Bir Macar Çocuğunun Anılarının Işığında Atatürk ve Türk-Macar İlişkilerine Bir Bakış.

5
EXE RANK

AEROPOSTALE.`

Fexe Kullanıcısı
Puanları 0
Çözümler 0
Katılım
18 Ara 2009
Mesajlar
5,401
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
32
AEROPOSTALE.`
33532_416833147583_107251602583_4828889_7707771_n.jpg


Bir Macar Çocuğunun Anılarının Işığında Atatürk ve Türk-Macar İlişkilerine Bir Bakış
Doç. Dr. Melek Çolak
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ

GİRİŞ

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye ve Macaristan arasında önemli bir yakınlaşma göze çarpmaktadır. Atatürk, Macaristan ile siyasi ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesine özen gösterdiği gibi, Macaristan’da Atatürk devrimlerini hayranlıkla izlemiş, desteklemiş, karşılıklı işbirliği çerçevesinde pek çok Macar uzman Türkiye’ye gelmiştir. Bu yıllarda üniversite ve yüksek okullarda olduğu gibi, özellikle mesleki ve teknik eğitim alanında Macar uzmanlardan yararlanılmıştır. Bu uzmanlar Türk eğitiminin yeniden yapılanmasına katkıda bulunmuşlardır.

Bu şekilde Türkiye’ye gelen Macar uzmanlardan biri de György Klara’nın (Klara Devai’nin) babasıdır.

I.Dünya Savaşından sonraki yıllarda Macaristan’da baş gösteren ekonomik sıkıntı ve işsizlik nedeniyle üniversiteyi bitiren , genç makine mühendisi György János eşiyle beraber çalışmak için Türkiye’yi seçti. Buna neden, Kanada, Amerika ve Avusturalya gibi ülkelerin dışında Türkiye’nin diğer ülkelere göre Macaristan ile olan ulaşım kolaylığı idi. İstanbul ve Budapeşte arasında Orient Expres seferleri sık sık yapılıyordu. Adana’da açılan teknik okul için mühendis ve aynı zamanda öğretmen ihtiyacı genç çifti bu şehre yönlendirdi.1924 yılında Adana’ya geldiler. György János burada çalışacağı okulu çok beğendi. Ziraat için gerekli olan makinaların bulunduğu büyük bir atölyesi vardı.Üst katları ise okuldu.İlk zamanlarda yaşadıkları yabancılık hissini zamanla değerli dostlar kazanarak üzerlerinden attılar.

Zorlukların hepsi aşıldı.4 Aradan 5 yıl geçti. 1930 yılında küçük Klara Adana’da bir Amerikan Hastanesinde dünyaya geldi. Daha sonra Tarsus’ta St.Paul Kilisesinde vaftiz edildi. Babası artık geri dönmeyi düşünüyordu. Çünkü çalıştığı okul epey gelişmiş, öğrenciler ilerleme kaydetmişlerdi.Bu sırada Atatürk daha önce beş kez geldiği Adana’ya 16 Şubat 1931 yılında tekrar geldi. Teknik okula da uğradı .Bu ziyaret sırasında Klara’nın anne ve babası da Atatürk’ü karşılayanlar arasında idi. Atatürk bütün okulu ve okulun atölyesini gezdi. Öğrencilere sorular sordu. Aldığı cevaplar O’nu memnun etti. Öğrencilerin yetişmesinde emeği geçen György János ile tanıştı. György János’un geri dönme isteğini kabul etmedi. György János beş yıllık imzaladığı sürenin dolduğunu ve artık ülkesine geri dönmek istediklerini söyleyince Atatürk:

- “Bay János siz hanımınızla ve bebeğinizle Ankara’ya benim çiftliğime geleceksiniz. Orada bir büyük demir fabrikası yapılacak ve siz onun müdürü olacaksınız” dedi.
György János düşünmek için bir iki gün izin istedi ise de Atatürk’ün cevabı kısa ve kesindi:
- “Hayır! Şimdi bu saniyede söyleyiniz. Ben yarın artık Ankara’ya dönüyorum.”
O yıllarda onlara verilen cazip maaşlar genç çiftin sözleşmeyi 5 yıl daha uzatmasına neden oldu. Ve çok iyi dostlar edindikleri, beraber yıllarca çalıştıkları Adana’dan ayrılarak, Ankara’ya taşındılar. Böylece Klara için hayatının en güzel yıllarını geçireceği ve “bir masal” olarak nitelediği Gazi Orman Çiftliğinde geçecek yıllar başladı.

Bu yılları Klara Devai şöyle anlatmıştır:

“Çiftlikte hayatımız fevkalade güzel idi. Ankara gittikçe güzelleşerek yeşil bir şehir görünümüne büründü. Hakikaten fabrikaların hepsi açıldı. Özellikle bira fabrikası ve parkı çok güzeldi. Çiftlikte, ziraatin her kolu çalışmaya başladı. Babam demir fabrikasını idare etti.Değişik ülkelerden mühendisler, işçiler teknik alanda uzmanlar davet edildiler.Bu insanlar için 1937’lerde çok güzel evler yapıldı.Biz de yeni evimize taşındık.”

Bu arada Macar Başbakanı Gyula Gömbös Türkiye’ye geldi. Ankara’ya varmadan önce birçok Macar uzmanın çalıştığı Atatürk’ün örnek çiftliğine de uğradı. Başbakanın çiftliğe geleceği duyulunca hazırlıklar başladı. Macar Başbakanı trenden inince küçük Klara O’na çiçek sunacaktı.Klara’ya çiçeği verirken söyleyeceği sözler ezberletilmiş, güzel bir elbise giydirilmiş,başı taçlarla süslenmişti.Birkaç kez annesiyle prova yaptı.Ve beklenen gün geldi. Başbakan Gömbös trenden inip kendini bekleyen Macar vatandaşlarına doğru yürüdü. Küçük Klara başbakanı görünce önceden öğretilen her şeyi unutuverdi. Aklına hevesle giydiği güzel elbisesi geldi. Eteğini tutarak Başbakana seslendi: “Amca ,bak! Ne güzel elbisem var!...” Herkes güldü. Bu sevimli küçük kızdan ertesi gün Türk gazeteleri uzunca bahsettiler.

Atatürk çiftliğin işleyişini görmek için sık sık ziyaret etti. Genellikle hafta sonları dinlenmek için de çiftliği seçiyordu. Bu ziyaretleri sırasında Klara birçok kez Atatürk’ü gördü. Çocukları çok sevdiği için birkaç kez onların evine de misafir oldu.

Klara Devai Atatürk’le karşılaşmasını şöyle anlatmıştır:

“Ansızın bir haber geldi. Anneme dediler ki: “Bayan Elizabeth , Atatürk geliyor.” Atatürk böyle yaşadı protokolü sevmedi. Bizde “Macar dansı” adlı parçayı dinledi. Bu arada babam keman , annem cimbalom (cibal) çaldı. Atatürk çok beğendi. Beni kucağına aldı. O’nun kucağında müziği dinledim.

Henüz okula gitmediğim zamanlardı. Bana adımı sordu.

- “Klara” dedim.
Atatürk düşünmeye başladı.
- ‘Klara, Klara!...”
Kendisi Fransızca bildiği için bana şöyle dedi:
- “Tamam, sen Kler’sin (Claire) . Kler , Türkçe ne olabilir? “Açık, parlak!”

Ve bana şöyle dedi:
- “Şimdi artık Klara yok! Sen benim şekerim Parlak’sın. Parlak !”
Her zaman bana böyle hitap etti:
- “Bana bak Şekerim, Parlak!”
Çiftlik harika bir yerdi. Havuzlar, yüzme havuzları… Çok güzel gezinti yolları ve Atatürk’ün tepede bulunan güzel köşkü Hayatımda hiç unutmuyorum. Atatürk’ün köşkte beyaz piyanosu vardı. Okul çağına geldiğim zaman St. George Avusturya Kız Lisesi’ne gönderilmiştim. O zaman piyano çalmayı öğrenmiştim. Tatillerde Ankara’ya geldiğim zaman işte o köşkte bu beyaz piyanoyu çalmama izin verildi. Ne zaman istersem. Tabi evde bekçiler ve ev hanımları vardı. Ve bir de harika bir gül bahçesi. O kadar güzel ve büyük güller vardı ki!

Atatürk bana şöyle dedi:
- “Parlakcığım , Şekerim hangi gülü istersen sana onu kessinler!”

Bütün bunlar Klara Devai’nin çocuk kalbinde Atatürk sevgisinin yer etmesine neden oldu. Klara Devai O’nu gördüğü zamanlar çocuk gözüyle dikkatini çeken en önemli özellikleri konusunda şöyle demektedir:

“Masmavi gözleri. O şimdi bile gözümün önünde, o güzel yüzünü ve güzel mavi gözlerini bugün bile görüyorum. Ayrıca her zaman çok şıktı.”9 Ben köşkün bahçesinde top oynarken. Atatürk terastan bana şöyle seslenirdi:
- “Şekerim Parlak!... Pencerelere dikkat et!...”

Bir gün beni kucağına aldı. O’nun yüzüne bakınca inanılmaz güzel ve etkileyici mavi gözlerini gördüm. Ağzımdan şu sözcükler dökülüverdi:

- “Bak! Benim gözüm mavi , senin gözün de mavi. O zaman biz herhalde akrabayız”

Atatürk güldü ,yanaklarımı öptü ve dedi ki:” -“Evet , seninle akrabayız.”

Bundan daha güzel anı kimin var bilemiyorum.

Ve bütün bunların ardından Klara Devai’nin unutamadığı bir gün oldu 10 Kasım 1938!... Okul zamanı olduğu için İstanbul’da idi. Okuldaki öğretmenlerin heyecanından, koşuşturmasından sıra dışı bir şeyler olduğu anlaşılıyordu. “Ders yok” diyorlardı. Herkes tam boğaza karşı bulunan okulun geniş terasına toplandı. Öğrencilerin hepsi oraya çıktılar. Klara buradan siyah bayrakları gördü. Müdire hanım çocuklara “Cumhuriyetin en büyük devlet adamı Atatürk’ün öldüğünü ve bugünün onlar için çok zor olduğunu” söyledi. Hiçbir çocuğun sesi çıkmadı. Küçük Klara çok üzüldü. “Çocukluğunun en güzel günlerini paylaştığı Atatürk’ün” nereye gittiğini , okulun terasından adım adım takip etti. Ve Atatürk’ü bu son yolculuğuna binlerce insanla beraber uğurladı.

Çiftlikteki güzel günler Klara ve ailesi için Atatürk’ün ölümü ve ardından II.Dünya Savaşının başlaması ile bitti. Savaş başladıktan sonra Klara ve ailesi akrabalarını merak ettikleri için 1941 Eylülünde Macaristan’a geri döndüler. Ve Klara Devai’nin anılarının ışığında bu zorlu yıllar:

“Tekrar Türkiye’ye geri dönemedik, savaş dönemi olduğu için izin verilmedi. Hitler orduları Balkanlara indi.Mecburen Macaristan’da kaldık. Evimiz ,mobilyalarımız ,bütün eşyalarımız orada,Gazi Orman Çiftliğinde kaldı. Hitler orduları Macaristan’ı da işgal ettikten sonra Türkiye’den hiçbir haber alamadık. Mektup,telefon, bütün bağlantılarımız koptu. Babam Türkiye’de kazandığı para ile Macaristan’da bir ev satın aldı. Bu ev sonra bana kaldı. Hala aynı evde oturuyorum. Macaristan’a geri döndükten sonra bir sene mecburen Macarca öğrendim. Konuşuyordum,fakat yazmayı, sayı saymayı, her şeyi Türkçe ve Almanca öğrenmiştim. Sadece Macarca konuşmak yetmediği için Macarca öğrenerek ortaokulu bitirdim. Savaş bitince yavaş yavaş haberleşmeye başladık. Ankara’dan bizi bekliyorlardı,ama Macaristan’dan artık çıkış çok zordu.Çünkü Macaristan Demirperde ülkesi olmuştu.Ve aynı zamanda anne ve babam boşandılar.Buradaki hayat o zaman onların da hayatını bozmuştu.Babam demir perde kapanmadan biraz önce 15 Nisan 1947’de Türkiye’ye geri döndü.Biz uzun seneler Demir perdenin arkasında yaşadık. Babamdan da hiç haber alamadık. Çünkü bir gazete veya bir mektup vb. hiçbir şeye izin verilmedi.. Babam Ankara’da 1951’e kadar kaldı. Fakat tekrar beş sene orada kalmak istemedi. Hayat sürekli değişiyordu. Demek ki Türkiye’nin hayatı da II. Dünya Savaşından sonra değişti. Babam Adana’ya gittiği zaman birkaç akrabası Kanada’ya gitmişti. Babamın onlarla bağlantısı vardı. Büyük bir şirketin elemanları Ankara’ya geldikleri zaman babamı davet ettiler. Yol masraflarını karşıladılar. Ve babam Kanada’ya,Toronto’ya gitti..1972’de babamın gelmesine izin verildi. O zaman babam Budapeşte’ye geldi. Yıllar sonra babamı tekrar görebildim. 1947’den 1972’ye kadar O’nu hiç görememiştim. Çok zor mektup geliyordu. Gönderdiği mektuplarda tabiî ki açılıp kontrol ediliyordu…”

Soğuk savaş döneminin bu zorlu yılları Klara Devai’ nin öğrenim hayatına da yansıdı. Türkiye’de doğmuş olması ve babasının uzun yıllar orada çalışmış olması, Macaristan’da işbaşına gelen Komünist Hükümetin dikkatini çektiği için bir süre Üniversiteye giremedi. 1956 ayaklanmasından sonra başlayan yumuşama devresinde Tarih-Coğrafya Bölümünü bitirdi. Daha sonra öğretmenlik yapmayıp, turist rehberi olarak çalışmaya başladı. Çok kez Türkiye’ye turist grupları getirdi. Türkiye’nin hemen hemen her yerini gezdi.

Yıllar sonra kısa süre de olsa Avusturya Kız Lisesini ziyaret etti:

“1969-1970 yılında İstanbul’a ilk turlarımız başladı. Ben çok heyecanlandım. Ve rehber okuluna gittim. Çünkü amblemsiz çalışamıyoruz. İzin aldım. İstanbul’a gitmeye başlayan ilk gruplar ile tura çıktım. İlk ve ikinci gidişimde eski okuluma gidemedim. Çünkü o yıllarda herkesi gözlemliyorlardı. Ben her zaman kontrol edildiğimi biliyordum. Onun için gruplardan hiç ayrılmadım. Ama aynı yıl üçüncü kez İstanbul’a gittiğim zaman sonbahardı ve okullar açılmıştı. Ben grubu Kapalıçarşı’da üç saat serbest olmak üzere bıraktım, alışveriş yapmaları için. Bir taksiye binerek Karaköy’e gittim, eski okuluma. Zili çalınca, pencereyi açtılar. “-Klara György, Budapeşte’den” dedim. Savaşlar yüzünden hiç bağlantımız olmadığı için hayatta olduğuma dair bir haber alamamışlardı. Karşılaşmamız roman gibiydi. Orada çalışan bir öğretmenim Avusturya’da Gratz şehrinde yaşıyor. Şimdi 96 yaşında. O bana okumayı yazmayı öğretmişti Öğretmenlerin çoğu Gratz ve çevresinden gelme idi. Gratz‘a gittiğim zaman O’nu ziyaret ederim. Okulumla hasret giderdim. Fakat endişe ediyordum. Gruptan ayrıldığım için fazla kalamazdım. Kısa süreliğine de olsa anılarımı tazelemiştim”.

“Çok zor yıllardı. Buna artık kimse inanmaz. Ama o yıllarda dikkat etmek lazımdı. Herkes herkesi kontrol ettiği için işyerimi kaybetmek istemiyordum.

Defalarca Türkiye’ye gitmeme rağmen çiftliğe bir kez gidebildim. 20-25 dakikalığına bir grup ile beraber.Bütün grup sordu. Neden buraya geldik diye. Güzel anılarımın geçtiği yerler çok değişmişti. Özel, kendi başıma grupsuz gidemediğim için çok üzülüyorum. Hayatımda bir kez daha çiftliği mutlaka gezmek istiyorum. Ankara’yı gezerken her zaman işaretle gösteriyorum. “İşte Gazi Orman Çiftliği orada” diye! Türk insanı konuksever olduğu için bize çok yakın geliyor.Getirdiğim gruplar daha önce gelmediklerine pişman oluyorlar.Anadolu’nun zengin medeniyetleri hakkında o kadar az bilgileri var ki bizim insanımızın.Gelince görüyor bu zenginliği.Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesini görünce şaşırıyorlar.Türkiye’nin her köşesi bir hazine!..”

1930’da bir Anadolu şehrinde başlayan ve Budapeşte’ye uzanan bir yaşam içinde Klara Devai için, Atatürk’le Gazi Orman Çiftliği’nde geçirdiği günler bu yaşamın en değerli bir parçası.

Okul terasından O’na son kez baktığı günün üzerinden yıllar geçti.Atatürk’ün geleceğin büyükleri olarak gördüğü çocuklara verdiği önem , onlara gösterdiği sevgi ve en önemlisi birey olarak onlara gösterdiği saygı, bunu bizzat yaşayan bir Macar çocuğun kalbinde silinmez izler bırakarak büyüdüğünde , Türk ve Türkiye dostu olarak kalmasını ve Türkiye dendiği zaman “benim Türkiyem” , Atatürk dendiği zaman “benim Atatürk’üm” diyecek kadar benimsemesini ve Türkiye ile Macaristan arasında barış elçilerinden biri olmasını sağladı. Atatürk ve Gazi Orman Çiftliği bir çocuğun anılarında hayal meyal hatırlanan sıradan çocukluk anıları değil, “unutulmaz mavi gözlerin” etrafında bütün canlılığıyla yaşayan anılar olarak kaldı.

Bu anıların ışığında Klara Devai’nin, Atatürk hakkındaki şu yorumunu eklemek yerinde olacaktır:

“İmzalanmış bir barış antlaşmasını değiştirmek! Bunu dünyada en büyük bir devlet adamı Atatürk yaptı. Lozan Antlaşması ile Sevr Antlaşmasını sildi. Ve Anadolu’nun 775.000 km²’si kurtarıldı. Bu dünyanın en büyük olayı. Biz Macarlar aynı senelerde cezalandırıldık. Bizim Atatürk gibi bir generalimiz , politikacımız, kahramanımız olmadığı için o zamanlar Trianon Antlaşmasını imzaladık, Fransa’da. Atatürk’ün ne büyük insan olduğu inanılmaz! Çünkü bunu kimse yapmadı.”

Bugün Macaristan’da, Budapeşte’de yaşayan 77 yaşındaki “Şekerim Parlak” kendisine bu ismi veren Atası ile ilgili anılarını yaş*****n en güzel hediyesi olarak saklayan bir Türk dostu Macar.15 . Eşinin göndermek istememesine rağmen bir turist rehberi olarak sürekli Türkiye ile bağlantısı olan ve Türkiye’ye turist grupları getiren Klara Devai’nin Türkiye’ye gitme isteğine karşı eşinin söylediği sözler son derece anlamlı:

- “Anlaşıldı, sen yine eve gitmek istiyorsun !...
 
Geri
Üst