Divan Edebiyatı

Haşmet

18.yy

İstanbul'da doğmuş, Râgıp Paşa'nın yakınlığını kazanarak onun tarafından korunmuştur. Nâbî tarzında yazmış olmakla birlikte Nedim'den etkilendiği şiirleri de vardır. Haşmet hiciv ve hezl yani taşlama ve alay yollu yazdığı şiirlerle ün kazanmış bir sanatçıdır. Koca Râgıp Paşa ve Fıtnat Hanım'a yazdığı latifeleri ünlüdür

Eserleri: Dîvân, Kaside-i Bürde Şerhi, Sûr-nâme, Kaside-i Münferice Şerhi, Hâb-nâme, Şehâdet-nâme, Senedü'ş-Şu'arâ

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Ahû revişim kıymetini bilmeze gelmez
Gelmez deme ol şûh bize gelmeze gelmez
Mâdâm lebi pestil ü çeşmi ola bâdâm
Gelse o perî bezm-i meye bî-meze gelmez
Perkâr sıfât devredemem deşt-i talebde
Pây-i emelim istediğim merkeze gelmez
Tenhâca ehibbâsı ile itmeğe işret
Göksu’ya gider göz göre hiç körfezi gelmez
Haşmet gibi herkes olamaz saydına kâdir
Âhû revişim kıymetini bilmeze gelmez



Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün
 
Koca Ragıb Paşa

18.yy


Koca Râgıb Paşa 1699'da İstanbul'da doğmuştur. Babası Defterhane katiplerindendir. İyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bilgin ve şair yaratılışlıdır. Medrese tahsilini bitirdikten sonra babası gibi defterhane katibi olmuştur. Derece derece ilerlemiş, İstanbul'da ve taşrada çeşitli görevler aldıktan sonra sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Sanatçı III. Osman ve III. Mustafa dönemlerinde yaşamıştır. Özellikle III. Mustafa ile iyi ilişkileri vardır. III. Mustafa'nın kız kardeşiyle evlenmiştir. 1763'te ölmüştür.

Râgıp Paşa, başarılı bir devlet adamı ve devrinin önde gelen bilgin kişilerinden olmasının yanı sıra, Nedîm ve Şeyh Gâlib’den sonra 18. yüzyılın en önde gelen şairidir. Bilim çalışmalarını desteklemiş ve kütüphane kurdurmuş olması, hattatlığı, kitaba, okumaya düşkünlüğü onun kültür adamı olduğunun göstergesidir. 18. yüzyılda Nâbî'nin açmış olduğu hikemi şiir tarzını devam ettiren en önemli şairdir. Nâbî yolunda yürümekle birlikte kendine özgü bîr üslûp yaratabilmiştir. Şiirleri didaktik ve ahlâkî içeriklidir. Eserleri lirik edalı değildir. Halk arasında Râgıp Paşa’nın ününü sağlayan mısra-ı berceste örneği olan dizeleridir. Bu dizeler halk arasında atasözleri gibi dilden dile dolaşmıştır.

Eserleri: Dîvân, Münşeât, Tahkîk ve Tevfîk, Aruz Risâlesi, Mecmua-i Ragıb, Sefînetü’r-Râgıb.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

Revnak olmaz suhane hüsn-i edâdan gayri
Var mı seng-i güherin farkı safadan gayri

Turfa dükkân-ı hikemdir şu kühen tâk-ı felek
Ne ararsan bulunur derde devadan gayri

Garaz-ı hakka isâbet nicedir sabreyle
Var mı bir doğru gider tîr hatâdan gayri

Bilsek ağyâre nedir minneti bari o büt’ün
Görmedik biz hele bir neşe cefâdan gayri

Nice bin yıldır adı atlas-ı gerdûn çarkın
Nesi var bir giyecek köhne kâbâdan gayri

Yine hemcinsi eder âdeme Râgıb hasedi
Reşk eder mi sana kimse vüzerâdan gayri
 
Kâmî

18.yy

Edirnelidir. Edirneli Efendi ya da Kâmî Efendi diye tanınır. Döneminde oldukça şöhret bulmuş hattâ Nâbî'den sonra döneminin en büyük şairi olarak bilinmiştir. Kaynaklar iyi bir öğrenim gördüğünü, İstanbul'a gelerek orada müderris olduğunu kaydederler. Babası tarikat şeyhlerinden olduğu için tasavvufa yakınlığı ve ilgisi vardır. Kâmî'nin nükte ve hiciv yanının olduğu kaynakların verdiği bilgiler arasındadır.

Eserleri: Dîvân, Tuhfetü'l-Vüzerâ, Fîruz-nâme, Âsaf-nâme.
 
Nahîfî

18.yy

18. yüzyılın birinci yarısında yaşamış olan Nahîfî'nin asıl adı Süleyman'dır. İstanbul'da doğmuştur. İyi bir eğitim gören Nahîfî, Mevlevî tarikatına girmiş, memuriyeti gereği Osmanlı ülkesinin pek çok yerini görmüştür. İbrahim Paşa'nın tercüme komisyonunda da yer alarak önemli bir tarihi eser olan Habîbü's-Siyer'i Farsçadan tercüme etmiştir. Nahîfî, şairliğinin yanı sıra âlimliği ve hattatlığı ile de ün kazanmıştır.

Eserleri: Mesnevî Çevirisi, Mevlid, Mirâciyye, Hicret-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım

Âşıklığıma şâhid-i âdil mi değildir
Evzâ-i hazînimle garîbâne nigâhım

Memnûn-ı visâl eyle beni gel kereminle
Yansın hased âteşlerine baht-ı siyâhım

Ey seng dil etmez mi senin kalbine te’sîr
Hârâları hâkister eden âteş-i âhım

Bir bağrı yanık âşık-ı mihnet-zededir dil
Ağlatma Nahîfî kulunu cevr ile şâhım



Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün
 
Nedim

18.yy

Asıl adı Ahmed olan Nedîm’in doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 1681’de doğduğu tahmin edilmektedir. İstabulludur; Beşiktaş’a yakın Tekerlek Mustafa Çelebi Mahallesi’nde evi vardır, Ümmügülsüm Hanım ile evlidir. Annesi Saliha Hatun tarafından soyu Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar ulaşmaktadır. Babası kadılıklarda bulunmuş Mehmed Efendi, dedesi Sultan İbrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden Merzifonlu Muslihüddin Efendi’dir.

Ahmed Nedîm kültürlü bir aileden gelmiştir. İyi bir öğrenim görmüş, döneminin klasik ilimlerini Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak iyi öğrenmiştir. Tahsilini bitirdikten sonra hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir.

Lâle Devri olarak anılan kültür, sanat, eğlence hayatının ve imar faaliyetlerinin zirveye ulaştığı dönemin başlangıcıdır. Damat İbrahim Paşa’nın hemen her faaliyeti Nedim’in dikkatini çekmektedir. Şair kıta ve kasideler sunarak hamisine bağlılığını açıklamaktadır. Nedim, Damat İbrahim Paşa’nın oluşturduğu tercüme heyetlerinde yer alır.

Tahsil hayatının bitmesiyle hariç medresesi müderrisliğine tayin edilen Nedim, daha sonra Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine getirilir. Müderrislikte çok çabuk ilerler. Molla Kırımî Medresesi’nde, Nişancı Paşa-yı Atik Medresesi Müderrisliği’ne yükselir. 1730’da Sekban Ali Paşa Medresesi müderrisi iken Patrona Halil İsyanı çıkar.

İsyan sırasında Nedim’in akıbetinin ne olduğu hususunda değişik bilgiler vardır. Güvenilir biyografi müelliflerinden Müstakim-zâde Süleyman Sadedin, Nedim’in isyan sırasında korkudan evinin damından düşerek olduğunu söylemektedir. Şairin terekesine dair hüccet 15 Rebiülahir 1143/28 Ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre, şair bu tarihten ölmüştür. Kabri Üsküdar’da Selimiye civarındaki Miskinler Mezarlığı’ndadır. Bir zamanlar mezar şahidesinde kendisine ait
Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi
Mısraları yer alırmış.


Ben kimseye açılmaz idim dâmenin olsam
Kim görür idi sineni pîrâhenin olsam

Dâim arayan bulsa civanım seni bende
Bir gönce gül olsan da senin gül-şenin olsam

Destîde kadehde doyamam görmeğe bari
Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam

Döğülmeğe söğülmeğe koğulmaya billâh
Hep kaailim amma ki efendim senin olsam

Şem olmaz isem bezmine bu sûz ile bârî
Der-gâhına bir meş'ale-i rûşenin olsam

Çeşmânının öğrensem o kâfirce nigâhın
Bir lâhza Nedîm-i nigeh-i pür-fenin olsam



Açıklama: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faulün
 
Neş\'et

18.yy

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü Mevlevî şairlerindendir. Koca Râgıp Paşa ile Şeyh Galip arasında yaşamıştır. Mürettep bir Dîvân'ı olan Neşet'in edebiyattaki önemi daha çok genç şairleri yetiştirmesinden kaynaklanır. Vasat bir şair olmasına karşın, iyi bir ustadır. Şeyh Galip de Hoca Neş'et Efendi'den ders almıştır. Ayrıca dönemin genç şairlerine mahlas vermekle de tanınmıştır. Mevlânâ'dan etkilenen Neş'et daha çok Nâbî tarzında şiirler yazmıştır.

Eserleri: Dîvân, Tufân-ı Ma’rifet, Terceme-i Şerh-i Dü Beyt-i Molla Câmî.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Ser-çeşme-i re’yiz dil-i şeydâda nihânız
Biz ab-ı zulâliz tih ü deryada nihânız

Biz bahşederiz ehl-i dile girye vü hande
Ol neş’e sâgar-ı sahbâda nihanız

Mahiyetimiz vüs'at-i meşrebde nühüfte.
Mecnûnlarız sâha-yi sahrada nihânız

Gavvâs bilür bizdedir ol gevher-i maksüd
Ummân-ı diliz mevce-i hârâda nihânız

Yârân ne zaman olsa bulurlar seni elbet
Neş’et biz o sırrız ki süveydâda nihânız



Açıklama: vezni: mef’ûlü fâ’ilâtü mefâ’îlü fa’ûlün
 
Seyyid Vehbî

18.yy

Seyyid Vehbî'nin asıl adı Hüseyin'dir. Vehbî mahlasını almış ancak bu mahlastan önce Hüsâmî mahlasını kullanmıştır. İstanbul'da doğmuş, iyi bir medrese öğrenimi görmüş, müderrislik ve kadılık yapmıştır. Padişah III. Ahmed ve Damat İbrahim Paşa döneminin önemli şairlerindendir. Hatta kaynaklar İbrahim Paşa'nın kurduğu Tercüme Komisyonunda Seyyid Vehbî'nin de bulunduğunu yazarlar. Bu komisyondayken Vehbî, Arapça olan Aynî Tarihî’nden çeviri yapmıştır. Vehbî, III. Ahmed'den sonra padişah olan 1. Mahmud zamanında da iki yıl yaşamıştır. Şairin Nedim'le dostluğu olduğu ve Nedîm'in adına yazdığı bir kasidesinin varlığı biliniyor. Vehbî kasidede Nef’î, gazelde ise Nâbî'nin etkisinde kalmıştır. Dîvân içerisinde çok sayıda manzum tarih bulunmaktadır. Bu tarihlerde dönemin yapılarıyla ilgili bilgi verildiğini ve Lâle Devri'ne ait olayların anlatıldığını biliyoruz.

Eserleri: Dîvân, Sûr-nâme, Sulhiyye, Hadîs-i Erba’în Tercümesi, 17. yüzyıl şairi Kafzâde Fâizî'nin Leylâ vü Mecnûn adlı mesnevisini tamamladığı Salim Tezkiresinde belirtilmiş olmakla birlikte eser günümüze kadar ele geçmemiştir.
 
Sâmî (Arpaemini-zâde)

18.yy
Hayatı: III. Ahmed ve I. Mahmud dönemlerinde yaşamıştır. İyi bir öğrenim gördükten sonra Divan-ı Hümayun'da katiplik yapmış, vakanüvis olmuştur. Sâmî, şairliğinin yanı sıra tarihçiliği ve hattatlığı da olan bir sanatçıdır. İyi bir şair olarak tanındığı, şiirlerinde tasavvufa da yer verdiği belirtilmektedir. Sâmî'nin divanında da Nedîm ve Vehbî divanlarında olduğu gibi Lâle Devri'nin özelliklerini bulmak mümkündür. Sâmî, nazireciliği ile de tanınmış bir şairdir. Gerek devrinde gerekse devrinden önceki şairlere oldukça çok nazire yazmıştır. Şiirlerinde Nedîm ve Nâbînin etkisi görülür. Lâle Devri şairlerinden çoğunun Sâmî'ye nazireler yazdığı da sanatçıyla ilgili bilinenler arasındadır.

Eserleri: Dîvân, Tarih-i Vekâyî.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

Ol bülbül-i aşkım ki gül ü yâsemenim yok
Ol tûti-i gûyây-i firâkım çemenim yok

Ben tekye-i aşkında o üryân-ı gamım ki
Pinhân-ı beden etmeğe bir pîrehenim yok

Ol hâne harâbım gam-ı hicrânın ile âh
Feryâd ü figân etmeğe beytü’l-hazenim yok

Pervâne tabîat gönül ey Sâmi-i şeydâ
Sûzân olacak meş’ale-i encümenim yok



Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün
 
Sünbülzade Vehbî

18.yy

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Nedîm tarzında yazmakla birlikte onun kadar taklitte başarılı olamamıştır. Vehbî, şiirde daha çok şekle önem vermiştir. Şiirleri lirizm yönünden güçlü değildir. Açık, ancak kuru bir anlatımı vardır. Şiirlerinde, Sabit gibi yerel konulara yer vermiş, günlük hayatla ilgili daha doğrusu günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimleri kullanmıştır. Şiirleri, çağın toplumsal yapısını yansıtması bakımından önem taşırlar.

Eserleri: Dîvân, Lutfiyye, Tuhfe (Farsça-Türkçe manzum sözlük), Nuhbe (Arapça-Türkçe manzum sözlük).

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Bahâr eyyâmıdır ey dil figân-ı aşkı müzdâd et
Misâl-i andelîb ol gül ruhun bâğında feryâd et

Fırât u Dicla âsâ cûşiş-i eşk-i revânınla
O şûhun cennet-i kûyun behişt-âbâd-ı Bağdâd et

Yeter yıktın dil-i vîrânımı şimden gerü yap yap
Gel ey genc-i ümîdim gel medet lûtfunla âbâd et

Ne hâcet pâdişâhım âşıka tîğ-i sitem çekmek
Niçin zahmet verirsin kendüne ağyârı cellâd et

Amân ey şûh-ı tersâ bend-i zülfünde giriftârım
Esîr oldumsa de kâfir mürüvvet yok mu âzâd et

Unutma kûşe-i hicrânda bu Vehbî-yi mahzûnu
Peyâm-ı vuslatınla gâhice yâd eyleyüp şâd et



Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün
 
İsmail Beliğ

18.yy

Bursa'da doğmuştur. 18. yüzyılın ilk yansında yaşamıştır. Lâle Devri sanatçılarındandır. Manzum, mensur eserleri olan İsmail Beliğ'in edebiyatımızda varlığı bilinen iki ünlü eseri vardır. Bunlardan birisi Nuhbetü'l-Âsâr lî Zeyl-i Zübdetü'l-Eş'âr'dır. Eser bir şuara tezkiresidir. Beliğ, Kaf-zâde Faizi'nin Zübdetü'l-Eş'âr adlı tezkiresine ek olarak yazdığı bu biyografik eserde kendi dönemine kadar gelmiş şairlerin biyografilerini verir. Bu eser Bursa tarihi diye de bilinir. Beliğ Bursalı olduğu için bu eserinde Bursa'nm yetişmiş bilgin ve şairlerinden söz eder. İsmail Beliğ'in bu eseri kaynak belirtmesi, hatta kaynaklan eleştirmesi bakımından önemlidir. Beliğ'in diğer bir eseri de Bursa Şehr-engîzidir. Ayrıca kaynaklar Dîvân'ından ve Seb'a-i Seyyare adlı eseri ile Gül-i Sad Berg adlı eserinin varlığından söz ederler. Sözü edilen eserlerden Dîvân ile Seb 'a-i Seyyare elde bulunmamaktadır.
 
İzzet Ali Paşa

18.yy

18. yüzyılın ilk yansında özellikle Lâle Devri'nde yaşamış dönemin tanınmış şairlerindendir. İstanbulludur. Şairliğinden başka hattatlığı da vardır. İbrahim Paşa devrinde Nedim'den sonra dönemin zevk ve neşesini şiirlerinde başarıyla yansıtan en önemli şair İzzet Ali Paşa'dır. Nedîm ile çok yakın arkadaşlığı olduğu bilinir. Nedim'e yazdığı Nigâr-nâme adlı mektupla, Nigâr-nâme'ye karşılık olarak Nedim'in espiri yollu verdiği cevap Nedîm Dîvânı içerisinde yer alır. İzzet Ali Paşa Nedîm tarzında yazan şairlerin başında gelir ve onun en güçlü izleyicisidir. Nedim'in gazellerine nazireler yazdığı bilinir.

Eserleri: Dîvân, Nigâr-nâme.
 
Şeyh Galib

18.yy

Şeyh Galib (1757 - 1799), Divan Edebiyatı Şairi



Asıl adı Mehmed olan Şeyh Galip, 1757 yılında, İstanbul'da doğmuştur. Hümayûn kâtiplerinden şair Mustafa Reşid Efendi babası, Emine Hatun ise annesidir. Daha çok küçük yaşlarda büyük bir kabiliyet ve başarı gösteren şair, ilköğrenimini babasından görmüş, daha sonraları dönemin ünlü şairlerinden Farsça'nın inceliklerini öğrenmiştir. Ailesinin etkisiyle Mevlâna Dergâhı'nda (Konya) çileye girdi, sonra yine ailesinin etkisiyle çilesini tamamlayamadan İstanbul'a geri döndü. İstanbul'a döndüğünde Yenikapı Mevlevihanesi'nde çilesini tamamlamıştır. Daha sonra, 1791'de Galata Mevlevihanesi Şeyhliği yapmıştır. Ansızın, 3 Ocak 1799'da, İstanbul'da ölmüştür; ölümünün nedeni bilinmemektedir.





Çok genç bir yaşta divan sahibi olan Şeyh Galip, hiç kuşkusuz Nedim 'den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, bir çok buluşu ve yarattığı manzumlarla divan edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip'in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır.





Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) Şeyh Galip'in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınmıştır. Son dönem divan edebiyatının en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları güzellik (hüsn) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan aşk'tır. Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulmaktayız, kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmış olan bu büyük eser, doğu edebiyatının zirvelerinden birisi olmuş ve bir çok dile çevrilmiştir, bugün hâlâ yeni baskıları yapılmaktadır.

Gül âteş gül-bün âteş gül-şen âteş cûy-bâr âteş
Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâle-zâr âteş

Hemân ey saki bir sâgar tutuşdur dest-i dil-dâra
Gazabla bezme geldi şem'-i meclis-veş yanar âteş

Nesîm âteş çıkardı gonce-i çeşm-i ümidimden
Bırakdı gül-şen-i amalime berk-ı bahar âteş

Hayâl-i hasreti hâlinle âh etdikçe uşşâkın
Şeb-i firkatde her dem ahterân eyler nisâr âteş

Bana dûzahtan ey meh dem urur gül-zârlar sensiz
Diraht âteş nihâl âteş gül âteş berg ü bâr âteş

Mürekkebdir vücûdu tâ ezel yek-pâre sûzişten
Anâsırdan meğer uşşâka olmuşdur du-çâr âteş

Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakışdırmış
Gönül pervanesine vuslat âteş intizâr âteş

Meğer kilk-i sebük-cevlânın olmuş germ-rev Gaalib
Zemin âteş zaman âteş bütün nakş ü nigâr âteş



Açıklama: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün
 
Aynî

19.yy

Gaziantep doğumlu olan Aynî'nin asıl adı Hasan'dır. Hakkındaki bazı bilgileri Nazmü'l-Cevâhir adlı kendi eserinden öğreniyoruz. Bu eserde verdiği bilgiye göre 1790 yılında İstanbul'a gelerek şairler arasında kendini göstermiş ve Nakşibendî tarikatına girmiştir. Tezkirelerden bazıları (Arif Hikmet ve Fatin Tezkireleri) ise Aynî'nin çeşitli devlet görevlerinde bulunduktan sonra İstanbul'da öldüğünü bildirirler.

Eserleri ve Edebî Kişiliği

Aynî, edebiyat tarihindeki yerini manzum tarihleriyle yapmıştır. Manzum tarih söylemede edebiyatımızda Sürûri'den sonra en önde gelen şairlerdendir. Ancak şairliği güçlü değildir. Şiirlerinde Şeyh Gâlib'in büyük etkisi görülür. Nef’î ve Nâbî'den etkilendiğini gösteren beyitleri de vardır. 18. ve 19. yüzyıl şairlerinden bazılarının gazellerine nazireler yazmış, Fıtnat'ın bir gazelini tahmis etmiş, bir gazelini de müstezad haline getirmiştir. İzzet Molla ile birlikte yazdığı yirmi gazeli bulunmaktadır.

Eserleri: Dîvân, Sâkî-nâme, Nazmü’l-Cevâhir, Nusret-nâme.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

Def'-i gam-ı rindân-ı sühandan meye muhtâc
Cemşîd-i dil-i nükteveran, heyheye muhtâc

Bu bezmimizin cümbüşü ey mutrib-i hoşdem
Bir dâire bir sinekemân bir ney'e muhtâc

Tevfik-i İlâhî denilür nâmına Aynî
Tanzîm-i umûr-ı dü cihân bir şeye muhtâc



Açıklama: vezni: mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün
 
Enderunlu Vasıf

19.yy

İstanbullu olan Vâsıf, enderunda yetiştiği için Enderunlu ya da Enderunî lakabıyla tanınmıştır. III. Selim döneminin son yıllarından başlayarak saray çevresinde önemli görevlerde bulunmuş, en son haceganlık rütbesiyle saraydan ayrılmıştır. Şair İstanbul'da 1824 yılında ölmüştür.

18. yüzyılda Nedim'in başlattığı mahallileşme akımının bu yüzyıldaki en önemli temsilcisi Vâsıftır. Ancak onda Nedim'in inceliği yoktur Şiirlerinde Nedim'in yanı sıra Sabit ve Enderunlu Fazıl’ın da etkisi görülür. Vâsıf eski şiirin kurallarına, eski kültürün estetik değerlerine fazla sadık kalmaksızın hatta kuralları umursamadan yazmıştır. Ayrıca, şiirlerinin büyük bir kısmı tehzil yani alay ve taklit özelliği gösterir. Şiirlerin¬de özellikle şarkılarında kayıtsız bir ruh hali olan Vâsıf, perde-birûnâne yani edep dışı şiirler de yazmıştır. Şiire mahallî renkler katarken, alaycı yaradılışı onu eski şiirin nükte anlayışından uzaklaştırmış, bayağılığa düşürmüştür.

Vâsıf’ın şiirlerinde İstanbul'un önemli bir yeri vardır. İstanbul Türkcesi başta olmak üzere İstanbul'un gezinti yerleri, halkın giyim kuşamı, binicilik, cirit ve ok atma gibi geleneksel yönler onun şiirlerinin en çekici yanlarıdır. Bazı şiirleri halkın gelenek ve göreneklerini yansıtması bakımından ilginçtir.

Vâsıf’ın edebî kişiliğiyle ilgili söylediklerimizi özetleyecek olursak: Onu, divan edebiyatının son döneminde yetişmiş, Nedim'in yolunda yürümüş ancak, orijinal olmak için bayağılaşmayı bile göze almış, edebiyatımız yönünden çok Türk dili, özellikle folkloru açısından önemli bir şair olarak kabul etmemiz gerekir.

Vâsıf’ın çağdaşı ve yakın arkadaşı olduğu bilinen İzzet Molla yaz¬dığı tarih kıtasında şairin ölümünden önce şiirlerini yaktığını söylerse de Vâsıf Dîvânı Mısır (Bulak 1257) ve İstanbul (1257, 1258, 1989) da olmak üzere toplam dört kez basılmıştır.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.

Ne dem ol gözleri mestâne gelür hâtırıma
İbtidâ sunduğu peymâne gelür hatırıma

Dest-i çevrinde nice yıllar o kaşı yayın
Çekdiğim çille-i merdâne gelür hatırıma

Bir mesel söyler o şuhu sararım fikri ile
Günde yüz bin kadar efsâne gelür hatırıma

Beni sevmez deyü bî-hûde sitem eylemcsün
Sevmem ol meh-veşi de ya ne gelür hâtırıma

Dünyede Pertev-i hoş-gû gibi şâir olmaz
Yok eğer var ise bir dane gelür hatırıma

O siyeh zülf-i perişana dokundukça sabâ
Hâli zâr-i dil-i dîvâne gelür hâtırıma

Âteş-i aşk ile ben yandığımı andıkça
Şem ile hâlet-i pervane gelür hâtırıma

Bülbül-i gülşen-i aşkım ki gamiyle o gülün
Ne kafes ne heves-i lâne gelür hâtırıma

Ne zemân sohbeti açılsa o şûh-i mestin
İtdiği tavr-ı sefîhâne gelür hâtırıma

Ne yalan söylevim ol şûh ile hem-meclis iken
Ne bir ahbâb ü ne bî-gâne gelür hâtırıma

Hâhiş-i zevk-i visalinle bilür misin aceb
Göricek ben seni cânâ ne gelür hatırıma

Derdimi dökmeğe dil-dâre tiz-elden Vâsıf
Mesken-i malıfi bizim hâne gelür hâtırıma



Açıklama: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün
 
Keçecizade İzzet Molla

19.yy

İstanbul'da doğmuş, babasının ölümü üzerine akrabalarının yardımlarıyla öğrenimini tamamlamıştır. Çeşitli devlet görevlerinde bulunduktan sonra Osmanlı-Rus Savaşı aleyhtarı olduğu için sürgüne gönderildiği Sivas'ta ölmüştür.

Eserleri ve Edebi Kişiliği

19. yüzyılın, divan edebiyatı geleneğinin önemini yitirerek çöküşe yöneldiği ve yerini yeni bir edebiyata bırakmaya başladığı bir dönemdir. Böyle bir edebiyat ortamı içinde, dönemin öteki şairlerinin yaptıkları gibi İzzet Molla da önce 17. ve 18. yüzyıl ustalarının yollarını izlemiştir. Ancak, divan şiiri geleneğini sürdürmekten öteye giderek, sahip olduğu şairlik yeteneği, ince zevki, sağlam ve zarif üslubuyla diğer şairlerden kolayca ayırt edilebilecek bir edebi değer ve ustalık göstermiştir. İzzet Molla'nın mizahî yanı güçlü olup eserlerinde yer yer olay ve şahısları mizahla karışık bir üslûpla anlatmayı başarmıştır. Öte yandan İzzet Molla'nın da çağdaşı bazı şairler gibi yaşanan hayata, çevreye ve insana daha yakından baktığı ve dönemin şiirinde aranan değişiklik ihtiyacını karşılamaya çalıştığı görülür. Bu amaçla şiirlerine mahallî renk katmaya çalışmış, halk şiiri ve sanatçılarıyla ilgilenmiş, hece veznini kullanarak türküler yazmış, böylece divan şiirinin geleneksel yapısını sarsmıştır. Bu tarz girişimlerinin bazı eserlerinde başarılı olduğu dikkate alındığında o, yeni edebiyatın ilk müjdecilerinden sayılabilir. İzzet Molla'nın zeki, nüktedan, sözünü esirgemeyen, mizaha ve latifeye düşkün, zevk ve eğlenceyi seven kişiliğiyle divan şiirinin son şairlerinden olduğu onun hakkında bilgi veren kaynaklarca kaydedilmektedir.

Eserleri: Gülşen-i Aşk, Mihnet-Keşân, Dîvân, Lâyihalar, Devhatü’l-Mehamid fî Tercimeti’l-Vâlid, Şerh-i Elgâz-ı Râgıb Paşa

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Zülfündedir benim baht-ı siyahım
Sende kaldı gece gündüz nigâhım
İncitirmiş meğer ki seni âhım
Seni sevdim odur benim günahım
Aşkını saklarım gönlümde nihan
Gizlice gizlice ağlarım heman
El gibi cefadan söylemem figan
Seni sevdim odur benim günahım
Müptelayım senin ahu gözüne
Bakıp bakıp ah ederim yüzüne
Anladım uymuşsun eller sözüne
Seni sevdim odur benim günahım
 
Leyla Hanım

19yy


İstanbul'da doğmuştur. İyi bir aileden gelen Leylâ Hanım, 19. yüzyılın usta şairlerinden Keçecizâde İzzet Molla'nın akrabasıdır ve İzzet Molla'dan etkilenmiştir. Leylâ Hanım bazı şiirlerinde dayısı İzzet Molla'yı üstad olarak anar. Kaynakların Mevlevîlik’i benimsediğini bildirdikleri Leylâ Hanım İstanbul'da ölmüştür.

Son dönem divan şiirinin vasat sanatçılarından olan Leylâ Hanım edebiyat tarihimizdeki yerini hanım şair olmasına borçludur. Şiirlerinde bir Mevlevî şeyhi olan Şeyh Gâlib'in etkisi görülür. Divan şiiri gazellerinin ana teması olan aşkı Leylâ Hanım da gazellerinde işlemiştir. Bazı gazellerinin sonunda Mevlânâ anılmış olmakla birlikte, onun daha çok beşerî aşkı işlediği görülmektedir. Hatta gazel ve şarkılarında konu gereği dile getirdiği sevgi, içki ve eğlence meclisleri bir kadın olarak onun yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. Hem dayısı hem de hocası olan İzzet Molla'dan birkaç şiirinde söz eden Leylâ Hanım, onun bazı beyitlerini tazmin ve bir gazelini tahmis etmiştir. Ayrıca divan şiirinin Bakî gibi eski usta şairlerinden bazılarına nazire yazan Leylâ Hanım, döneminin şairlerinden bazılarının şiirlerini de tanzir etmiştir.

Eseri: Dîvân.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.



Yanarsam nâr-ı aşkınla yanayım ya Resûlallah
Ezelden bağrı yanmış bir gedâyız yâ Resûlallah
Hevâ-yi nefsime tabî olup pek çok günah ettim.
Huzûra hangi yüz ile varayım, yâ Resulallah
Harîm-i ravzanâ sürmüş iken ruy-ı siyahım ah
Yine cürm ü günaha mübtelâyım, yâ Resûlallah
Kapmda boynu bağlı bir esirim destgîr ol sen
Garibim bîkesim bî dest ü payım yâ Resûlallah
Kulun Leylâ'ya şahım, var iken dergâh-ı ihsanın
Varıp ben hangi şâhâ yalvarâyım, yâ Resûlallah



Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün
 
Yenişehirli Avnî

19.yy
Kaynakların hakkında fazla bilgi vermedikleri Avnî Yenişehir'de doğmuştur. Adı Hüseyin'dir. İyi bir aileden geldiği bilinen Yenişehirli Avnî, doğum yerinden ayrılıp İstanbul'a geldikten sonra çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş; bir ara divan katibi olarak Bağdat'a gitmiştir. Kaynaklar, Avnî'nin, İstanbul'a döndükten sonra eşini ve oğlunu arka arkaya kaybetmesi üzerine ömrünün geri kalan kısmını derbeder ve maddî sıkıntı içerisinde geçirdiğini yazarlar. Bu bilgilerin yanı sıra, Avnî'nin Mevlevîlik’i benimsediği, derviş yaradılışlı olduğu için eserlerini düzenleyip yaşarken yayımlayamadığı onunla ilgili söylenenler arasındadır.

Edebî Kişiliği

Avnî, eski geleneğe bağlı kalmakla birlikte, divan şiirinin 19. yüzyılda yeni bir görünüm kazanması için eskinin çağın gerekleri doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğine inanan, bu nedenle de yeni bir söyleyiş arayışında olan bir şairdir. Ancak, alçakgönüllü, iddiasız bir şair olması ve yazdıklarına fazla özen göstermemesi nedeniyle Osmanlı şairleri arasında layık olduğu yeri alamamıştır. Ayrıca döneminin birçok şairi gibi o da şiirlerinde laubaliliğe düşmekten, zaman zaman sıradan bir şair olmaktan kurtulamamıştır. Bu duruma rağmen gerek kendi döneminde gerekse sonraki dönemlerde iyi şair olarak itibar görmüştür.

Eserleri: Dîvân, Âb-nâme, Mir’ât-ı Cünûn, Âteşkede, Nihân-ı Kazâ.
 
Şeref Hanım

19.yy

İstanbul'da doğmuştur. Kaynaklar hakkında fazla bilgi vermezler. Ancak, Dîvânında bulunan padişah II. Mahmud'a ve Valide Sultan'a yazdığı övgülerden, hayatının maddî sıkıntı içinde geçtiği anlaşılmaktadır. Kaynaklardan ve şiirlerinden öğrendiğimiz kadariyle Şeref Hanım dindar ve Mevlevî tarikatına mensup bir kişidir. Dîvânında Mevlânâ ve Mevlevi büyükleri için yazılmış şiirleri vardır.

Dîvân hem muhteva hem de dil ve ifade özellikleri yönünden Şeref Hanım'a kadın şairlerimiz arasında önemli bir yer kazandırmıştır. Onun şiirlerinde yenilik bulunmamakla birlikte, eskinin başarıyla tekrar edildiği görüşünü kaynaklar paylaşırlar. O da dönemin modasına uyarak eski ve yeni birçok şaire nazire yazmıştır. Son olarak, Şeref Hanım'ın dönemindeki şairlerin çoğundan başarılı olduğu, özellikle, aruza hakimiyeti, kusursuz söyleyişi, duygu ve hayal inceliğiyle döneminin öteki hanım şairi Leylâ Hanım'dan daha üstün olduğu söylenebilir.

Eseri: Dîvân.

Kaynak: Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Basımevi, Ankara 2002.


Temayülün kime cânâ bilinmedi gitti
Tabiatın dahi bâlâ bilinmedi gitti
Ser-i rehinde mi, zülfünde mi vatan tuttu
Karargeh-i dil-i şeydâ bilinmedi gitti
Rümûz-i aşkı bilen, bilinmeyene eder ikrar
Nedir hakîkati amma bilinmedi gitti
Bilindi derd-i dili, bülbülün figanından
Gülün başındaki sevda bilinmedi gitti
Kimin esîri kimin âşık-ı fikendesidir
Şeref dedikleri rüsvâ bilinmedi gitti



Açıklama: Vezni: mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün
 
Geri
Üst