Yıl 2011. John Carmack ve DOOM ekibi yepyeni oyunları Rage’i PC, PlayStation ve Xbox oyuncularıyla buluşturmuştu. Büyük umutlarla piyasaya sürülen oyun, genel olarak olumlu karşılansa da ekibin vaat ettiği neredeyse her şeyin kusurlu veya eksik olması büyük tepki çekmişti.


İki önemli nokta çok eleştirilmişti; id Software her ne kadar aksini söyleyip durmuş olsa da, oyun DOOM’un açık alanda geçen versiyonuydu. Koridor FPS artık geçmişte kalması gereken bir janrayken, Rage’in her yeri görünmez koridorlarla kaplıydı.


İkinci ve daha büyük sorun ise id Tech 5 oyun motoruydu. John Carmack bu oyun motorunun yeteneklerini öve öve bitirememişti. Ama oyun gün yüzüne çıktığında işlerin hiç yolunda gitmediği anlaşıldı. Oyundaki kaplamalar can çekişiyordu. Kullanılabilir objeler, karakterler ve uzaktaki nesneler mükemmel çizilirken, yakına geldiğinizde her şey koca bir çöptü.

Yine de Rage çok sevildi çünkü id Software her zaman yaptığı gibi, taş gibi FPS mekaniklerini bizlerle buluşturmuştu. Bu yüzden oyun buruk bir heyecan olarak tarihte yerini aldı.

Aradan geçen 8 yılın ardından id Software artık çok farklı bir firma. DOOM reboot projesiyle güven tazeleyen stüdyo, şu an Bethesda bünyesinde oyunlarını geliştiriyor. Yani Rage için bu kez tek başlarına değiller. Arkalarında Avalanche ve Bethesda gibi önemli firmalar var.

Peki, ortaya çıkan sonuç?

Aslında beklediğimden çok da farklı değil. id Software her ne kadar geliştirici koltuğunda oturuyor olsa da, projede asıl sözü Avalanche söylüyor. Stüdyonun geçmişine biraz baktığımızda neyse karşılaşacağımızı az çok tahmin edebiliyoruz.

Just Cause serisi ve Mad Max, Rage 2’nin rengini direkt belli ediyor. Eğlenceli sınırsız oynanış, devasa bir harita, her yerden fırlayan etkinlikler, diğer açık dünya oyununa göre çok daha az çeşitlilik, zayıf ötesi senaryo, eğlenceli çatılma mekanikleri…

Burada bahsettiğim her şey Just Cause ve Mad Max için geçerli özellikler. İşin kötü ve tahmin ettiğim yanı ise şu; Rage 2 de tam olarak böyle bir oyun.

RAge 2 id Software’dan bildiğimiz alıştığımız çatışma mekanikleriyle geliyor. Genellikle bu adamların geliştirmiş olduğu oyunlarda, dünya üzerindeki en yıkıcı güç olduğunuzu iliklerinize kadar hissedersiniz. Düşmanla olan karşılaşmalarınız asla dolaylı yollarla gerçekleşmez, her zaman dümdüz üstlerine gidersiniz. Zaten bir açık dünya geleneği olan gizliliğin Rage 2’de bulunamaması bunun en büyük kanıtı.

Oyun o kadar çok çatışmaya odaklanıyor ki, bu durum Rage 2’nin hem en iyi hem de en çok bayan yönü oluyor. Senaryo tarafında bu oynanışı destekleyecek bir hikaye örgüsünün bulunmaması da Rage 2’nin eğlence seviyesini belli bir saatten sonra hızla aşağıya çekiyor.

Zaten oyun hem hikayeye hem de çatışmaya bodoslama dalıyor. Daha ne olduğunu bile anlamadan, bulunduğunuz yeni çevrenin farkına varamadan Authority’nin saldırısına uğruyorsunuz. Bir Ranger olarak kadın veya erkek karakter olarak başladığınız hikaye, genel olarak bu kötü topluluğun planlarını ortadan kaldırmak üzerine kurulu.

Ranger giysisini yeni ele geçirmiş ve saldırıdan büyük yaralar alarak çıkmış bir savaşçı olarak tek bir amacımız var: General Cross’u ortadan kaldırmak. Tüm hikaye çatısı bunun üzerine kurulu. İlk Rage’in hikayesi parlak sayılmazdı, ama artık 2011’de değiliz. Bir açık dünya oyununda keşfetmenin, öğrenmenin ve yağma yapmanın bir mantığı yoksa, geriye pek bir şey kalmıyor.

Rage 2’nin en büyük hatası da bu. Çatışma mekanikleri aynı Just Cause serisinde olduğu gibi dolu dolu olan yapım, dolaştığımız dünyanın hikayesini bir türlü anlatamıyor ve oyunun büyüsü hızla yok oluyor. Halbuki renkli, deli dolu bir dünyada geçen Rage 2, araya sıkıştıracağı güzel hikayelerle unutulmaz bir oyun olmayı başarabilirmiş.

Hal böyle olunca, karakterin ve karakter gelişiminin hiçbir önemi kalmıyor. Oyundaki NPC’ler düşmanlar tıpkı Borderlands serisinde olduğu gibi karenin dondurulduğu özel sahnelerle tanıtılıyor ama bu kadar.

Çatışma mekaniklerine geçtiğimizde ise bizi safkan ve ışık hızında bir FPS karşılıyor. Bu hızım korunabilmesi için Bethesda’nın diğer FPS’lerinde olduğu gibi konsolda da 60 FPS kare hızı görüyoruz. Oyunda kullanabileceğiniz tonlarca silah bulunuyor. Tabancalar, saldırı tüfekleri, pompalı tüfekler, yerçekimi dartları ve hatta BFG!

Diğer bir önemli mekanik ise Nanotrite Yetenekleri. Ateşli silahların gücünü bu yeteneklerle bir araya getirerek, çok daha eğlenceli bir oynanışın kapısını açıyorsunuz. Bu yetenekleri geliştirdiğinizde çok daha fazla güçlenip, düşmanların üzerine kabus gibi çöküyorsunuz.

Dash yeteneğini kullanarak size yaklaşmakta olan roketten kaçabilir, Shatter’ın dayanılmaz gücü ile düşmanların kafasını patlatabilir veya Overdrive ile silahlarınızın ve karakterinizin limitlerini zorlayarak tozu dumana katabilirsiniz. Yetenekler oyunda en güzel düşünülmüş şeylerden biri diyebilirim.

Elbette bu yetenekleri bedava açamıyorsunuz. Oyunca geliştirmeleri yapabilmek için Ark’lara ihtiyacınız var. Ark’lar hem Nanotrite yetenekleri hem de akıllı roketatar gibi bazı silahları açmanız için büyük önem taşıyor. Yani oyun dünyasına yayılmış olan bu Ark’ların peşine düşmelisiniz.

Eğer yeteneklerin çoğunu açmak veya karakterinizi, aracınızı çok daha hızlı geliştirmek istiyorsanız hikaye görevlerini takip etmek tek başına yeterli değil. Wasteland içerisine dağılmış olan yan etkinlikleri yaparak çok daha hızlı bir şekilde gelişebilirsiniz.

Araçlardaki kullanım mantığı belli ölçüde GTA serisine benziyor. Oyunda garaj sistemi bulunuyor. Oyun dünyasında bulduğunuz araçları kaybetmek istemiyorsanız, götürüp garaja bırakmanız gerekiyor.

Rage 2’ye Phoenix ile başlıyorsunuz ve araç mekaniklerine bir kez alıştıktan sonra araç geliştirmek en büyük önceliklerinizden biri haline geliyor. Devasa bir açık alanda bulunduğunuz için araç kullanmak çok önemli, çünkü görevden göreve giderken en büyük yardımcınız bu canavarlar oluyor.