleyip sonuçları sınıflandırmakla birlikte, fenomenin nasıl oluştuğu ve nedeni konusuna bir açıklama getirememektedirler. Prekognisyon fenomeni, büyük çoğunluğu geleceğin önceden düzenlenmiş olamayacağını savunan Parapsikologlar arasında geleceğin önceden düzenlenip düzenlenmemiş olması konusunda bir görüş ayrılığına neden olmuştur. Bu konu, Fatalizm’e karşı çıkan Neo-spiritüalist görüşte, geleceğin geçmişte yapılan iradi hareketlerin sonuçları olarak nedensellik kuralınca kısmen belirlenmiş ve insanın iradi hareketleriyle mukadderatını her an belirlemekte olduğu düşüncesiyle açıklanmaktadır.
Parapsikolojik araştırmalara göre, prekognisyon medyumluğunun kapsamındaki fenomenlerin oluşum biçimleri içinde, % 60’ını haberci rüyalar, % 40’ını ise uyanıkken kendiliğinden görülen vizyonlar, işitsel halüsinasyonlar, aniden zihinde çakan düşünceler, trans sırasında alınan duyumlar veya bilme duygusu biçiminde ortaya çıkan medyumluk oluşturmaktadır.
Parapsikolojik istatistikler prekognitif duyumların büyük kısmının genellikle ilk 48 saat içinde olacak olaylara ilişkin olduğunu göstermektedir. Aylar veya yıllar sonra olacak olaylara ilişkin prekognisyonların sayısı çok azdır. Yine Parapsikolojik istatistiklere göre, prekognisyon fenomenlerinin % 80’lik kısmında, fenomene konu olan kişiler ile prekognitif duyumu alan kişi arasında duygusal bir bağ (eş, aile bireyi, dost vs.) olduğu görülmüştür. Bu bağın mevcut olmadığı % 20’lik kısım ise genellikle büyük, önemli felaketlere (uçak düşmesi, deprem, önemli birine suikast girişimi vs.) ilişkin duyumlardır.
 
Transfigürasyon metapsişik terminolojide kullanılan bir terim olup, ruhsal irtibat sırasında medyumun yüz hatlarının ve tavırlarının değişmesine verilen addır.
Bu olayda medyum irtibatta bulunduğu bedensiz varlığın son bedenlenmesindeki (reenkarnasyonundaki) özelliklerini yansıtacak biçimde değişir, tümüyle başkalaşır. Kimi hallerde sesinin de değiştiği görülür. Bu tür olaylara kimi yazarlarca posesyon olarak, Spiritüalizm’de ise “enkarnasyon medyumluğu” olarak adlandırılan, bedensiz varlığın medyumun bedenine tam anlamıyla hakim olduğu durumlarda rastlanır.
Antik çağda Yakındoğu ve Ege havzasındaki trans uygulamalarında genellikle bu tür bir medyumluk sözkonusu olmuştur. Obsesyona yakalanma tehlikesinin çok yüksek olduğu bu medyumluk türü halen Afrika ve Latin Amerika tapınçlarındaki (kültlerindeki) ayinlerde görülmektedir.
Transfigürasyon sözcüğü kimi yazarlarca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmasına ilişkin bir iddiayı dile getirmek üzere de kullanılmaktadır. Gnostisizm zamanından günümüze kadar süregelmiş, pek inandırıcı bulunmayan bu iddiaya göre, çarmıha çakılan kişi İsa Peygamber’in kendisi değildi, yüzü onun yüzüne dönüştürülmüş başka bir kişiydi.

 
Obsedör obsesyon olayında obsede denilen kişiyi etki altına almış olan bedensiz varlığa klasik spiritüalizmde verilen addır. Fakat günümüzde obsedörlere özgü yöntemlerle çevresine saf, iyiniyetli insanları toplayan kimseler için de kullanılmaktadır.


Obsedörlerin Taktikleri

Obsedörler avlarını ele geçirmek için her yola başvururlar ve çeşitli taktikler kullanırlar. Bu taktiklerden bazıları şöyle açıklanır:

Kendilerini iyi, güzel, erdemli, bilgin gibi göstermeye çalışırlar.
Avlarının huylarına göre ifadeler kullanarak telkinlerde bulunurlar.

Laf kalabalığı yaparak ve her bilim dalından yalan yanlış söz ederek kendilerini bilgili, deneyimli, uzman olarak kabul ettirmeye çalışırlar.

Yüksek sırlardan söz ediyormuş gibi poz yaparak birçok mucizevi olay (levitasyon, fantom, doğrudan ses vb. gibi metapsişik fenomenler) meydana getireceğini vaat ederler.

Bilinmeyen veya gelecekteki bazı olayları bildirerek avlarının güvenini kazanmaya çalışırlar.

Sorularla sıkıştırıldıklarında daha sonra yanıtlayacaklarını ya da yanıtların bilinmesinin soran için hayırlı olmayacağını söyler veya bu tür kaçamak yollara başvururlar.

Karşılarındakileri bilgisizlikle nitelendirerek, her söylediğini rahatlıkla empoze etmeye çalışırlar.

Din, tasavvuf, mistisizm ve kutsallıkla ilgili konulara yapışarak, kendilerine çeşitli payeler biçerler (örneğin geçmiş reenkarnasyonunda ünlü veya önemli biri olduğunu bildirme).

Obsedörlerin Karakterleri

Obsedörlerin genel nitelikleri ise şunlardır:

Bağnazlık: Görüşlerini değiştirmekten nefret ederler, görüşlerini, inanç sistemlerini sarsacak herhangi bir düşünceye dayanamazlar, böyle düşüncelerden son derece ürkerler. Bu kararlı halleri de kimi deneyimsiz insanlar üzerinde daha etkili olmalarına neden olur.

Sevkedicilik: Herkesi kendi yollarına sürükleme ve kendilerini diğerlerine bir lider gibi gösterme hırsları vardır. Bu amaç uğrunda, öğüt, rica, maddi veya manevi çıkar vaatlerinde bulunur, çevrelerindekilere manevi payeler dağıtırlar, ısrar ederler ve gerekirse tehdit gibi her yola başvururlar.
Hükmedicilik: Hükmetme, yönetme, emretme ve kendini üstün gösterme özellikleri vardır.

Kurbanı bilgi kaynaklarından uzaklaştırıcılık: Kurbanlarını, uyanmalarını sağlayabilecek her türlü bilgi, fikir ve yayınlardan uzak tutmaya çaba gösterirler. Bunun için bu tür bilgi, fikir ve yayınların değersiz, hatta onlara zararlı olduklarını telkin ederler. Böylece, çevrelerinden yalıttıkları, kendi alemine çekilen obsede ya da obsedeler üzerindeki hakimiyetleri artar. Çünkü obsede, artık yalnızca obsedöründen aldıklarını doğru ve mutlak hakikat olarak kabul etmeye başlayacaktır.

Eleştiriden kaçmak: Eleştiriye hiç dayanamazlar. Çünkü kurdukları sistemi sarsabilecek bir öğedir. Eleştiri kavr***** kurbanları olan obsedelerde de yok etmek isterler ve bunun için insanın akıl, muhakeme, düşünme, yaratıcı imajinasyon yeteneklerini köreltmeye, yok etmeye büyük çaba gösterirler. Kimi obsedörler bu amaçla müritlerine “ben sizleri hakikatlere akıl yolu ile değil, kalp yolu ile ulaştıracağım, akıl yolu şeytani, kalp yolu rahmanidir” türünden fikirler telkin ederler.

Bilgilerinin sınırlı ve belirli oluşu: Obsedörlerin bilgilerinin çok eksik ve sınırlı olmalarına karşılık, bu küçük bilgilerine sıkı sıkıya bağlı olmaları, yapışmaları deneyimsiz kişilerin gözünde o bilgilerin abartılmasını sağlar. Eleştiri de sözkonusu olmayınca obsedörün her saçmalaması eleştirilmemesi gereken büyük hakikatler ve hikmetler olarak kabul edilir. Oysa hakikati gören deneyimli bir kimse o varlığın tüm sözlerini bir araya toplasa, orada herkesin bulup söyleyebileceği basit bir iki fikrin veya dünyada belirli formüllere saplanıp kalmış bazı tarikat talimatının yüzlerce kez tekrarından başka bir değer bulamayacaktır.
Araştırmacı sorulardan kaçıcılık: Kişi obsedörün söylediklerinden biraz daha fazla hakikati öğrenmek ister ve söylediklerini biraz kurcalamaya kalkıştığı takdirde, söylediklerinin altında çelişkilerin, garip fikirlerin, anlamsız, hatta tehlikeli telkinlerin bulunduğunu görebilecektir. Obsedör varlıklar böyle sorularla, yani kurcalayıcı, çelişkileri ortaya koyucu sorularla karşılaştıklarında şaşırır, kızar, hatta tehditlerde bulunabilirler. Sonunda müritlerine bu tür sorular sormayı, daha ilerisini araştırmayı men edebilirler.
 
hipnoz veya psikolojik ayrışma içindeki süjede içinde bulunduğu yaşamdaki veya geçmiş yaşamlarındaki (reenkarnasyonlarındaki) izlenimlerin tekrar canlanmasına ve bunu sağlayan yönteme verilen addır. Yöntem, reenkarnasyon olgusunu kabul etmeyen kimilerine bilimsel gelmese de, günümüzde "past-life regression" adı altında psikoterapide psikoterapist hekimlerce, çeşitli üniversitelerdeki parapsikoloji kürsülerinde parapsikologlarca ve özellikle A.B.D.’nde yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. A.B.D.’li psikolog Helen Wambach bu yöntemi 1088 süje üzerinde uygulamıştır. Yöntem Fransızcada ecmné*** olarak yazılır. Terim Grekçe'deki ektos ("dışında") ve mnimi ("********) sözcüklerinden türetilmiş olup ilk kez Dr. Pitre tarafından kullanılmıştır.
 
Spatyum


Tanımı
Spatyuma, tam anlamıyla karşılamasa da, çeşitli tradisyonlarda öte-alem olarak ifade edilen ölüm-sonrası ortamın spiritizmdeki ya da deneysel spiritüalizmdeki karşılığı denebilir. Ruhçu anlayışa göre ruhlar madde-dışı varlık olduklarından spatyumda ‘perispri’leri ile bulunurlar. Bu bakımdan spiritüalistler spatyumu ruhlar alemi olarak değil, ölüm-ötesi alem olarak nitelendirirler.


Oluşumu
Ruhçuluğa göre, spatyumun maddeleri maddenin bilinen üç halinden (katı ,sıvı ve gaz) daha farklı hallerde olup, bilinen fiziksel maddelere oranla çok daha akıcı, çok daha az yoğunlukta ve atomik vibrasyonları çok daha hızlı, süptil maddelerdir. Eski Yunan tradisyonunda bu maddeler için aether terimi kullanılmıştır. Bu süptil maddelerin düşünceyle, imajinasyon yeteneğiyle şekil alabileceği kabul edilir.

Öleni bekleyen ilk aşama
Ruhçuluğa göre ölen her insan ruhu önce, ölmüş olduğunu, daha doğrusu fiziksel bedenini terk etmiş olduğunu anlayamaz, bir bocalama, kargaşa dönemi geçirir. Bu aşamaya spiritler “kendiliğinden imajinasyon” aşaması adını vermişlerdir. İşte ruhçulara göre, cennet ve cehennem sembolleriyle simgelenen, aslında, bu aşamadaki varlığın kendi imajinasyon yeteneğiyle bilmeden kendisinin oluşturduğu huzur verici ya da huzursuz edici sahnelerden ibarettir. Ölüm olayı ile fiziksel bedenini terk etmiş her insan ruhunu spatyumda vicdani bir hesaplaşma bekler. Fakat burada kendi kendisiyle bir hesaplaşma sözkonusudur,herhangi bir cezalandırma sözkonusu değildir.

Üst aşama ve ortamlar
Varlığın tekamül düzeyi elverdiği takdirde ulaşabileceği diğer aşamalar sırasıyla, “geçiş aşaması”, “şuurlu ve idrakli imajinasyon aşaması” ve nihayet tekamül düzeyi çok yüksek ruhlara özgü olan “kozalite aşaması” olarak bilinir. Bu son aşamanın sözkonusu olduğu kozalite planına (ort******) yükselebilmiş bir varlık üç boyutlu alemdeki olayların neden sonuç zincirini çözebilecek, daha doğrusu, bu olayların akışındaki neden-sonuç ilişkilerini açıkça görebilecek durumdadır. Fakat klasik spiritüalizmdeki öte-alem anlayışı, öte-alem tasarımı kozalite planında son bulur,yani daha ötedeki bir ortam kavramı klasik spiritüalizmde mevcut değildir. Neo-spiritüalist görüşün getirdiği yeni bir kavram, işte bu kozalite planının da ötesinde bulunduğu varsayılan dört boyutlu alem kavramıdır.

Teozofideki öte-alem tasarımı
Teozoflar fiziksel alem ile ruhsal alem arasındaki aracı-süptil alem için spatyum terimini kullanmazlar, bu aracı alemi astral, mantal, kozal plan gibi çeşitli tabakalar halinde düşünürler. Genel teozofik kabule göre fiziksel dünya ile ruhsal alem arasındaki bu derecelenme 7 tabakadan oluşur.
 
İmajinasyon ve Durugörü

Durugörü yeteneğinin temeli imajinasyona dayanır. Peki o halde imajinasyon nedir? Önce bunu biraz açalım, daha sonra da ileri durugörü tekniklerine geçelim… İmajinasyon, ruhsal enerjinin en belirleyici özelliklerinden ve yeteneklerinden biridir. Bazı araştırmacılar imajinasyonu ruhta şekillendirme olarak tarif etmişlerdir. Düşüncenin bir enerji olduğu günümüzde artık net bir şekilde bilinmektedir.

İşte her bir düşünce kalıbı, kendisine özgü bir enerji taşır. Böylelikle her bir düşünce bir enerji topunun üretilmesine sebebiyet verir. Düşüncelerimizle biz farkında olmadan pekçok imajlar yani şekiller-görüntüler yaratırız. Konunun bu yönü üzerinde araştırma yapan birçok parapsikolog, bu meseleyi “düşünce şekilleri” başlağı altında incelemişlerdir.

Toparlayacak olursak, kökeni ruhsal enerjiye dayanan tüm düşüncelerimiz çeşitli görüntülerin meydana getirilmesine sebebiyet verir. Ancak ne var ki, bu görüntülerin frekansları çok yüksek titreşimli olduklarından normal gözle görünemezler.

Ancak durugörü yeteneğine sahip kişiler tarafından görülebilen bu görüntülere imaj, bu görüntünün ortaya çıkmasına sebebiyet veren mekanizmaya da imajinasyon denmektedir. İşte bu imaj ve imajinasyonla ilgili yapılabilecek en basit tanımdır.

Düşüncelerimizin nasıl şekillenebildiğine en iyi örneklerden biri spatayomda meydana gelen olaylardır. Öte Alem-in yani spatyomun en belirleyici özelliklerinden biri, hepimizin bildiği gibi düşüncelerin anında şekillenmesidir. Bunun sebebi spatyomu oluşturan astral maddenin, fiziki maddeye oranla çok daha süptil yani yüksek titreşimli maddelerden inşa edilmiş olmasıdır. Konumuz dışı olduğu için biz spatyomu bırakalım ve dünyaya dönelim…

Tüm yaşantımız boyunca çok çeşitli imajlar yayınlar ve dışarıdan da çok çeşitli imajlar alırız. Örneğin karşınızdaki bir kişi elmayı düşünürken, aslında onu imajine etmektedir. Yani onun şeklini zihninde canlandırmaktadır. Siz bunu iki farklı şekilde algılayabilirsiniz. Ya sezgisel olarak elma kelimesi zihninizde belirir, ya da elma kelimesi değil, elmanın görüntüsü zihninizde canlanır.

Birincisine telepati, ikincisine ise durugörü adı verilir. Görüldüğü gibi telepati ile durugörü arasında hem büyük bir paralellik, hem de büyük bir fark bulunmaktadır. Bu tanımdan ortaya çıkan önemli bir sonuç vardır. O da aslında tüm Duyular Dışı Algılamalarımızın temelinde imajinasyon gerçeğinin bulunmasıdır. Basitleştirerek özetleyelim… Herhangi bir imaj çok farklı şekillerde algılanabilir… Örneğin:

Beş duyu organlarımızla algıladığımızda biz ona görme ya da duyma diyoruz… Yine aynı imaj sezgisel olarak algılandığında telepati, gözlerimiz kapalı ya da bir objeye konsantre olarak normal gözümüzün dışında ortaya çıkan görüntülerle algıladığımızda durugörü, fiziksel kulaklarımızın haricinde bazı sesler duyarak algılıyorsak duruişiti, bir sarkaç ya da çatal çubuğun hareketleriyle algılıyorsak radyestezi, ellerimizi herhangi bir nesneye dokundurarak o nesnenin başından geçenleri hissedebiliyorsak psikometri ve yine herhangi bir imaj fiziksel nesneler üzerinde fiziki etkiler meydana getiriyorsa biz ona telekinezi diyoruz…

Görüldüğü gibi ister fiziksel beş duyumuzla, isterse de beş duyumuzun ötesindeki yeteneklerimizle olsun, sonuçta tüm algılamalarımızın temelinde imajinasyonun bulunduğunu söyleyebiliriz… Bu anlatılanların sadece teorik bilgilerden ibaret olmadığı, yapılan deneysel çalışmalarla da ortaya konulmuştur. İlk kez 1960′lı yıllarda gerçekleştirilen ve daha sonraki yıllar, dünyanın dört bir köşesindeki parapsikoloji laboratuvarında tekrarlanan deneylerde; imajinatif olarak şekillendirilen bir düşüncenin fotoğraf plağına geçirilebildiği ispatlanmıştır… Bu deneyler aynı zamanda ruhsal enerjinin maddeler üzerindeki etkisini göstermesi bakımından da önemlidir.

“Ruh ve Kainat” adlı kitabında Dr. Bedri Ruhselman İmajinasyonla ilgili bilgileri bir araya getirirken, iradenin yani konsantrasyonun imajinasyon üzerindeki önemini şu cümleyle özetlemiştir: “İmajinasyon irade ile başlar ve irade ile biter… İrade ise, herhangi bîr canlı varlığın bir şeyi istemesidir.”

İmajinasyonla ilgili buraya kadar yapmaya çalıştığımız tanımlardan da anlaşılacağı gibi, yaşamımızın her anı imajinatif faaliyet içinde geçer… Uyurken bile rüyalarımızla yine imajinatif faaliyetimiz devam eder… Tüm varoluşumuz süresince çeşitli imajlar yayınlar ve çeşitli imajları alırız. Yayınlanan İmajlar: Kendi şuurumuz ya da şuuraltımızdan yayınlanan imajlardır.

Alınan İmajlar: Dışarıdan bize gelen imajlardır. Bunların ancak çok küçük bir kısmının farkında olabilmekteyiz. Ancak büyük bir çoğunu hiç farketmeyiz bile… Farkedebildiklerimiz çoğunlukla beş duyumuza çarpanlardan ibarettir. Farkında olamadıklarımızın çoğu şuuraltımız tarafından algılanmaktadır. Ve yine bunların büyük bir bölümü şuuraltımıza büyük etkilerde bulunurlar. Hatta kendimizin zannettiği birçok düşüncelerimizin oluşmasında bile büyük bir etkide bulunurlar.
 
hidrokinezi su kontrolüdür.suyu kontrol edebilir ona yön verebilir çoğaltıp azaltabilir,hacmini değiştirebilirsiniz.bu gücü kullanmak çok kolaydır.

Sıvı durumdaki bir maddenin moleküllerine nüfuz etme yeteneğidir. Pyrokinezinin aksine burada su oluşturmaktan bahsedemeyiz. Varolan su kütlesinin biçimini değiştirmek yani manipule etmek esas amaçtır.

Başlangıç itibariyle geliştirme teknikleri telekineziye benzeyebilir. örnek verecek olursak, bir su kütlesinin ortasındaki mantar tıpayı hareket ettirmek. Fakat dikkat edin, mantara odaklanmak değil, suya etki ederek mantarı oynatmak. Tıpkı girdaba yakalanan bir geminin sürekli dönmesi gibi.

Burada “Bu zaten suya telekinezi uygulamak değil midir?” diyebilirsiniz. Evet aslında olabilir. fakat suyla gerçek bir bağlantı kurmlısınız, sadece maddeye yönelik bir fizik değil elemetin kendisiyle bir olmalısınız. Eğer gerçek yeteneğiniz suysa zaten egzersiz sıklığınıza göre, kısa bir sürede ilerleme kaydedebileceksiniz. Su hariç bir şey düşünmeden meditasyon yapın, yoğunlaşın. bütünüyle suyla kaplandığınızı, gerektiğinde suyun derinliklerinize daldığınızı hissedin. Su olun.

Egzersizler için:

İçi su dolu orta ya da büyük boy camdan bir kase alın. Camdan, çünkü suyun tam***** görebilirsiniz. Mantar tıpa gibi su üstünde kolayca yüzebilen bir nesneyi üzerine yerleştirin. (Telekinezi alıştırmalarında önerilen iki ucuna kibrit çöpü batırılmış iğne gibi)

Şimdi sıra geldi işin en çok pratik ve imajinasyon isteyen bölümüne: Kasenizin karşısında gözlerinizi kapayın. Suyun enerjisini, serinliğini, titreşimlerini hissedin. Onun enerjisiyle kendinizinkini birleştirin. Zihninizde, suyla kurduğunuz enerji bağını hayal edin. Suyun sesini zihninizde duyun, zerafetini hissedin. Bu düşüncelerinizi zihninize kopyalayın ve suyla bir olun. Kendinizi hazır hissettiğiniz zaman gözleriniz açın. Fakat suyla kurduğunuz bağlantıyı kaybetmeyin. O senin bir parçan ve sen de onun. Enerjiyi, zihninizde tutun. Su hareketlenecektir… Ve şimdi, Sudan bir parçasın.. Ona istediğin emri verebilirsin. Kasenin içinde bir girdap oluşturduğunu hayal et. Gittikçe büyüyor ve sürekli hız kazanıyor. İşte o sensin… Bunu yapmayı başardığını hissettiğin ana kadar yapmaya devam et… Sabırlı ol, ilk bir kaç denemede olmuyorsa, ki olmaması muhetemeldir, daha çok egzersiz yap.

Ve sonra zihnini dinlendir.
 
Cryokinezi, zihin gücüyle soğukluğu kontrol etme yeteneğidir. Doğru bildiğimiz bir yanlış da, cryokinetiklerin sadece buz oluşturmasıdır. Halbuki onlar soğukluğu kontrol edebildiklerinden gazı soğutarak sıvı hale getirebilirler. Soğutma işlemi, ortamdaki moleküllerin hızının azaltılmasıyla gerçekleşir. Moleküllerin hızı arttıkça ortam daha sıcak olurken, aksi durumda daha soğuk olur.

Cryokinetiklerin daima akıllarında tutmaları gereken şey maddenin hal değişimi evreleridir. Katı-Sıvı-Gaz

Cryokinezi tekniklerini uygulamaya başlamadan önce bu işin ne denli tehlikeli olabileceğini aklınıza iyice yerleştirin. Kontrol edilemeyen yetenekler kronik hatta ölümcül hastalıklara bile yol açabilir. Kontrol algılamayla başlar!!!
Cryokinezi çalışmaları başlangıç olarak aşağıda verilmiştir.

1. Aşama
Soğumanın moleküllerin hızının azalarak oluştuğunu aklınızdan çıkarmayın. Yaptığınız imajinasyonlarda bunu kullanın. Birinci aşama olarak vücut ısınızı kullanacaksınız. Elinize bir termometre alın ve vücut ısınızın düşerek, soğukluğun parmak uçlarınızdan termometreye aktığını hissedin. Bu alıştırmayı sık sık yapın ve çalışmalarınız not edin.

2. Aşama
Eğer birinci aşamada başarılı olduysanız daha zor olan bu aşamaya geçebilirsiniz. Şimdi boş bir odaya geçin. Odada rüzgar oluşturacak her şeyi kapatın. Termometreyi yakınızda bir yere koyun ve odadaki hava moleküllerini hızının azalarak soğumaya başladığını hayal edin. Bunu bütün benliğinizle isteyin. 20 dakika bu alıştırmayı yaptıktan sonra havanın ne kadar soğuduğuna bakın. Isıyı daha aşağılara çekene kadar bunu yapın.

Bütün kinetik yeteneklerde olduğu gibi cryokinezinin de gelişebilmesi, yeteneklerin daha iyi su yüzüne çıkabilmesi için dikkat edilmesi gereken bir takım şeyler vardır. Bunlar: ruh dinginliği, düzenli uyku, dengeli beslenme, yani fiziksel bedenin sağlıklı olması.
 
Umbrakinezi Nedir?

umbrakinezi gölge kontrolüdür.bu yapması en zor olan kinezilerden biridir.bu sayede her türlü gölgeyi kontrol edebilir değiştirebilirsiniz.

-- Umbrakinezi Tekniği --
Malzeme listesi:
Kamera-Cep Telefonu-Yada herhangi bir vidyo kayıt cihazı
Mum
Kendiniz
Beyaz bir duvar yada ön plan (Sebebini alıştırmada açıklayacağım)
::Ortam::
Önemi yoktur..Ama gölgenizin yansıyacağı yer düz olsa iyi olabilir..Eğim dikkatinizi dağıtır..

TEKNİĞİ

-Kamera-Telefon-Yada video kayıt cihazını çekim moduna alın..Gölgeyi net bir şekilde çeksin..

-Düz bir duvarın önüne geçin..Rahat bir yere oturun...Bulunduğunuz ortama hiç ışık girmesin..Bu işi evinizde pencere olmayan bir yerde denerseniz daha kolay olur..Ama sakın içeriye herhangi bir ışık girmesin

-Mumunuzu yakın ve arkanıza koyun..Yüzünüz duvara bakarken mum arkanızdan gölgenizi duvara yansıtsın

-Duvarın beyaz olması siyah-beyaz zıtlığının bu alıştırmayı kolaylaştırması adınadır..

-Şimdi gözlerinizi kapayın ve gölgeye gözleriniz kapalıyken odaklanın..Bu süreyi minimum 1,5 dakika tutun.

-Şimdi gölgenin şekil değiştirmeye başladığını düşünün gözleriniz kapalıyken..Örneğin sağ elinin şekil değiştirip büyümesini yada küçülmesini şiddetli bir şekilde isteyin..Hatta emredin..

-Bir kaç kere bunu şiddetli bir şekilde zihninizde canlandırdıktan sonra aniden başka bir konuya yönelin..Ama gölgeye bakmayın..Ve 15 saniye geçtikten sonra bir kez daha aynı düşüncelere odaklanın..Ve sonra yeniden düşüncelerinizden kurtulup başka bir şeye yönelin.

-Bu aşama da bittikten sonra gölgeye bakın..Şekil değiştirmiş olabilir.Eğer baktığınızda şekil değiştirmemişse telefon yada her ne ile kayıt etmişseniz o cihazı çalıştırın..Ve izleyin..Başaramadınız mı?..5 gün 1 yada 2 kere daha deneyin.

UYARI: UMRAKİNEZİ ÇALIŞIRKEN PYROKİNEZİ YADA CRYOKİNEZİ ÇALIŞMAYIN..İSTERSENİZ TELEKİNEZİ ÇALIŞABİLİRSİNİZ..
 
Aerokinesis havayı kontrol etmektir.Aerokinesisle tatlı esintiler yaratabilir veya sık sert rüzgarlar oluşturabilirsiniz.Aerokinesisi yapmak için ilk başta kapalı bir ortamdan açık bir ortama çıkmalısınız.İstediğinizbir yer olabilir arkadaşlarınız yokken okul bahçesinde veya bir parkta sessiz bir köşede veya sessiz bir bahçede ona siz karar verin .Mekanınızı kararlaştırdıktan sonra konsantre olun ve birkaç dakkika bekleyin zihninizi dinlendirin ve havayı hissetmeye çalışın.meditasyon yapar gibi ciğerlerinize gittiğini düşünün ve onun farkında olun.Havanın sıcak mı veya soğuk mu olduğunu ,rüzgarın hızlımı estiğini yoksa yavaşmı estiğini gibi hisleri duymaya çalışın enzor kısmı ise bu alıştırmayı bir saat boyunca yapın biraz uzun ama değer , bir saat boyunca kendinizi kasmayın esnek olun dinlenmek için gelmişsiniz gibi kasmayın kendinizi rahat bir şekilde düşünün bu çok önemli kendinizi kasarsanız bu bir işkence haline gelebilir bir saatin sonunda havanın size çarptığını hissedin öle düşünün sonra onun kuvvetle
nen bir rüzgar olduğunu ve giderek şiddetini arttırdığını hissedin.bunu yapabilirsiniz sadece esnek düşünün geniş düşünün çok kolay iyi şanslar ...
 
Bu teknikler zararlı olabilir bu yüzden çok dikkatli olun.
Kendini karanlık idareye adamış olanlara...

Negatif enerjiyi kullanabilmek için önce onu nasıl çağıracağını bilmen gerekir.Vücudundaki enerjiyi hisset.Şimdi seni güçlüce öfkelendiren duyguları düşünmeye başla.(kötü ruhlar, vampirler, kendi duygularınız...)Şimdi bütün bu öfke ve nefret dolu düşünceler aklından çıksın vücudunu tıpkı bir ceket gibi sarsın.Bunu hayal et.Şimdi bir alev düşün.Yakıcı, alev alev, kor.Alev vücudunu kaplasın.Büyüsün, büyüsün.Nefret ve acıyla yansın, pis bir alev.Etraftaki tüm negatif enerjiyi kendinde topluyor.Kötü düşünceler ile oluşturduğun ceketin gözeneklerinden geçsin.Ve cekete temas ettiğinde üstündeki enerji dolu ceket renk değiştirsin.Mor veya maviye dönüşsün.Ateşle birleşsin.Birbirlerini tamamlasınlar.Artık üstünde güçlü bir enerji alanı var.Ve bu enerji alanı tüm negatif duyguları çekiyor.

Karanlık top
Karanlık bir odada psi ball yapmaya çalış.Kötü enerjileri çekmeye başla.Tıpkı bir psi ball yapar gibi yapmaya çalış ama kaynağın karanlık enerjiden gelsin.

1-Biriktirdiğin tüm negatif enerjiyi avuç içinde topla.Tüm nefretini psi ball-a odakla.Sonunda haykır ve fırlat.

2-Kötü olan birşeyden enerji çek ve bu kötü enerjinin bir süre vücudunda dolaşmasına izin ver.Vücudunda kötü enerjinin olmasına alıştıktan sonra bu enerjiyi ellerine topla.Bu enerjiyi odakla ve haykırırken fırlat.

Karanlık bomba
Önce tüm enerjini olumsuz yap ve negatif enerjiye dönüştür.Eğer yeterince enerjin olduğunu hissetmiyorsan kötü olan bir şeyden enerji çek.Tüm kötü enerjileri çekmeye başla.Bunu yaparken ellerini başına kadar kaldır.Enerjiyi ellerinde biriktir.Bunu elllerini gerçekten ağır hissedene kadar yap.Sonra ellerinde biriken bu enerjinin bir yere değdiğinde kararsız davranacağını ve zarar vereceğini düşün.Bunu basitleştirmek için onu bir bombaya benzetebilirsiniz.Onu bir bomba gibi hayal edin.Sonra onu güçlü bir şekilde bir hedefe yada yere doğru fırlatın.Değdiği herşeye zarar verecektir.Size gelirse size de zarar verecektir.

Enerji çalmak
Birini yakalayın ve avuçlarınızdan kökler çıktığı düşünün.Avuçlarınızla tuttuğunuz insana köklerin girdiğini hayal edin.Bu köklerin onlardan enerjiyi alıp size getirdiğini hayal edin.Bunun tatmin edici bir şekilde çalışabilmesi için pratik yapmanız gerekir.

Bu arada birşey eklemek istiyorum en üstte zararlı olabilir yazıyor. Eğer lunarkinezi ile uğraşacaksanız ceket tekniğini her çalışmanızdan önce sürekli uygulayın o lunarkinezi yetneğini kontrol altına almanızı sağlayacaktır.

DOGACAK SORUNLARDAN OLUMSUZ OLAYLARIN ÇOGALMASINDAN HERŞEYİM OLUMSUZ VE KÖTÜ OLMASINDAN SORUMLU DEGİLİM HERKEZ DENEMESİN LÜTFEN!!!
 
Pyrokinezi ateşi kontrol etme yeteneğidir. Ateş kontrol yeteneği ileri düzey sayılabilecek bir yetenektir. Eğer ateş üzerinde kontrolü tam sağlayamazsanız siz ve diğer insanlar yâda etrafınızdaki eşyalar zarar görebilir. Ateş kontrolünün anahtarı, ateşin ne yapmasını istediğinize odaklanmak. Burada pyrokinezi yeteneğinizi geliştirip yükseltmeniz için birkaç teknik var.
Pyrokinezi yeteneğinizi geliştirmenin en iyi yolu ateş dansıdır. Rahatlama pozisyonuna geçin ve bir mum alın. Mumu yakın ve mum ateşine konsantre olun. Mum ile aranızda bir tünel oluşturun. Şimdi ateşin tünelden dışarı çıktığını hayal edin. Sadece ateşe konsantre olmalısın. Yeterli güç ve sağlam konsantrasyonu sağladığınız zaman ateş hareket etmeye başlayacak. Ateş dansı pyrokinezinin en kolay yöntemidir. Ateş oluşturmak ve mumu tekrar yakmak ise zor bölümüdür. Ateşi söndürmeyi başardığın zaman, Onun tekrar yandığına odaklan. Birkaç hafta sonra bunu başarabilir hale geleceksin. Ateşi tekrar oluşturmaya çalışırken, hani mum sönerken ipinde kızıllık kalır oda söner ya işte o kızıllığın arttığını göreceksiniz. Çalışmanız yeterli hale geldiği zaman ateşi kontrol edebilir hale geleceksiniz. Bu teknikte pyrokinezi yeteneğinizi geliştirmenin kolay yollarından birisi. Bu teknik kesinlikle çalışılmalı



pyrokinezi ateş kontrolüdür.ateş kontrolü ile ateşe yön verebilir,şekil verebilir,bir yerden bir yere taşıyabilir ateş yapabilir ve ateşi çoğaltıp küçültebilir hatta söndürebilirsiniz.bu konuda yatgınlığı olan insanlar bu konuda uzmanlaşıp bir mum alevini 1-2 cm den 7-8 cmye çıkarabilmektedir.

Malzemeler ;mum ateş

Arkadaşlar öncelikle kendimize sessiz ve loş bir ortam yaparak işe başlayabiliriz!!!Loş ortamdan kastım mumun alevindeki değişmeleri rahatça gözlemleyebilirsiniz!!Şimdi rahatça oturabileceğimiz bi kotuğa oturun ve önünüze mumu yakıp koyun!!sonra mumun alevi biraz seyredip gözlerinizi kapatın ve mumun alevini hayal edin!!Evet mumun ateşi sensiz ne kadar az yanıyor !!Sen olmadan ateş güçsüz ateşi canlandıracak olan sensin!!!Rahatlayın gevşeyin sadece ateşe odaklanın!!2-3 defa derinden nefes alın ve her nefes alısınızda enerjinizin daha da yükseldiğini ve ateşe etkime gücünüzün arttığını düşünün!!Şimdi hazırsınız ve gözlerinizi açın!!Ellerinizi mumun iki yanına koyun ve tekrar odaklanın!!
Ateşi siz yönetiyorsunuz mum sadece bir araç böyle düşünün!!Sonra sizin nefesle aldığınınız enerjiyi elleriniz vasıtasıyla mumun ateşine geçtiğini hayl edin hatta hayal etmekten öte bunu hissedin!!Evettt ateş sizden gelen enerjiyle daha da çoğalıyor git gide büyüyor vesizde buna şahit oluyorsunuz!!Ateş yükseliyor yükseliyor evet git gide büyüyor büyüdükçe büyüyor !!Ve ateş sizin etkilerinize göre alevlenecek ve yüksekliği artacaktır!!!
 
Levitasyon alıştırması


Hafif eşyaların fiziki bir etki olmaksızın hareket ettirebildikten sonra onları,hatta onlardan daha ağırlarını havalandırabilirsiniz de...Eşyaların fiziki bir etki olmaksızın havalandırılmasına Levitasyon denir.

Levitasyon çalışmaları tek kişiyle de yapılabilir ancak bireylerinin uyum içinde olduğu ve daha önce telekinezi çalışmalarında başarı sağlamış bir grupla elde edilebilecek başarılar daha fazla olacaktır.

LEVİTASYON ALIŞTIRMASI

Masanızın üzerine tahtadan yapılmış küçük bir cisim koyun.Rahatça oturup gevşeyin...Dikkatinizi cisminize yoğunlaştırın...Onun ağırlığını zihnen hissedin...Cismin ağırlığının gittikçe azaldığını,giderek hafiflediğini hissederken,şuurunuzun daha çok yoğunlaşmasına ve derinleşmesine izin verin...Cismin ağırlığını kaybettiğini hissettikçe daha derin nefes alın ve nefesinizi verin...Ve siz bunu hissdiyorsunuz...İçinizden gelen kuvvet yer çekimini kolaylıkla yenmeye başlayacak...Cismin iyice hafiflediğini hissettiğinizde,onunj yavaş yavaş yükselmesi için kesin bir emir vermeye başlayın.Eğer imajinasyonunuz tam şekillendiyse ve konsantrasyonunuzu gerektiği kadar yapabildiyseniz düşünce gücünüz havalanmasını sağlaycaktır.


Levitasyona hazırlık


Görsel çalışma:

1-Vücudunuzu enerjiyle doldurun
2-Sonra hayali bedeninizin önünüzde durduğunu düşleyin
3-Enerjimizin bu hayali bedeni besleyip, desteklediğini onunla karıştığını hayal edin
4-Şimdi bu hayali bedeninizin yerden yükseldiğine odaklanın.
5-Hayali bedeniniz zihninizde yerden yükseldiğinde, onu bir dakika havada tutun.
6-Şimdi bedeninizi tekrar yere indirmeye odaklanın.
7-Dörtten altıya kadar olan çalışmaları yerinizden kıpırmadan birkaç sefer tekrarlayın.Daha sonra gözlerinizi açın.

Orman tekniği ile görsel çalışma:

1-Rahatlayın
2-Şimdi gözlerinizi kapatın ve çeşit çeşit bitkilerle dolu harika bir ormanın içinde olduğunuzu hayal edin.
3-Şimdi bu ormanda yürümeye başlayın.
4-Kısa bir süre sonra bir açıklığa geleceksiniz.Açıklığa doğru ilerleyin.
5-Şimdi enerjinizin hayalinizdeki sizle birlikte aktığını onu desteklediği, onunla bir olduğunu düşleyin
6-Şimdi hayalizdeki sizin havaya yükeldiğini, ağaçların tepelerine ulaştığını ve bir süre orada süzüldüğünü düşleyin.
7-Yanınızdaki ağaçın tepesinden bir yaprak koparın ve yere inmek için odaklanın.
8-Ağaçtan aldığınız yaprağı yere koyun ve 5. çalışmadaki gibi enerjinizi onunla birleştirin.
9-Şimdi yaprağı dokunmadan bel hızasına kadar kaldırın ve bir süre orada tutun
10-Yaprağı yeniden yere indirin.
11-Eğer ormanda kalıp çalışmaya devam etmek istiyorsanız yapabilirsiniz.Çıkmak isterseniz sadece gözlerinizi açın.

Küçük objelerle çalışma:

1-Vücudunuzu enerjiyle doldurun
2-Önünüze bir taş yerleştirin.
3-Gözlerinizle taşı ezberleyin ona odaklanın
4-Gözlerinizi kapatın ve önünüzde duran taşı hayal edin.
5-Şimdi enerjinizin taşla birlikte aktığını onu desteklediği, onunla bir olduğunu düşleyin
6-Taşı ona verdiğiniz enerjiyle havaya kaldırdığınızı, düşünce gücünüzle onu uçurduğunuzu hayal edin.
7-Düşünce gücünüzle taşı sağa, sola, öne, arkaya doğru hareket ettirin.
8-Şimdi taşı tekrar düşünce gücünüzle yavaşça yere indirin.
9-Gözlerinizi yavaşça açın.

Hazırlanma, açıklamalar:

Levitasyon ile ilişkilendirilen 3 çakramız vardır.1. çarka diye de bilinen kök çakramız(cinsel organ ile anüs arasında, omurga kökünde), 4. çarka diye de bilinen kalp çakramız ve 6. çarka diye de bilinen 3.göz çakramız.Bu 3 çakradan birini seçip üzerinde çalışmaya başlayın.Astral seyahat anında yoğun çarka aktivitesi gözlenir.Astral bedene yapılan baskı ile enerji-eterik beden açılır genişler ve çevreden saf enerji çekmeye başlar.Bu enerji çakralar tarafından toplanır ve kullanıbilecek hale getirilir.Çakra aktivitesi ne kadar yüksekse deneyimlenen astral seyahat olgusu o kadar uzun süreli ve canlı olur.Çoğu insan çakraları yetersiz kaldığı için yaptığı astral deneyimleri hatırlamaz ve hiç çıkmadığını sanar.Aynen astral seyahat örneğinde olduğu gibi levitasyon olgusunda da çakra aktivitesi aranan belki de tek şarttır.Levitasyon dahil pek çok olgunun temelini oluşturur.Psikokinezi-nin hangi dalına bakılırsa bakılsın çakra aktivitesi şarttır.Yalnız pek çok teknik işin sadece imajinasyon kısmını verir.Hazırlık aşamasını vermez.Bu yüzden onlar kısa bir heyecan ve göz boyamadan başka bir şey değildir.Bazen meditasyon kısmını bir tarafa bırakıp işin sırf teknik yönünü uygulayıp da başaran insanlar çıkabilir.Bu onlara çok güzel bir hediyedir çünkü bellidir ki o insan doğuştan fiziksel bir etkide bulunabilecek kadar enerji üretebilen çakra aktivitesine sahiptir.

Böyle olması bu olguların doğuştan bir gelen bir yetenek olduğunu düşünmenize yol açmasın.Her insanın 7 tane büyük çakrası vardır.Eğer onları güçlendirirseniz kapılar açılacaktır.

Yukarıda verilen teknikleri deneyebilirsiniz.Ama siz de biliyorsunuz ki hiçbir şey olmayacaktır.Ciddi bir hazırlık evresinden geçmek şarttır.Bu hazırlık evresi enerji dengesinin sağlanması ve çakraların aktive edilmesiyle ilgilidir.Çakraların aktive edilmesi için uygun bir meditasyon bulmalısınız.

Bir meditasyon:

Rahatsız edilmeyeceğiniz ve sessiz bir yere geçin.Rahat bir koltuğa yerleşin ve gözlerinizi kapatın.Tamamen gevşeyin.Kaslarınız kasılı olmasın.Ne kadar dikkat etseniz de özellikle yüz bölgesinde kaslarınız bir miktar kasılı durabilir.Bunların üzerinden bir daha geçin ve kendinizi rahat bırakın.Bir süre kendinize zaman ayırın.Önünüzdeki karanlığa bakın.Sessizliği deneyimleyin, kendinize kulak verin.Bunu yaptıktan sonra siz de belki fark etmişsinizdir zihniniz bir türlü durmuyordur.Devamlı düşünceler, sesler gelip geçiyordur.Hatta belki içinizden bir ses bir türlü durduramadığınız bir şarkıyı tekrar edip duruyordur.Merak etmeyin durumunuz vahim değil Derin ve sakince nefes alın ve bedeninize giren ve çıkan havaya dikkatinizi verin. İçeri girdiğini ve dışarı çıktığını hissedin.Tüm dikkatinizi ciğerlerinize ve nefes alma sürecine odaklayın. Bu basit eylem yüzeysel zihninizi kaplamak için yeterlidir. Zihni istila eden düşünceleri daha başlamadan ve güç kazanıp sizi meşgul etmeden önce kararlılıkla itin.

Nefes farkındalığı yüzeysel zihni kaplar ve sizin daha derin bir seviyede düşünebilmenizi sağlar.

Dikkatinizi ayaklarınıza verin.Zihinsel ellerinizle(kendi düşünceniz, hayali eller) enerjiyi ayaklarınızdan yukarı doğru, bacaklarınızdan geçirerek kök çakraya çekin. Enerjiyi kavradığınızı ve içinizden geçirerek çektiğinizi hayal edin. Aynen ellerinizle nefes farkındalığı, renk teneffüsü ve ciğerlerinize hava ve enerji çekerken yaptığınız gibi.

Not: Bunu yaparken ellerinizin bacaklarınızın içinde ve gövdenizin ön kısmının içinde olduğunu hayal etmeye çalışın.

Enerji arttırmada destek olması için nefes farkındalığını kullanın. Nefes alışta enerjiyi içinizden geçirerek çekin ve nefes verirken enerjiyi tutun. Bunu tekrar tekrar yapın, en az birkaç dakika kök çakraya enerji çekin. Bunu yaparken bir şeyler hissedebilir veya hissedemeyebilirsiniz. Eğer hissetmeseniz dahi bu egzersizle bir miktar enerji çekmişsinizdir. Çakralar zamanla ve kullanıldıkça geliştikçe içinizden geçen enerji miktarı artacaktır.

Ayaklardan yukarı bacaklardan geçip kök merkezine gelen yol, içinizden geçen enerji için doğal bir yoldur. Bu enerji çakralarınızı uyandıracak ve bu temel enerjiyi farklı türde bir enerjiye çevirecektir. Bu dönüşüme uğramış enerji seyyal bedenlere akacak ve onlara enerji yükleyecektir. Pratik yaparak bu enerjinin tam anlamıyla vücudunuzda titreştiğini ve içinizde dalgalandığını hissedebilirsiniz.

Çakralar fiziksel olmayan merkezlerdir, bu yüzden onları canlandırmak için fiziksel olmayan bir metoda ihtiyacınız vardır. Bu, farkındalığınızı çakra bölgesine odaklamak ve zihninizi çakrayı etkilemekle sağlanır. Çakrayı canlandırmak için bölgesel bir zihinsel açılma etkisine ihtiyacınız vardır. Hayali ellerinizle yaptığınız koparıp açma hareketi bunu sağlar. Farkındalık odağınızı çakra bölgesine yoğunlaştırmak ve ellerinizle zihinsel bir açma etkisi yaratmakla çakrayı doğrudan canlandırırsınız.



Not: Çakraları canlandırmadan önce yukarıdaki gibi enerji arttırma egzersizleri yapın. Her bir çakraya enerji çekerken ellerinize yardımcı olmak amacıyla nefes farkındalığını kullanın. Aşağıdaki tüm çakra canlandırma egzersizlerinde nefes alırken enerji çekin ve nefes verirken tutun.

1. Kök çakrası: Kök çakra enerjisini arttırın. Çakrayı açmak için ellerinizi kullanın. Kök çakranıza enerji çekin. Bu ilk adımı yedi kere tekrarlayın.

2. Dalak çakrası: Enerjiyi ayaklardan, kök çakra üzerinden yukarı dalak çakrasına çekin. Dalak çakrasını açın. Bunu ayaklardan başlayarak üç kere tekrar edin.

3. Güneş sinirağı çakrası: Enerjiyi ayaklardan, kök ve dalak çakrası üzerinden güneş sinirağı çakrasına çekin. Güneş sinirağı çakrasını açın. Bunu ayaklardan başlayarak üç kere tekrar edin.

4. Kalp çakrası: Enerjiyi ayaklardan, kök, dalak ve güneş sinirağı çakrası üzerinden kalp çakrasına çekin. Kalp çakrasını açın. Bunu ayaklardan başlayarak üç kere tekrar edin.

5. Boğaz çakrası: Enerjiyi ayaklardan, kök, dalak, güneş sinirağı ve kalp çakrası üzerinden boğaz çakrasına çekin. Boğaz çakrasını açın. Bunu ayaklardan başlayarak üç kere tekrar edin.

6. Alın çakrası: Enerjiyi ayaklardan, kök, dalak, güneş sinirağı, kalp ve boğaz çakrası üzerinden alın çakrasına çekin. Alın çakrasını açın. Bunu ayaklardan başlayarak üç kere tekrar edin.

7. Taç çakrası: Önceki aşamada olduğu gibi taç çakrasına enerji çekin. Taç çakrasını açın. Bu çakra diğerlerine göre çok daha büyüktür (Başın üst kısmının tamamı, saç çizgisinin üstü). Başınızın içinde geniş ve düz bir ekmek somunu olduğunu ve onu ellerinizle ortadan iki böldüğünüzü hayal edin. Veya kafa derinizin yırtılıp açıldığını düşünebilirsiniz. Bu süreci ayaklardan başlayarak iki kere tekrar edin.

Not: Egzersiz sırasınce kaslarınızı germemek için elinizden gelenin en iyisini yapın. Yine de çakralarınızı canlandırırken kaslarla ilgili olmayan hafif bir içsel kasılma hissedebilirsiniz. Bu, canlandırmaya tepki veren çakralara bağlı bezler ve sinir hücreleridir. Bu içsel kasılma normaldir.

Kök çakrası bir asıl çakradır, aynı zamanda aktif hale getirilmesi en önemli olan çakradır. Bu çakra kundalini enerjisinin giriş kapısıdır. Bu çakra yeterli açılmadığı sürece enerji diğer çakralara akamaz. En azından çakra çalışmasının ilk aşamalarında zamanınızın ve enerjinizin çoğunu kök çakranızı canlandırmaya çalışın.

Herhangi bir enerji çalışması sonrası eğer çakralarınızı kullanmayacaksanız, projeksiyonda olduğu gibi, onları kapamanız çok önemlidir.

Bu kapatma özellikle çakralardan kuvvetli hisler alıyorsanız önemlidir. Eğer çakralarınızı normal günlük faaliyetlerinizde açık bırakırsanız enerji akıtırsınız. Bu, halsizliğe ve hatta sağlık problemlerine neden olabilir.Onları kapamak için herhangi bir aktivite hissedilmeyene kadar süreci tersine döndürmektir. Zihinsel ellerinizin çakraları kapadığını ve enerjiyi geri ittirdiğini hissedin. Ne kadar çok aktivite hissederseniz onları kapamayı öğrenmek için o kadar çok zaman harcamalısınız. Eğer bunu yaptıktan sonra hala aktivite hissediyorsanız, yemek yeme ve fiziksel egzersiz kapanmalarına yardımcı olur.
 
Kaşık veya diğer metallerde deformasyon oluşturma telekinezi veya psikokinezi de denilen herhangi bir cismi uzaktan hareket ettirme veya çok az uygulanan bir temas gücüyle etkide bulunmaya verilen addır. Bu fenomenle ilgilenen parapsikologlar ve amatör ilgililer tarihte geçtiğine inanılan olağanüstü öyküler veya mucizelerin bir telekinezi biçimi olduğuna inanmaktadırlar. Ancak fenomene "Telekinesis" adının verilmesi çok yeni bir tarihe rastlar. Tabir Alman-Rus psişik araştırmacı Alexander N. Aksakof tarafından 1890'da kullanılmıştır. Psikokinesis tabiri ise 1914 yılında Amerikalı yazar ve yayımcı Henry Holt tarafından "On the Cosmic Relations" adlı eserinde geçmiş ve Amerikalı ünlü parapsikolog J.B.Rhine tarafından da benzeri fenomenleri tanımlamakta kullanılmıştır.

Metalleri hareket ettirdiği bilinen en ünlü ilk batılı telekinetik Polonya doğumlu Stanislawa Tomczyk'dır. Stanislawa hiptonik haldeyken bazı küçük objeleri havaya kaltırabiliyordu (levitasyon). Stanislawa, 1910'da Warsaw'da Fizik laboratuarında bir grup bilim ad*****n gözetimi altında telekinetik yeteneklerini sergilemiştir.

Bir diğer ünlü telekinetik Rus Nina Kulagina'dır. Kulagina filme de alınan gösterilerinde metal çubuklar, kibrit çöplerini dokunmaksızın hareket ettirebilmekteydi.

1970'li yıllarda bu tip olayları yapabildiğini iddia eden bazı insanlar ortaya çıkmıştı. En ünlüleri arasında Uri Geller de bulunan bu kişiler televizyon şovlarında ve bilim adamlarının laboratuvarlarında bu tip yeteneklerini sergilediler.

Bazı bilim adamları ve James Randi gibi ünlü ve profesyonel bazı illüzyonistler bu tip yeteneklerin gerçekte bir hile ve el çabukluğundan başka birşey olmadığını öne sürmüşlerdir. Randi ayrıca pek çok hileli yolun olduğunu iddia ettiği kaşık bükme gösterilerinden bazılarını da gerçekleştirmiştir.

2001 yılının Nisan ayında Arizona Üniversitesi psikoloji profesörü Gary Schwartz'ın yönetimi altında 60 kadar öğrenci zihin güçlerini kullanarak çatal ve karışları bükmeleri istenmiş ve denemelerde çeşitli derecelerde başarı sağlanmıştır.

İllüzyonistlerin kaşık bükme gösterileri diğer illüzyon gösterilerinde olduğu gibi seyircinin dikkatinin başka yöne çevrilmesi sırasında el çabukluğu ile kaşığa ya da metale yapılan fiziksel müdahale ile veya önceden hazırlanan çeşitli tekniklerle gerçekleştirilir. James Randi illüzyonistlerin kaşık bükme numaralarından örneğin kaşığın en zayıf yerinden daha önce kırılma noktasına yakın bir dereceye kadar bükülmesi gibi çeşitli hilelerini televizyonda kamuya açıklamıştır.

"İnsanüstülük taslıyanların İçyüzü" adlı eserinde psişik ve doğaüstü kabul edilen bazı fenomenlerin arkasında yattığını iddia ettiği hileleri ortaya koymaya çalışan Metin And'a göre Geller'in 50 çeşit kaşık bükme numarası veya tekniği bulunmaktadır.

Sahne göstereleri ve illüzyonistlerin kullandığı gözboyama yöntemlerinin dışında da kaşık veya herhangi bir metal veya cismin parapsikologların Psi denilen zihinsel veya ruhsal güçle etkilenebileceği öne sürülmektedir. Özellikle ABD'de telekinetik gücün kullanılması üzerine bazı kişiler eğitim ve grup çalışmaları düzenlemekte ve katılımcıların bu güçleri kullanarak kaşık veya çatal bükebilmeleri öğretilmektedir.

Houck Metodu

Bir başka kaşık bükme 1981 yılından bu yana mühendis Jack Houck tarafından yine onun tarafından düzenlenen "PK Partileri"nde tanıtılmaktadır. Bu partilerde misafirlere bedenlerinden geçen bir enerji akışının kaşığın belirli bir noktasına yöneltildiği hayal edilerek kaşığa bükülme emri verilmesiyle gerçekleştirilir. Daha sonra misafirler dikkatlerini başka bir yöne yönlendirerek kaşık ya da metali unuturlar. Metal bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde ellerinin küçük bir hareketiyle kolayca bükülmeye başlar. Houck ve takipçileri bunun psikokinetik bir fenomen olduğuna inanmakta ancak bazı kişiler bunun sadece gündelik tecrübenin dışında ve fakat sıradan bir fenomen olarak görmektedirler.

Houck'un metodunun anlatıldığı bir web sayfasında grup halindeki uygulamaların tek başına yapılanlardan daha hızlı sonuç verici olduğu belirtilmektedir. Katılımcılar bir araya geldikten sonra bir süre yeme içme vs. şeylerle vakit geçirirler daha sonra ortaya konulan metal eşyalardan herkes kendisine iyi hissettiren birini seçip alır ve daire şeklinde oturur, ışıkların gücü azaltılır ve müzik varsa kapatılır. Katılımcılar gözlerini kapatır. Katılımcılara kaşık veya çatalı baş ve işaret parmakları arasında tutmaları gevşeyip zihinlerini temizlemeleri, yavaş ve derinden nefes alıp vermeleri ve kendilerini en rahat, huzurlu hissedecekleri bir yerde -plaj, orman, göl kenarı vs.- bulunduklarını hayal etmeleri söylenir. Tüm sıkıntı ve dertlerden uzaklaşırlar, uykulu değil ancak tamamen gevşemişlerdir, huzurludurlar. Daha sonra katılımcılardan başlarının birkaç adım ötesinde altın bir enerji topunu hayal etmeleri istenir. Ondan yayılan sıcaklık ve enerjiyi hissetmeleri istenir. Bu enerji topundan sıcak bir ışın çıkıp katılımcıların alnına ulaştığını ve onların da bu sınırsız enerjiyi emdikleri hayal edilir. Enerjinin sıcaklığı alından omuz ve kollara yayılır. Güçlü ve canlı fakat yine huzurlu ve gevşemiş olan katılımcının kolunda hissettiği enerji oradan bilek ve eline akar ve dirseği ile eli arasında bu akış devam eder. Enerjinin sıcaklığının baş ve işaret parmağına geldiği ve oradan istenilen yere gidebileceği hayal edilir. Katılımcının üçe kadar sayıp gözlerini açması ve enerjinin elinde tuttuğu çatal ya da kaşığa akması için ona üç kez "Bükül" diye bağırması istenir.

Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir. Hatta dikkatin belirli bir düzeyde dağıtılması için herhangi bir konuda (kaşık bükmek değil) atışli bir tartışmaya bile girilebilir veya tanıtığınız biriyle metal bükmek dışında bir konuda da konuşabilirsiniz. Konu üzerinde daha yoğun düşündükte işlerin daha da zorlaştığını göreceksinizdir. Bu yüzden dikkatinizin başka bir yöne kayması gereklidir. daha sonra metali alıp istediğiniz bir noktadan kolayca bükebildiğinizi göreceksiniz. Ancak metalin kolaylıkla bükülebilecek noktaya gelişi birkaç dakika alabildiği gibi saatler de sürebilmektedir. Aynı sayfada deneylerini paylaşan katılımcı onsekiz katılımcıdan sadece ikisinin bükmeyi başaramadığını belirtmekte ancak başarısızlık karşısında yılmayıp denemelere devam edilmesini önermektedir.

Dikkat: Yukarıdaki metotta kaşık elle bükülür ancak zihinle öylesine eriyik bir kıvama gelir ki bu çok rahatça yapılır.

Rick Tobin ve Ellie Crystal Metodu:

Ellerinizi yıkayın ve çatal veya benzeri bir metal nesneyi elinize alın. Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapayım zihninizi her türlü düşünce ve duygudan arındırın. Daha sonra parmak uçlarınızla nesnenin yüzeyini yavaşça ovalayın ve yüzeyin size ne hissettirdiği üzerine yoğunlaşın. Metaldeki moleküler enerji akışını hissetmeye çalışın ve nesnenin büküldüğünü hayal edin ve asla güç uygulamayın.


İnanç ve Hayal - Telekinezi

İnanç ile gündelik, sıradan hayatta alışkın olmadığımız pek çok şeyin gerçekleşebileceği inancı aslında oldukça kadim zamanlara kadar gitmektedir. Kadim dünyada kişinin inanç ve hayal dünyası ile fiziksel gerçeklik dünyasının varlığın birbirleriyle organik ilişki içinde olan çeşitli katmanları olduğu kabul edilmekteydi oysa bu anlayış Avrupa'daki felsefi ve bilimsel değişimler neticesinde önce Ruh dünyasının yadsınması daha sonra da Zihin ile Madde arasında derin bir uçurum koyulmasıyla neredeyse kaybolmaya yüztuttu. Ancak farklı dinlerin peygamberleri, veli ve azizleri inancın muhteşem gücü hakkında sözler, deyişler sunmuşlar ve inananlar veya en azından dindar kimseler de bunun gerçekliğinden asla şüphe etmemişlerdi. Örneğin İsa peygamber denizdeki kasırgayı istekleriyle durduramamalarını havarilerin yetersiz inancına bağlamış ve onları azarlamıştı. İslam tasavvufunda Muhyiddin Arabi hayalin yaratıcı gücü olduğunu apaçık bir şekilde belirtmiştir. Arabi insan-ı kâmil ile ilgili izahlarında onun bütün ruhani enerjisini yoğunlaştırarak (ki buna himmet adını vermektedir) herhangi bir nesneye tesir edebileceğini hatta mevcut olmayan bir nesneyi dahi varlığa büründürebileceğini ifade eder. Arabi'nin varlık görüşünde Varlık alemi beş katmandan oluşmaktadır. Hisler Alemi, Misâl Alemi (hayalin denk düştüğü alem budur), Ruhlar Alemi, Müteal Akıllar Alemi, Zat Alemi. Her insan kendi hayal aleminde bir şeyi var kılabilir ancak İnsan-ı Kâmil veya Arif hayalinde var olan şeyi himmeti yani ruhani gücüyle zihninin dışına yansıtabilir. Ancak arifin gerçekte mevcut olmayan bir şeyi varlığa büründürmesi ile Tanrı'nın birşeye mevcudiyet vermesi arasındaki derin fark arifin varlık verdiği şeyin onun himmeti sürecinde mevcudiyetini koruması ve sonra kaybolmasıdır. Ayrıca arif himmet kuvvetinin kendisinin kuvveti değil sadece Tanrı'nın kuvveti ve onun Kaviyy isminin tecellisi olduğunu bilir ve bu marifeti onu kendi isteğiyle himmet gücünü kullanmaktan sakındırır.

Tibet Budizminde lamaların eğitimlerinde de benzeri şekilde hayaldeki bir varlığa his dünyasında gerçeklik kazandırılmaya çalışılır. Tibet'in o dönemde yabancıların girmesinin yasak olduğu Lhasa'ya giren ilk Batılı olan ve lamalar arasında bir süre kalarak çalışmalarını gözlemleyen Alexandra David-Neel de eserinde öğrencilerin inzivaya kapanıp Yidam'ını (koruyucu yarı-tanrı) günde bir öğün yedikler yemek ve uyku haricinde hayal etmeye devam etmesi ve belirli mistik deyişlerin tekrarlamasıyla fiziksel dünyada varlık kazandırması ve hatta onun ayaklarına temas etmesi istenir. Yaratılan ve tulpa denilen bu varlıkların eğer onları meydana getiren kişinin belirli bir zihinsel ve ruhsal aydınlanma derecesine ulaşmamış olması durumunda tehlikeli olacağı uyarısını yapan Neel'in kendisi de belirli ayin ve konsantrasyonları uygulayarak bir Tulpa gerçekleştirdiği söyler.


ALINTIDIR...
 
fernheiung.gif
Beş duyunun dışında, Maddeleri, Hadiseleri görmedir. Ruhsal görü olarakda adlandırabiliriz. Üçüncü Gözümüz yani alın Chakra'sı İki kaşın arasında bulunan merkezdedir.

Parapsikoloji ilimcileri Duyular Dışı Algılamalar içinde üzerinde en fazla araştırma yaptıkları alandır.

Beş duyu organlarımızdan biri olan gözler, bu algılamada fonksiyon görmezler. İki kaşın arasında; gözler genellikle kapalıyken ya da her hangi bir objeye konsantre edildiği bir sırada adeta televizyon ekranında bir film seyredercesine, bir takım şekillerin görülmesidir. Bu yeteneği gelişmiş kişilere durugörü medyumu adı verilir.

Başlıca Durugörü Çeşitleri

l- Basit Durugörü:

Herhangi bir anlam ve mesaj taşımayan bir takım imajların görülmesidir. Çoğunlukla gözler kapalıyken beliren birtakım imajlardan oluşur. Durugörünün ilk aşamasıdır. İnsanların belli bir bölümünde bu yetenek kendiliğinden işler durumdadır. Ve bu oran hiç de küçümsenemeyecek boyutlardadır... Bu seviyede bir durugörüye sahip olan kişiler, gözlerini kapadıklarında istedikleri imajları rahatlıkla görebilirler. Bu imajlar ya kendi isteklerine bağlı olarak görülür, ya da bir takım imajlar otomatik olarak gelip geçer.

2- Mekan İçinde Durugörü:

Uzakta meydana gelen olayları ya da yerlerin algılanması ve görülmesidir. Normal olarak görülmesi mümkün olmayan uzaktaki bir yerin veya kapalı, saklı olan şeylerin görülerek tariflerinin yapılabilmesi bu seviyeli bir durugörü yeteneğinde mümkündür.

3- Zaman İçinde Durugörü:

Geçmiş ya da gelecekten bilgi veren kahinlerin kullandıkları yetenektir. Durugörünün en gelişmiş safhasıdır. Durugörünün bu safhasında görülen imajlar geçmiş bir zaman diliminde meydana gelmiş olan bazı olaylarla ilgili olabileceği gibi gelecekte ortaya çıkacak olan bazı olaylarla ilgili de olabilir. Burada da adeta bir film seyredermişçesine olaylar izlenebilir. Bu derece gelişmiş bir durugörü yeteneğine sahip olan kişilerin sayısı bir hayli azdır. Çok ender olarak görülür.



 
Geri
Üst